KEREM

MAZİYE YOLCULUKLAR – 129

 

 

            Kitaplığın rafında akşamdan beri çalmayan telefon, özel müziği ile sessizliğini bozdu.

Elimdeki Ahmet Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiir kitabını sehpanın üzerine bıraktım.

Kalktım. Telefonu raftan aldım. Ekrana baktım. Kâhta’dan arıyorlardı.

İçimden bir şeyler koptu… Sabah sabah kara haber verecekler, dedim kendi kendime…

 

            Bu güne kadar dostça “nasılsın” diye soran olmadı.

İşi düşen aradı… “Acı haber”, “kara haber” vermek için aradılar.

Bu gerçeklik çıkarcılığımızı, zavallılığımızı, insani erdemleri unuttuğumuzu gösterir.

            İsyan ettim bu tip ilişkilere çoğu zaman…

 

Annem öldü! Diye bağırdım. Annemi sormayın!

Benim dağ gibi babam var. Onu sorun. Bir kişi de babamı sorsa ne olur?

            Dostluklar, arkadaşlıklar, akrabalıklar ölmüşse; bir fatiha da benden…

Ben anılarımla yaşarım. Yeni dostlar ararım.

            Ben tüccar, ben cambaz değilim…

 

Tiksiniyorum; ikiyüzlü dostluklardan, arkadaşlıklardan, akrabalıklardan… 

Kelaynak kuşları gibi azalsa da gerçek dostluklar, elimde fenerle değil 500’lük ampullerle adam gibi adamları ararım… Bulursam öper, başıma taç yaparım…

Bulamazsam, döner mazide yaşarım.

Kitaplarımla omuz omuza son mesken, kara toprağa koşarım…

 

Telefonu açtım. Kâhta’dan gelen ses “Kerem öldü” dedi.

Kara haber, 2005 yılının ilk ayında, sabahın köründe, bu gurbet ellerinde kurşun gibi bir hava estirdi…

Yüreğim sıkıştı… Tüm kara haberler,  acı olaylar mengene olur bu garip,  bu yaralı yüreğimi her seferinde sıkıştırırlar…

 

Gözlerimden tane tane yaşlar akmaya başladı.

— Kerem öldü…

— Kerem, Hasan Dayının oğlu Kerem öldü…

İğnesi takılmış plak gibi yukarıdaki iki cümleyi tekrarladım durdum…

 

Kendi kendime sormaya başladım:

— Kerem nasıl yaşadı? Kerem, bir ömrü kimin için yaşadı?

Mesela, Kerem bir lüks lokantada kaç lira ödeyeceğini hesaplamadan, ailesiyle hiç yemek yedi mi?

Aynı soruyu hepimiz kendimize soralım ve dürüstçe bu soruyu yanıtlayalım.

 

Kerem, marka olmuş elbise ve ayakkabı satan mağazalara hiç girdi mi? Kendisini ve çocuklarını bu mağazalarda giydirebildi mi?

Aynı soruyu aynanın karşısına geçelim ve kendimize soralım.

Soruya dürüstçe yanıt verelim.

 

Kerem, ailesiyle birlikte Antalya’ya, Marmaris’e, Kuşadası’na, Çeşme’ye, tatile gitti mi?

Her yıl ayrı yerlerde tatil yapabildi mi? 

Aynı soruyu biz kendimize soralım.

 

Kerem, uçaklarla, gemilerle dünyanın tatil beldelerine gitti mi?

Ailesini götürebildi mi?

Ya biz?

Nerelerde tatil yaptık?

 

Kerem Uludağ’da, Palandöken’de ve İsviçre dağlarında kayak kaydı mı?

Ya biz kaydık mı?

Kerem, ailesiyle tiyatroya, sinemaya, baleye,  konsere, sergilere,  müzelere hiç

gitti mi?

Biz de bu soruyu kendimize sorarsak, ne cevap veririz?

 

Kerem kaç kütüphanenin havasını soludu?

Kaç kitap okudu?

Bilmediklerini öğrenebilmek için kaç ansiklopedi karıştırdı?

Ya biz?

Bu sorulara,  bunlara benzer sorulara verebileceğimiz yanıtımız bellidir; Hayır!

 

Hayır yanıtı, insanca yaşadık mı sorusunun yanıtıdır.

İnsanca bir ömür yaşamak, insan gibi yaşamak…

İnsanca yaşamadan ölüyoruz…

Zor bir hayat yaşıyoruz…

Çok kolay, çok ucuz ölüyoruz…

 

Ölüm haberinin ağır havası altında dünümüze, çocukluğumuza geri döndüm.

Bakkal Osman’ın tam karşısında, Osman Özdemir’in kahvesi vardı.

Kerem’in babası Hasan Dayı, kahvenin önünde çarkıfelek çevirirdi…

Biz çocukların dilinden düşmeyen “lore lore” sözcüklerini çarkıfeleği çevirirken Hasan Dayı bağıra bağıra söylerdi.

Biz  “lore lore” demeyi Hasan Dayı’dan öğrendik.

 

Kerem çocuk, önünde tahta sandık boya yapardı. Fırça sallardı. Ekmek parası kazanırdı.

Kerem büyüdü. Boya sandığı da büyüdü. Sarı bir maden tahtanın üstüne giydirilmişti.

Boya şişelerinin kapakları sarı madendi. Kerem, o sarı madenleri siler parlatırdı… Bakınca insanın gözleri kamaşırdı.

 

Kerem Türkiye petrollerinde iş buldu.

Gurbetlik başladı.

Türkiye’de petrol aranan her ile her ovaya, her dağa ekmek parası için gitti.

 

1976 yılında Edirne Süloğlu’nda askerdim. Ziyaretçin var, dediler. Nizamiyeye gittim. Kerem ve Bedir Genç beni görmeye gelmişlerdi.

Şaşırdım:

— Ne işiniz var Edirne’de?

— Petrol aramaya geldik, dediler.

 

Çocuklarını okutmak için çalıştı…  Ev yapmak için çalıştı… Çocuklarının yarınını kurtarmak için çalıştı…  Onlarca yıl çalıştı. Yaşamadı… Çalıştı…

Dağ, bayır demeden, yaz kış demeden hep çalıştı.

Vücudu yıprandı. Hastalandı.

 

Kerem hiç yaşamadı. Çocukken, gençken babası için çalıştı.

Evlendi. Yine yaşamadı. Hanımı için çalıştı.

Kerem’in çocukları oldu. Yine yaşama olanağı bulamadı. Bu kez çocukları için çalıştı.

 

Kerem yaşamadan öldü…

Kâhtalı hemşerilerimin, binde, on binde kaçı hayatın tadını çıkardıktan sonra, bu dünyadan gönül rahatlığı içinde ayrılıyor…

 

Kerem seni unutamam…

Meşhur kahkahaların, yoksulluğa direnmelerin, gurbet ellerde geçen bir ömür…

Yaşamadan gittin Kerem… Bizler de yaşadığımızı sanıyoruz…

Yaşamadığımızın farkına varamadan ölüyoruz…

                

                            

             KEREM’E AĞIT

 

Bu hasretlik düşürecek vereme,

Yetmedi mi ödediğim cereme?

Mezar kazın yakın olsun Kerem’e,

Ölüm bari gurbet elde kalmasın…

                                              

Lore lore Kerem lore,

Dönmüyor ki giden geri,

Senden önce gidenleri,

Gör de selam söyle benden…

 

Şu ömrümüz geldi geçti yel gibi,

Aktı durdu gözyaşımız sel gibi.

Kâhtalıyız gülemedik el gibi,

Ölüm bari gurbet elde kalmasın…

 

Lore lore, Kerem lore,

Dönmüyor ki giden geri.

Senden önce gidenleri,

Gör de selam söyle benden…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir