MAZİYE YOLCULUKLAR – 274
BÜYÜK KAVGA
Sabah, Kâhta Belediyesi encümen toplantısı vardı. Osman Ağa CHP meclis üyesinden üç kişiyi satın almış, partisi mecliste çoğunluğu sağlamıştı
Kâhta tarihinde ilk defa güç birliği yaparak CHP adına seçime giren rahmetli Hacı Yusuf Erdem’e seçimi kazandırmıştık.
Bir yılı doldurmadan başkanı görevden düşürme planlanıyordu.
Başkanın kardeşi Sırrı Erdem, bana geldi. Durumu anlattı. Benden yardım istedi.
Olayın ciddi olduğunu, Osman Ağanın planını bozmak için devrimcileri tek başına kavgaya sürmeyeceğimi söyledim.
Engellemeyi Osman Ağanın kendine yedirmeyeceğini bilmek için kâhin olmaya gerek yoktu.
Benim, dükkâna saldırı ihtimaline karşı tedbir almam gerekiyordu.
Bir kavga anında, kendi adamlarının da katılmasını istedim. Toprak kulübün üstüne beş uzun namlulu silah kullanacak adam koymasını istedim. Toprak kulübün içinde ve belediye çevresinde silahlı adam bulundurmasını şart koştum. Kabul etti.
Ben devrimci arkadaşlarla belediyenin önüne gittim.
Meclis toplantısı başladı. Satılan üç CHP’li encümen üyesi gelmedi.
Kâhta küçük yerdi. Her haber çabuk yayılıyordu.
Bana bir arkadaş haber getirdi:
– Satılan üç encümen iki kilometre ötede bir işyerinin gölgesinde oturuyorlar.
Osman Ağa:
– Toplantı başlayacak. Kalkın belediyeye gidin” demiş.
Parayla saf değiştiren üç encümen:
– Ağam, devrimciler Cantekin’in öncülüğünde belediyenin önünde oturmuşlar. Gidersek bizi vururlar. Önce sen git, seni öldürmezlerse biz de geliriz,”demişler.
Osman Ağa ilginç bir cevap vermiş:
– Onların hedefi benim. Gidersem beni delik deşik ederler. Ben gitmem.
Satılan encümenler:
– Seni vuran devrimciler, bize hoş geldiniz diye ayağa kalkıp önlerini iliklemezler. Ağayı delik deşik etmeyi göze alanlar, bizi mermi manyağı eder, demiş.
Ben gelmeyeceklerini öğrendim. Encümen toplantısı olumlu geçti. Tek olumsuz oy çıkmadı.
1975 yılında gazetelere de yansıyan Osman Ağa ile büyük kavgamızın nedeni belediye başkanın düşürülme planını bozmamızdı.
Bu yenilgiyi hazmedeyemeyen Osman Ağa savcıya gitmiş. Beni şikâyet etmiş.
Ben belediyenin önündeki parkta bulunan KÂHTA DEVRİMCİ KÜLTÜR DERNEĞİ’NİN önünde arkadaşlarla oturuyordum. Sohbet ediyorduk.
Adıyaman ve ilçelerinde bulunan, devrimci derneklerin Adıyaman’da toplantısı vardı. Güç birliği konusu tartışılacaktı. Kâhta adına toplantıya ben gidecektim. Araba bekliyordum.
Karşımızda bulunan Hükümet Konağının bizim tarafımıza bakan kapısından Yüzbaşı ve kuşanmış on jandarma çıktı. Merdivenlerden inmeye başladılar.
Benim işyerimi aramaya geldiklerini tahmin ettim.
Bir genç arkadaşı yanıma alarak işyerime koştum.
Başıma dert açacaklar bir kutudaydı. Arkadaşa kutuyu verdim, yüzbaşı gelmeden sağlam bir yere gönderdim. Dükkân artık temizdi.
İşyerinin kuzey kapısında bekliyordum. Yüzbaşı kuşanmış on jandarma ile geldi. İşyerimin arayacağını söyledi.
Cevabım kesindi:
– Savcılık kararı olmadan işyerimi aratmam!
Yüzbaşı elindeki dosyayı uzatarak:
– Buyurun savcılık kararı!
Dosyayı aldım. Savcılık kararını okudum.
Yazıcı jandarma, şikâyetçinin dilekçesini de savcılık kararına eklemişti. Yüzbaşının haberi olsaydı, kesinlikle bütün dosyayı bana vermezdi:
-Mahmut Cantekin komünisttir. Yasak kitap satıyor. Komünist Kürtçe ve Türkçe kaset çalıyor. Deniz Gezmiş’in arkadaşıdır. Birkaç silahı ve el bombaları vardır. Siyah deri çantanın içinde akşamları eve götürür. Sabah işyerine gelince getirir. İmza Osman Turanlı.
Dosyayı yüzbaşıya verdim:
– Buyurun araya bilirsiniz.
İşyerinin içinde olan kardeşime seslendim:
– Ahmet, Yüzbaşıya yardımcı ol.
Yüzbaşı ve birkaç asker arama yapmak için işyerine girdiler.
Osman Ağanın dilekçesi beni çıldırtmıştı.
Ceza evi alışkanlığımdır. Bir karar vereceğim zaman volta atarım.
İşyerinin önünde volta atmaya başladım. Ne yapmalıyım diye düşünürken Osman Ağa ve yanındakiler Şükrünün değirmenin olduğu yoldan gelip eski kaymakamın evini geçtiler. PTT’nin önüne geldiler. Osman Ağa M.A. Turanlı, M. Turanlı önde olmak üzere kırk kişi vardı. Kalabalık Osman Ağanın evine doğru dönmeden, sokağın ortasına geçip durdum. En yüksek sesimle bağırdım:
– Kim beni şikâyet etmişse…
Osman Ağa bana karşılık verdi:
– Seni ben ihbar ettim! Seni ben ihbar ettim!
Karşıda kırk kişi vardı. Yarısı silahlıdır diye düşünecek durumda değildim. Gençtim. Öfkeliydim. Duygularım aklın önüne geçmişti.
Onlara doğru koşarak yerde taşların bol olduğu yerde durdum. Taş atmaya başladım.
Altı kişi bana doğru tabanca namlularını doğrultup kurşun sıkmaya başladı. Diğer adamları taş atıyorlardı.
İşyerimi on askerle aramaya gelen yüzbaşı, dükkânımda tezgâhın altına girdi. Dokuz asker kaçtı. Yakın arkadaş olduğum Adanalı asker kendini bana siper yaptı.
Bağırdı:
– Cantekin Ağabey, kurşuna karşı taşla gidilir mi?
Diye yalvarmaya başladı. Ben Adanalıyı çok seviyordum. Ben ona yalvarmaya başladım:
-Sen git, sana bir şey olmasın!
Adanalı yiğit askere çok yalvardım. Kendisini ölüm pahasına bana siper etmeye devam etti.
Kurşun sesine belediye parkındaki gençler önce geldi. Osman Ağaya ilk taşı vuran okula gönderdiğim S. Naçar’dı. Toprak kulüpteki CHP ilçe başkan, akrabaları, arkadaşları geldi. Fırsattan istifade Ağadan nefret edenler de kalabalığa karıştı. Taş atmaya başladılar. Ağalara ve adamlarına yağmur gibi taş yağıyordu. Adanalının beni korumasına gerek kalmadı. En az bin kişi toplandı.
Ağa, akrabaları ve adamları ile birlikte kaçıp üç katlı evinin bahçesine sığındılar. Yüksek duvarın arkasına sığındılar. Duvarın üstünden kalabalığa taş atmaya, kurşun sıkmaya devam ettiler…
En az bin kişinin taş yağmuru yağdırdığı kavgam, halk ayaklanmasına dönüşmüştü.
Adıyaman’dan çok kalabalık bir askeri güç Kâhta’ya geldi. Olaya müdahale etti.
Ağalardan on kişi gözaltına alındı. Hükümet konağının bodrumundaki nezarete atıldılar.
Biz nezarette on üç kişiydik. Jandarma koğuşunun yanındaki başçavuşun odasını boşaltıp bizi koymuşlardı. Ben, kardeşim Ahmet, CHP ilçe başkanı ve akrabaları vardı.
Bir gün sonra bizi toplu olarak savcının odasına aldılar.
Osman Ağa:
– Biz komşuyuz. Hemşeriyiz. Kimseden şikâyetçi değiliz.
Başkan Ramazan Yıldırım:
– Biz de kimseden şikâyetçi değiliz.
Ben şikâyetçiyim, altı kişi bana kurşun sıktı, diyecektim. Sevgili CHP ilçe başkanı Ramazan Yıldırım sözümü tamamlamadan kesti:
– Onlar şikâyetçi değilse, biz de şikâyetçi değiliz.
Hepimizi serbest bırakıldık. Herkes evine giderken, ben kurtarıcımı, yiğit Adanalı Askeri sordum:
– Arkadaşın akşam aşağıda Osman Ağanın sırtına bindi. “Bu güne kadar sen halkın sırtına bindin. Bu akşam halk olarak ben senin sırtına bineceğim,” dedi. Bindi. Koridorda çok gitti geldi. Ağa şikâyet edince Damlacık Karakoluna sürgün ettiler.
Dava Yargıtay’a gitmiş.
Yıllar sonra bana verilen cezanın onandığına dair evraklar geldi.
Dava nerede görüldü? Ne zaman karar verildi? Hangi mahkeme verdi?
Bildiğim tek şey, gözaltında ifadelerimiz alınmadı. Şikâyetçi olmayınca ifade almadan bıraktılar.
Hiçbir mahkemeden davan var yazısı gelmedi…
Burası Türkiye!