MAZİYE YOLCULUKLAR – 275
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN TORUNLARI
Uğruna yıllarımı verdiğim hareketler, İttihat ve Terakkinin torunları çıktı.
Ben cahildim!
Bilinçsizdim!
İntikam duygusunun kör ettiği bir gençtim!
Hepsini kabul ediyorum!
Onlar yalanlarla, dolanlarla bizi kandırdılar!
İki yüzlülükle, kahpece bizi kandırdılar!
Yıllarımızı çaldılar.
Gençliğimizi çaldılar!
Ailelerimiz büyük acılar çekti.
Acılara dayanamayan büyüklerimiz kahırlarından öldüler!
Bu uzun, çileli, ihanet dolu yürüyüşten dönüp geriye bakıyorum:
Namuslular öldürüldüler!
Zindanlarda çürütüldüler!
Aile hayatları baskılar yüzünden dağıldı.
70-80 yaşına zar-zor gelen bir avuç insandan zulümlerini eksiltmediler.
Yıldıramadıkları için çıldırdılar. Bu içlerine kanserden daha büyük dert oldu. Bükemedikleri eli öpme alışkanlığı da yok bu şerefsizlerde…
Dövmek, sövmek, işkence etmek, aç bırakmak, suçsuz yaşlıları tehdit etmek, işkencede anneni, eşini, kızını getirip çırılçıplak soymakla korkutmaya çalışmak bu barbarların, insanlıktan nasibini almamış, kendini efendi gören soysuzların küçüklük komplesinden kaynaklanan hastalığıdır. Gördüm. Yaşadım. Tanıklık ettim.
Tüm hayallerimde başarısızım!
Yaş 72 oldu. Geldik, direndik, gidiyoruz.
60 yıl sevdamın onurlu bir neferi olmak için çırpındım.
Adıyaman’daki Pirin Palas işkence hanesine düştüğümde, beni kaç kere gözaltına aldıklarını sordular.
Sabahtan akşama kadar vardiyalı bir şekilde işkence yapıyorlardı. Özellikle elinde at kırbacı olan kahpe kasığında üreme, nöbet değişimi de yapmadı. Kin ve nefretle kırbacı bacaklarıma, kollarıma, sırtıma ve kafama sallıyordu.
Kafama sallanan kırbaç, kafamın etrafını sert bir şekilde sarıyordu. İki gözümde yıldızlar uçuşuyordu.
Konuşmamam, dirençli tavrım, kendini efendim sanan barbara büyük dert olmuştu. Çıldırıyordu. Ağzı keneften farksızdı. Çok adice küfürler ediyordu. Elleri bağlı, gözleri bağlı bir insanı on kişiyle birlikte dövmek, sövmek kahramanlık olmuştu namustan nasip almamış namussuzlara…
Kahraman görmemişlerdi. Kahramanlık nedir bilmiyorlardı. Ellerini, gözlerini bağladıkları tek kişiye karşı hindi sürüsü gibi kabarıyorlardı.
Kırbaçlı günün son saatlerinde işkenceciler, beni kaç defa gözaltına aldıklarını sordular.
Beynimdeki kırbaç darbeleri neredeyse adımı bana unutturacaktı:
– Faşist köpekler, bende beyin mi bıraktınız? Bilmiyorum.
Kırbaçlı, kudurmuş gibi dövmeye, sövmeye başladı.
Sonra gözaltına aldığı yerleri dosyada okuyup saydılar.
Bu güne kadar 55 defa beni aldıklarını söylediler.
Yıl 1983’tü. 1980 ve 1981 yıllarının barbarlığı biraz azalmıştı.
Beni daha önce yakalamak için çok çırpınan, çok arkadaştan beni soran kuduz Kara Bela vardı. O beni öldürmeye yemin ettiğini söylüyormuş. Onu yakalayıp öldürmezsem karımı… Demiş.
Elli yıl geçti. Hala karısını gönderecek diye yollara bakıyorum.
Çay içirip gönderirdim. Onun seviyesine inmezdim.
O günden bu güne dek gözaltına alınmalarım yok bu sayıda…
Tam saymadım ama kayıtlı kayıtsız yüzden fazla beni gözaltına aldıklarını biliyorum.
Sonuç: Geride kalan yoldaş dediğim sürüyle hain, yorgun, bezgin, çıkarının kölesi zevat.
Sonuç: Yitirdiğim gencecik yiğitler, hapishanede ziyaret edemediğim, bir sigara parası bile gönderemediğim boyun eğmeyen canlar.
Şiir yazmaktan, yazı yazmaktan başka elimden bir şey gelmiyor. Bir ihtiyar, olmak, çok zoruma gidiyor.
Ne faşizmi yok edebildim ne doğanın kanunlarını alt edebildim.
Umut yarınlarda, dedik, yazdık, bağırdık.
Umut yolculuğu, çilesinin karşılığını almalıydı. Bu kadar can verilirken bir adım bile ileriye gidememek zoruma gidiyor.
Kendimizi kandırıp şunu başardık, şunları elde ettik demek dürüstlük olur mu?
Altmış yıla yaklaşan mücadelede yitirdiklerimize bakın.
Neler verdik neler?
Adıyaman’ın Şeğler köyünde vekil öğretmendim. Atanmam yapılmadığı için vekillik yaptım. Adıyaman’a gidip gelen bir genç arkadaşım şöyle demişti: Bir yıl sonra özgür olacağımızı söylediler. İki keleş, dört tabanca bana gösterdiler.
Bir yıl sonralarla biz bizi kandırdık.
Birçok yiğit dostumuz eğilmeden bu güne geldi!
Faşizm yakamızı hala bırakmıyor. Vız gelir! Boyun eğersem bana lanet olsun.
Hastalıklar. İşkencenin bıraktığı hastalıklarla mücadele ediyorum yıllardır.
İyi kötü bu güne geldim. Onurumdan taviz vermedim.
Diyarbakır cezaevinde yattım.
Türkiye’de tanınmış lider yiğitlerle, lider itlerle birlikte kaldım.
Sahtekâr liderlerin üzerlerine bilinçli ifade verip ceza evine düşürdüğü, içerde mürit haline getirmeye çalıştığı yüzlerce işçi, köylü ve öğrenci garibanları gördüm.
Atalarının katillerine âşık cahil olduğumu 1980 yılından sonra anladım.
Tek başıma şiirle, yazıyla yürümeye çalıştım.