MAZİYE YOLCULUKLAR – 292 / HAVALANDIRMA YA DA BAHÇE

MAZİYE YOLCULUKLAR – 292

 

HAVALANDIRMA YA DA BAHÇE

 

            Mersin cezaevinde havalandırmaya çıkmanın adı bahçeye çıkmaktır.

            Birinci katta olan koğuşların genellikle bahçesi vardır.  

Sabahın belli bir saatinde demir kapı açılır. Akşamüstü belli bir saatte demir kapı kapanır.

Kapının açık olduğu saatlerde, isteyen istediği saatte bahçeye çıkar, koğuşa geri döner. Bahçede isterse oturur, isterse volta atar. Kısıtlama yoktur.

 

Bizim koğuş cezaevinin üçüncü katında olduğu için bahçesi yoktur.

Bizim koğuş için birinci katta bir bahçe ayrılmış. Bizi oraya çıkarıyorlar.

Saat 13.30’da bahçeye çıkıyoruz. Saat 15.00’te koğuşa dönüyoruz.

Çay demlendiği için bu saatte koğuşa geri dönüyoruz. Genellikle eski mahkûmlar, “çay saati geldi, gidiyoruz” diyorlar. Bir iki itiraz da para etmiyor.

Birlikte geliyoruz. Birlikte gidiyoruz. Canı isteyen gider, canı isteyen kalır gibi bir durum yok.

Üçüncü kattan iki aramadan geçerek gardiyan eşliğinde gelip gidiyoruz.

Canı koğuşa dönmek isteyen her kişi ile gardiyan ayrı ayrı yukarı çıkıp inerse 20–30 sefer gidip gelmesi gerekir.  Bu da olmayacak bir şeydir.

 

Cezaevlerinde bahçeye çıkmak temiz hava almaktır.

Bahçeye çıkmak, yüksek duvarların içinde de olsa gökyüzünü demir parmaksız seyretmektir.

Bahçeye çıkmak, kalabalık koğuşlarda bir süre gürültüden kurtulmaktır.

Bahçeye çıkmak, kendini dinlemek, dertlerinle baş başa kalmaktır.

Bahçeye çıkmak, bazı mahkûmlar için özgürlüğün ne kadar değerli bir şey olduğunu, kendi kendine itiraf etmesidir.

Hele iftira kurbanları için bahçeye çıkmak, özgürlüğünü elinden aldıranlara bedduadır.

Bahçeye çıkmak, özgürlüğe özlemini kat kat arttırır.

Bahçeye çıkmak, denizin maviliğini yüreğinde his etmektir.

 

Sabahattin Ali’nin “Aldırma Gönül Aldırma” şiirinde dediği doğrudur:

 

Görmesen bile denizi,
Yukarıya çevir gözü,
Deniz dibidir gökyüzü,
Aldırma gönül, aldırma…

             

            Aldırmamak düşüncelerinden dolayı yatanlara mahsustur.

            Havalandırmaya çıktığımız bahçeyi anlatayım. Bahçenin boyu yirmi adımda bitiyor. Eni on adımdır. Gözlerinizin önüne dikdörtgen bir kuyu getirin. Üstü açık kuyudasınız.

            Bir tarafınız pencereli, karşısı penceresiz yüksek duvarlar.

            Duvarların üstü yuvarlak örülmüş tel örgülerle çevrilidir.

 

            Pencerelerin bulunmadığı duvarlara iki üç metre aralıklarla çiviler çakılmış. Bu çivilerin arasına çamaşır ipleri gerilmiş.

            Bahçeye çıktığımızda, yıkadığımız çamaşırları getirip bu iplerin üstüne atıyoruz. Kurutmaya çalışıyoruz. Kalın çamaşırlar kurumuyor.

           

            Cezaevi kantininde küçük el radyoları satılıyor. Bu radyoların kulaklıkları da birlikte veriliyor.

            Bazı mahkûmlar kulaklıklarını takarak müzik dinliyor. Bazı mahkûmlar da müziğin sesini sonuna kadar açıyorlar.

            Üç dört radyodan son ses ve ayrı müzik çıkınca, müzik ruhun gıdası olmaktan çıkıyor. Müzik ruhun işkencesi oluyor. Bu sesler çekilmiyor.

 

            Ağustos ayındayız. Koğuş çok sıcak.

Kalabalık ve kapalı yer, hava sıcaklığını dışarının on – on beş derece üstüne çıkarıyor. Bahçede temiz hava var.

            Hele de biraz esinti olunca, bahçe insana yayla gibi geliyor.

           

            Bahçedeyim. Duvarın en sakin yerinde, gölgede tek başıma oturmuşum.

Dizimde dert ortağım defterim var. Bu satırları yazıyorum.

            Bahçeye her çıktığımda defterimi ve kalemimi yanımda getiriyorum.

Koğuşta ve bahçede en iyi arkadaşlarım defterimle kalemimdir. Özlemim, isyanım, gözyaşım şiir ve yazı olarak deftere akıyor

Bu bahçeye her çıkışımda ya şiir ya da bir yazı yazdım.

Koğuşta da gece gündüz masa boş olunca, ya şiir ya da bir yazı yazıyorum.

Düşünüyorum, yazıyorum. Yazıyorum, düşünüyorum…

                                  

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

 

10 Ağustos 2013 / Cumartesi / Saat 14.45

 

 

 

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir