NAMUS

 

 

6 Eylül 1975 depreminden önce Lice’nin yerleşim alanı kuzeydeki dağların yamacıdır.

Deprem, dağın yamacında yapılmış bu evleri yerle bir etmiş.

İki bin beş yüz insan ölmüş…

 

Aşağıdaki düzlükte planlı bir Lice kurulur.

Her barakanın bahçesi vardır. Bu bahçelere herkes kendi zevkine göre ağaç dikmiştir. Yirmi yaşına gelen bu ağaçlar, Lice’ye yemyeşil bir görünüm kazandırır…

 

Yıl 1993. Mevsim ilkbahar. Lice’de doğa yemyeşil bayramlığını giymiş, toprak mis gibi kokuyor.

Bu ilkbahar mevsiminin güneşli bir gününde, tüm Lice’ye acı ve çirkin bir haber yayıldı

Çoğu insan böyle bir habere inanmak istemedi. Haberin doğru olduğu meydana çıkınca, herkes şaşırdı. Üzüldü… Kızdı… Öfkelendi…

 

Kelvan mahallesinde oturan iki çocuk annesi bir kadının kapısı çalınır. Kadın kapıyı açar.

Karşısındaki komşularından bir erkektir:

— Baban ve ağabeyin dağdakilerin elindedir… Şu mıntıkadalar. Yakındır. Bir konuda senin görüşlerini almak istiyorlar. Beni, seni götürmem için gönderdiler.

Kadın:

— Eşim iştedir. O gelsin beraber gidelim.

— Eşini bekleyecek vaktimiz yok. Hemen al gel, dediler.

 

Kadın inanır. Komşusu ile birlikte o mıntıkaya doğru giderler. Kimsenin olmadığı o mıntıkada kadını kaçırır, götürür…

Kadının kocası işten eve gelir. Eşini bulamaz. Komşulardadır diye bekler. Gelen olmaz. Akşam olur, gelen olmaz. Akrabalar toplanır. Birlikte kadının izini sürerler.

İz bulunur. Kaçıran kişi tespit edilir…

 

Aile meclisi intikam kararı alır. Erkekler silahlanır. Kaçıran kişinin babasının oturduğu köye toplu halde giderler.

Evlerde adamı ararlarken, dağdakilerden bir grup köye girer. Silahlı adamların evlere girişini gören grubun başındaki kişi sorar:

— Ne yapıyorsunuz? Bu ne iştir?

 

Adamlar içlerini dökerler:

— Bu köylü bir komşumuz bizim gelini kaçırmış… Bizim geline demiş ki; baban, ağabeyin dağdakilerin elindedir… Şu mıntıkada seni bekliyorlar… Sana bir şey soracaklar. Beni, seni götürmem için gönderdiler. Bizim gelin de inanmış. Kocam gelsin, izin alayım, sonra geleyim, demiş. Yakındalar, hemen babanlarla beraber dönersin, demiş. Kandırmış. Kaçırmış. Namussuzun peşindeyiz. İntikamımızı alacağız. Biz onu arıyoruz.

 

Grubun başındaki kişi sormuş:

— Sizden başka burada adamınız var mı?

— Var.

— Hepsini çağırın. Şu büyük ağacın altında sizi bekleyeceğim. Konu çok önemlidir. Birlikte görüşelim. Birlikte bir karar alalım.

— Peki çağıralım.

 

Gelini kaçırılanlar, köyün içine dağılmış akrabalarını toplarlar ve büyük ağacın altına giderler. Toplantı başlar.

Grubun başındaki kişi:

— Sizleri çok iyi anlıyorum. Sizin anlattığınıza göre, bizim adımız kullanılarak bu kadın kaçırılmıştır.  Bizim adımıza bu suç işlenmişse, sorumluluk bizimdir. Bizler hemen bu duruma el koymak zorundayız. Sizlerden tek bir şey istiyorum. Siz bu olaya artık karışmayın. Bu dakikadan itibaren olaya el koyuyoruz. Sizler evinize dönün. Biz ikisini de nerede olurlarsa olsunlar yakalar, getiririz. Suçlu kimse cezasını veririz. Sonucu da size bildiririz. Sizler evinize dönün. Sakin olun. Merak etmeyin. Benim sizlere önerim budur.

 

Kadının kocası ve akrabaları birbirlerinin gözlerine bakarlar. Ailenin büyüğü söz alır:

— Biz kendi aramızda şu ilerdeki ağacın altında görüşelim. Sizin önerinize öyle cevap verelim…

Grubun sorumlusu:

— Buyurun. Gidin aranızda görüşün. Biz burada sizin kararınızı bekleyeceğiz. Benim önerim doğrultusunda karar alırsanız, işimizi kolaylaştırmış olursunuz. Duygusal davranmamanızı ve akılcı bir karar vereceğinizi umuyorum…

 

Kadının kocası ve akrabaları ilerideki bir ağacın altına giderler. Kendi aralarında uzun uzun tartışırlar. Öneriyi kabul etmeye karar verirler.

Onların yanına dönerler.

Ailenin büyüğü:

— Önerinizi kabul ediyoruz. Lice’nin içinde başımızı önde fazla gezdirmeyin.

— Siz merak etmeyin. İçiniz rahat olsun. Evinize dönün. En kısa zamanda bu sorunu bir sonuca bağlarız.

Kadının kocası ve akrabaları geldikleri arabalarla Lice’ye geri dönerler.

 

Grubun sorumlusu, arkadaşlarına köylüyü köy meydanında toplamalarını söyler.

Köylülerin çoğunluğu meraktan onların bulunduğu ağacın yakınında bekliyorlarmış… Konuşmaları izliyorlarmış… Kısa bir süre içinde, orada olmayan köylüler de ağacın altına çağrılır.

 

Grubun sorumlusu köylülere göz gezdirdikten sonra söze başlar:

— Arkadaşlar hepiniz konuyu biliyorsunuz. Bizim adımız kullanılarak komşusunun hanımı kaçıran kişi bu köydedir. Sizden bu adamı bize teslim etmenizi rica ediyorum.

Bir köylü ayağa kalkar ve elini kaldırarak söz ister.

Grubun sorumlusu:

— Buyurun seni dinliyoruz.

— Bu adam akşam bize misafir geldi. Yanında kadın yoktu. Bize böyle bir olaydan bahsetmedi. Yorgunum, dedi. Uyudu. Şimdi hala yatıyor. Bizim evdedir. İki arkadaş gelsin, getirelim.
            Grubun sorumlusu:
            – Sana teşekkür ediyoruz. Siz ikiniz arkadaşla gidin getirin.

            Kısa bir süre içinde adamı evden alıp getirirler. Adam büyük bir korku içindedir. Başına ne geleceğini, çevredeki benzer olaylardan tahmin ettiği anlaşılmaktadır.
            Grubun sorumlusu:
            — Hepinize teşekkür ederiz.  Sonucunu size bildireceğiz.

            Adamı alır giderler. Adam ilk sorgusunda, kadını Bingöl il merkezinde bir akrabasının evine bıraktığını söyler.
            Kadın Bingöl’den getirilir. Yüzleştirmeler yapılır…
            Sonuç açıklanır:
            — Kadın kandırılmıştır, hiçbir suçu yoktur. İki çocuk annesi bir kadını kaçırmaktan erkeğin infazına karar verilmiştir. Kadının kocası ve babası çağrılarak, kadın kendilerine teslim edilecektir.

            Erkek infaz edilir. Bir çukura gömülür.
            Kadının kocası ve babası gelir.
            Kocası, karısını çok sevmesine ve suçsuz olduğuna inanmasına rağmen dedikodulardan çekinerek karsını almak istemez…

            Kadının babası kızını alır, götürür…
            Çocuklar babasının yanında kaldılar…
            Puslu ortamlar kurtların, çakalların cirit atmasına sebep olur… Mutlu yuvaların yıkılmasına sebep olurlar…

            Evden Lice çarşısına her gittiğimde iki minik yavruyu, Dünya güzeli o iki masum çocuğu görürüm…

           Seven ve sevilen, suçsuzluğu kanıtlanmış kadının iki çocuğundan, eşinden ayrılmak zorunda kalması beni çok üzdü…

           Seven ve sevilen, iki çocuğuna hem annelik hem babalık yapmak zorunda kalan bu babayı her gördüğümde yüreğim yanar…

           Küçük yaşta anne sevgisine ve şefkatine hasret büyüyecek iki güzel çocuk, bundan sonra size iyi günler dilemekten başka elimden bir şey gelmiyor…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir