Sayın Bahtiyar Aydın, sen vurulduktan sonra basında çıkan birkaç iddiayı seninle paylaşmak istiyorum.
Yüksekova Çetesi’ni ortaya çıkaran eski Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, çarpıcı açıklamalar yaptı.
Haberi olduğu gibi alıyorum:
“Bahtiyar AYDIN’I bir PKK itirafçısının öldürdüğünü, sebebinin de Silahlı Kuvvetlerde bir kesimin şiddetten yana olduğunu, bir kesimin de şiddete, öldürmeye karşı olan, halkı kazanalım dediğini, Bahtiyar AYDIN’IN terörle mücadelede şiddete karşı olan bir insan olduğunu, bu nedenle öldürüldüğünü,”
“ Kahraman BİLGİÇ’İ Ben sorguladım. Bu itirafçı PKK’nın içinde bir dönem tabur komutanlığına kadar yükselmiş. Teslim olduktan sonra da JİTEM’İN eylemlerine katılmış. Bahtiyar Aydın’ı öldürdüklerini itiraf etti. Generali vurmak için Yüksekova’dan Lice’ye kendilerini Albay Hamdi P.’nin helikopterle götürdüğünü söyledi.”
Ben, yaşadığım bir anımı buraya eklemek istiyorum…
Sokağa çıkma yasağı kalktı. Kalbura dönmüş Demirçelik İlkokuluna gittim. Burası görev yerimdi…
Lise ile tabur arasında yanmış bazı barakaların sahipleri enkaz yerinde yanmamış bir şeyler arıyorlardı… Yanlarına gittim. Geçmiş olsun, dedim. Sabır diledim… Ayakta kalan beyaz taş binanın önünde yaşlı bir kadın duruyordu. Onun da yanına gittim. Konuşurken söyledikleri çok ilginçti:
— Oğlum, şu taş duvarın dibinde olay başlamadan hemen önce başı poşulu, kot pantolonlu üç kişiyle iki tim duruyordu. Tabura bakıyorlardı. Ben yanlarından geçince kızdılar. “Çabuk buradan uzaklaş,” diye bağırdılar. Ben biraz uzaklaştıktan sonra döndüm baktım. Emniyete doğru hızlı hızlı gidiyorlardı. Onlar giderken olay başladı…
Başı poşululardan biri, Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz’un anlattığı Kahraman Bilgiç olabilir mi?
Yaşlı kadının dedikleri ve haberin ortak noktaları var…
Sayın Bahtiyar Aydın, o zaman “saat 11.45 sıralarında” vurulduğun iddiası da yalandır…
Üstümüze yağmur gibi kurşunların yağmaya başladığı 9. 30 sularında seni vurmuş olabilirler…
Ergenekon gizli tanığı “Deniz” 4 Haziran 2008’de verdiği ifadede:
“1993’te TSK, PKK’ya yönelik operasyon düzenledi. Türk askerlerinin telsiz konuşmalarında, ‘geri çekilin paşa vuruldu’ şeklinde haberler geliyordu. Paşanın PKK’lılar tarafından vurulup vurulmadığıyla ilgili çatışmalara katılan PKK’lılarla görüştüm. PKK’lılar, paşanın ‘büyük bir operasyon oldu’ denilerek Lice’ye getirildiğini ve helikopterden iner inmez bir asker tarafından vurulduğunu söylediler. Vuran askerin de bir başka asker tarafından vurulduğu, ikisinin birlikte helikopterle Diyarbakır’a getirildiğini anlattılar. Bu olayı kesinlikle PKK yapmadı.”
Bu ifadeye ekleyeceğim tek şey var: Sabah sekizde biz okula gelirken, askeri araçlar bizim yanımızdan geçerek operasyona gittiler… Daha önce anlatmıştım. Olay başlayınca geri döndüler…
Gizli tanık ‘Kıskaç” verdiği ifadede:
‘Ben Elazığ Jandarma Komando taburuna gittikten bir ay sonra suikast düzenlendi. O dönem PKK’ya büyük bir operasyon yapılıyordu. Operasyona gitmeden önce Lice Komando Bölüğü’nün önünde beklerken Jandarma Asayiş Bölge Komutanı ve Bahtiyar Aydın UHŞ1 tipi helikopterden indi. Kürsüde konuşurken sağ gözünden vuruldu. Paşanın o gün geleceğini Fikri Karadağ ile birkaç kişi biliyordu. Suikastın ardından bulunan Kanas marka silahı tabur komutanı ‘bu terörist işi değil’ diyerek bana verdi. Ben de silahı jandarma yarbaya teslim ettim. Bu yarbay daha sonra televizyonlarda kurşunun saplandığı yeri gösteren kişiydi. Sonra suikast silahı kaybedildi.’’
Sayın Bahtiyar Aydın, yaşlı kadının beyaz taş duvarın dibinden gösterdiği yerden tabura baktım; iyi bir nişancı taburun bahçesindeki istediği adamı çok rahat vurabilirdi… Önü tamamen açıktı. Mevzi de fazla dikkat çekmeyen bir yerdi… Senin gibi bir komutan, taburun içinde ancak profesyonellerce vurulabilirdi…
PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Bülent Dumlu da 4 Aralık 2008’de savcılara verdiği ifadede ‘Bahtiyar Aydın’ı öldürenler Ergenekon yapılanmasıdır’ dedi…
Başbakan yardımcısı Murat Karayalçın: “Lice’deki olaylarda pek çok sivil yerleşim birimi ve işyerinin hasar gördüğünü, bu hasarın PKK’dan kaynaklanmadığı yolunda bilgilerim var” dedi…
Gazeteci Koray Düzgören şöyle yazdı:
“O sırada askerler benimle birlikte, CHP genel başkanı Deniz Baykal’ın, partinin bazı yönetici ve milletvekillerinin Lice’ye girişini engellemişlerdi. O sırada orada olan tek gazeteci bendim.
Lice’nin üzerinden dumanlar tütüyor. Lice’de ne olup bittiğini hâlâ bilemiyoruz. Devlet, yalnızca TRT kameramanlarını ilçeye sokuyor. Beni ve foto muhabiri arkadaşımı, hatta muhalefet partisi liderlerini, parlamenterleri ve en önemlisi Lice’de akrabası, çoluğu çocuğu, yakınları olanları içeriye almıyor.”
Cumhuriyet gazetesinden Aydın Engin diyor ki:
“Yıllar önceydi. CHP koalisyon ortağıydı. CHP genel başkanı Deniz Baykal da koalisyon hükümetinin başbakan yardımcısı.
Lice ise Türkiye’nin güneydoğusunda ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde bir küçük kentti. O günlerde Lice’de “bir şeyler” oldu. Evlerin gece –hatta güpegündüz- ağır silahlarla tarandığı, Liceli erkeklerin toplandığı, sorgulandığı; kimi evlerin yakıldığı söylendi. Kimileri Lice’nin büyücek bir bölümünün haritadan silindiğini söylemeye kadar işi vardırdılar. Deniz Baykal CHP genel başkanı ve alnında “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçilmiş bir üyesi ve hükümette başbakan yardımcılığı gibi siyasal erkin en tepesindeki görevlerden birinin sahibiydi. Lice’ye gitmeye karar verdi.
Yola çıktı ve Lice’ye sokulmadı. Evet, apaçık, sap sade bir sözcükle: Lice’ye sokulmadı! Not ettik. Nota eklemek için Baykal’ın tepkisini ve yanıtını merak ettik. Bulamadık. Ankara bürosundaki arkadaşlarımız haberi kovaladılar. Onlar da bulamadı. Not etmekle yetindik.”
Sayın Bahtiyar Aydın, kız kardeşin Birsen Aydın şunları söylemiş:
“Ağabeyimin yerel halkla arası çok iyiydi. Kendisinin tayini oraya çıktığında terör tırmandırıldı. Halkla kaynaştığı için öldürüldü. Vurulacak adam bir tek ağabeyim miydi orada? Onca asker vardı. Nasıl çatışma ki bir tek tuğgeneral ölüyor?”
“Eşref Bitlis, Uğur Mumcu, Cem Ersever öldürüldü. Gaffar Okkan’ı da öldürdüler, Hizbullah’ın üstüne attılar. Bu olaylarda devletin içindekilerin eli var. Devletin başındakiler nasıl bunları anlamıyor? Şimdi midemiz bulandı bunlar ortaya çıkınca. Ergenekoncuların daha çok şeylerinin çıkacağına inanıyorum.”
“Ağabeyim vurulduktan sonra Veli Küçük’ün tayini Giresun’a çıktı. O zaman bizim eve gelip gidiyordu. Annemle konuşuyordu. Bu Ergenekon olayı çıkınca, görüntülerini televizyondan izlerken, ‘bak!’ dedim ‘anne, bunlar öldürmüştür oğlunu. Oğlunu bunlar yedi.’ dedim. Ergenekonculardan şüpheleniyorum.”
Sayın Bahtiyar Aydın, kız kardeşin Birsen Aydın’ın söylediklerini de sana aktardım…
Sayın Bahtiyar Aydın, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis‘in 1992 yılında Fransa‘ya yaptığı ziyarette, heyette bulunduğunuzu öğrendim…
Sizden 7 ay önce şehit olan Bitlis‘in en güvendiği komutanlardan biri olduğunuzu da öğrendim…
Sayın Bahtiyar Aydın seni vuranlar, Lice’de yaptıklarıyla devletin hazinesinden, yani bizim vergilerimizden kaç lira ödenmesine sebep olduklarını yazmak istiyorum: Türkiye, 247 Liceli mağdura toplam 2 milyon 500 bin sterlin (4 trilyon 160 milyar lira) ödemeyi kabul etti.
Bu rakam, Türkiye’ye verilen en yüksek tazminat cezası oldu…
Aynı olaylar nedeniyle 250’den fazla mağdurun AİHM’ YE başvurusu üzerine açılan diğer dava ise sürüyor…
Sayın Bahtiyar Aydın seni kim vurdu?
22 Ekim 1993 Cuma günü vuruldun… 18 yıl oldu…
Yıl 2011. Katillerin hala bulunmadı…
O günün acısı yüreğimi yakıyor… Beynimi kurcalayan sorulara cevap arıyorum…
Tekrar soruyorum: Sayın Bahtiyar Aydın, seni kim vurdu?
Sayın Bahtiyar Aydın seni vuranların meydana çıktığı gün, Türkiye karanlıkların kanlı ve kirli örtüsünü yırtmış olacaktır…
Katillerin adalete hesap verdiği gün, Türkiye aydınlık günlere yelken açmış olacaktır…