OSMAN SEBRİ VE PAŞA OĞLU BEDİR – 2

MAZİYE YOLCULUKLAR – 160

OSMAN SEBRİ VE PAŞA OĞLU BEDİR – 2

Osman Sebri, Adana cezaevinden Konya cezaevine, Konya cezaevinden Denizli cezaevine gider. Denizli cezaevinde tahliye olur. Orada sürgün cezasını çeker. İki yıl sonra memlekete döner…

Osman Sebri, memlekete döndüğü zaman ailesinin ve yörenin durumu hakkında şu bilgiyi veriyor:

“Aşiret hayatında ağa her şey olduğu için onun yokluğuyla pek çok şey de yok olur. Şükrü amcamın idamından sonra ailemizin durumu çok kötüye gitmişti. Hangimiz ağa olmak istese, her şeye baştan başlaması, yeni yardımcılar edinmesi ve devletin desteğini de alması gerekiyordu. Zira devlet destek vermedikçe lider olmak mümkün değildi artık.

Ailemizde eskiden beri ikilik vardı. Doğduğum günden bu yana ağa olmak isteyenler arasındaki çekişmeler bitmezdi. Amcalarım idam edildikten, ben de iki yıl sürgünde kaldıktan sonra aile içerisindeki rakiplerimiz yeniden harekete geçmiş, etraflarına adam toplamışlardı. Tabi ağalığı ellerine almaları için devlet tarafından desteklenmeleri de gerekiyordu; bu da mümkün değildi. Zira devletin idarî memurları ağalara yardım etmek yerine bizzat ağa olmaya karar vermişlerdi. Böyle olunca da rakiplerimiz amaçlarına ulaşamamıştı.” (1)

Ağalığa soyunmuş devletin idarî memurları, Osman Sebri’nin dönmesinden rahatsız olmuşlar…

Ondan kurtulmanın yolu, iftira atarak tekrar tutuklatmaktır…

Parti kurup propaganda yaptığına dair rapor tutarlar…

Altmış dört yalancı şahidin ifadesini tuttukları rapora eklerler…

Bu rapor ve yalancı şahitlerle Osman Sebri ve yirmi altı ağa Kâhta’da tutuklanır…

Osman Sebri diyor ki:

“Başımıza gelen şu iş, büyük bir ihanetin eseriydi. Bizi ihbar eden kişi de Bedir Axa’ydı. İki amcamdan kurtulmasına yarayan hainliğiyle bizi de ortadan kaldırmak istiyordu. Firar etmeyi aklıma koymuştum.

İki buçuk yıl önce amcalarımın ölümüne sebep olan hain Bedir Axa, bugün de beni, Zeynel Beg’i de yörenin tüm ağalarının öldürtmek istiyordu!

İşin tuhaf tarafı, tutuklanan ağalar arasında Bedir’in iki de amcaoğlu vardı. Kendisi onları bu hale düşürmek istememişse de kaymakam onların adını da ihbar listesine eklemesini söylediğinde tereddüt etmemişti. Böyle bir adamı öldürmek hata olamazdı. Bunları düşünmekten bütün gece uyuyamadım.” (2)

Osman Sebri, şöyle devam ediyor:

Sonunda şu kararları aldım:

1. Vatan için çalışmaktan vazgeçmemeliyiyim.

2. Bedir Axa’yı öldürmeliyim.

3. Bunları yapabilmek için de firar etmeliyim.

Bu kararlardan sonra içim rahatladı ve uyudum. Ertesi sabah iki jandarma eşliğinde Kâhta’ya gittim. Kaçmak için hazırlıklarımı yapmıştım: İyi bir at, bulabildiğim kadar para ve saklaması için seyisime teslim ettiğim iki tabanca.

Kâhta’ya vardığımda diğer ağaların benden önce oraya getirildiğini gördüm. Kaçabilmeleri için kendilerine fırsat veriliyormuş gibi başıboş bırakılmışlardı. Firar etmek isteyen bunu zorlanmadan başarırdı. Zaten amaçları da suçlu olduğumuzu kanıtlayabilmeleri için korkup kaçtığımızı dosyaya yazmaktı. Ancak benden başka kimsenin aklında kaçma fikri yoktu. Ben kaçmaya niyetli olduğumdan bu başıboşluk işime yarayacaktı.

Gidişimden iki saat sonra Bedir Axa’yı da Kâhta’ya getirdiler. Elbette ki tutuklu değildi; bizlerle Malatya’ya gelip aleyhimize ifade verecekti. Göründüğü kadarıyla şans benden yanaydı. Onu öldürmeden kaçmayacaktım. Altı-yedi gün boyunca birlikte yol alacaktık. Seyisimin taşıdığı tabancalarım ve bir hayli süratli atım… Onu kolaylıkla vurup Suriye’ye geçebilirdim.” (3)

Bir gün sonra bir başçavuş ve on altı jandarma, 26 ağayı Kâhta’dan Malatya’ya doğru yola çıkarırlar… Her ağanın yanında bir seyis ya da bir yardımcısı var. Ağalar atlı, seyisler yaya gidiyorlar…

Bir başçavuş ve on altı jandarma, köylüsünün kralı 26 ağayı, Kâhta’dan Malatya’ya arabasız götürüyor…

Götürülenler bir derenin önüne gelirler… Ağalar dereyi atla, seyisler yaya geçerler…

Osman Sebri’nin seyisi, bel hizasına gelen dereden geçmek için şalvarını, abasını çıkarırken, belindeki iki tabancayı bir jandarma görür… Dereyi geçer geçmez, jandarmalar tabancaları seyisten alır… Tabancalar, idam edilen Şükrü ve Nuri ağaların tabancalarıdır… Adıyaman’a kavuşmadan silahlara el konmuştur…

Osman Sebri amcalarının silahıyla, onların asılmasına sebep olan Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa’yı vurmak istemiş, silahları yakalatmışlardır… İntikam bir başka zamana kalmıştır…

Ağalar, akşama doğru Adıyaman’a kavuşurlar…

Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa, Adıyaman’da Osman Sebri’yi şikâyet eder: Bu tabancalarla beni öldürecekti…

Bu olayın tutanağı da Osman Sebri’nin dosyasına eklenir…

Ağalar, altı gün süren bir yolculuktan sonra Malatya’ya kavuşurlar…

 

Malatya’da ağaların ifadesi alınır… İsyanla suçlanırlar… İsyanın cezası idamdır… Soruşturmayı yürüten Kürt Albayın yardımı, yalancı şahitlerin çelişkili ifadeleri, ağaları yedi ay sonra kefaletle tahliye ettirir…

Osman Sebri, Narince’ye gelir… Eski güçleri kalmadığı gibi düşmanları da çoğalmıştır…

Kafasında tek bir düşünce vardır: Şükrü Amcasının vasiyeti olan Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa’yı öldürmek ve Suriye’ye gidip yerleşmek…

Osman Sebri tecrübe kazanmıştır… Urfa’da Şükrü Amcasını kaçıracağını köyde söylemiş, polis anında haberi almıştı… Bu defa Urfa’da ev tutacağını, oraya yerleşeceğini söyler… Urfa’ya gider…

Osman Sebri’yi dinleyelim:

“Urfa’ya geçmek bahanesiyle silahlarımı hazırladım. Geriye kalan tek şey Bedir Axa’yı, amcamın vasiyet ettiği şekilde vurup memleketten çıkmaktı.

Urfa çarşısında bir toplantıya yetişmek için koşturuyordum. Bedir Axa’nın bir dükkânda oturmuş, yüksek sesle konuştuğunu gördüm. Dönüşte oradan geçtim; ama yoktu. Öğrendiğim kadarıyla kulaklarında problem olduğu için doktora gelmişti.

Urfa’da Emin amcamın evinde kalıyordum. Bedir Axa’yı çarşıda görmeseydim ertesi gün onu vurmak için konağına gidecektim. Niyetim, bu adamı kendi aşireti olan Gevozilerin bölgesi sayılan Fırat’ın kuzeyinde vurup oradan Suriye’ye geçmekti. Ancak o, kendi ayaklarıyla yüz kilometre kadar yaklaşmıştı Suriye’ye. Eve sağ dönmesine izin vermemeliydim. İlk fırsatta Bedir Axa’yı vurmaya kararlıydım.

Ertesi akşam Bedir Axa amcamlara geldi. Aşiretler arsında anlaşmazlık olsa da akrabalık sebebiyle kimse birbirinden yüz çevirmezdi. Hiçbir şey olmamış gibi konuşuyorduk. Hatta uzun bir süre Bedir Axa’yla şakalaştık da…” (4)

Yazmadan duramayacağım…

Aşiretler arasındaki ilişkiye bakın:

Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa, Osman Sebri’nin “Şükrü ve Nuri Amcalarını” Diyarbakır İstiklal Mahkemelerinde astırıyor…

Osman Sebri ile birlikte 26 ağayı daha astırmak için ihbar ediyor…

Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa, ağabeylerini astırdığı “Emin Ağanın” evine gelip oturuyor… Çok samimiler…

Osman Sebri, öldüreceği adamla “uzun bir süre şakalaşıyor.”

Çok okumam lazım çok… Öğreneceğim daha çok şey var…

Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa, bu evde Osman Sebri’nin ağzını arar… Niyetini öğrenmeye çalışır…

Ortalık karışmasın diye Emin Ağa konuyu değiştirir…

Osman Sebri’yi, kendi aşiretinin Urfa kolunda olan Hanefi ile cirit yapmaya teşvik eder. İkisi de kabul eder… Yenilen üç altın verecek, o üç altınla bir koç alınacak, kesilecek, pişirilip yenilecek…

Osman Sebri, cirit yerinde Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa’yı nasıl öldüreceğini düşünerek yatağa girer… Uyuyamaz… Plan yapar.

Sabaha karşı yağmur başlar. Şiddetli yağan yağmur durmaz… Yerler çamurdur… Cirit çamurdan dolayı iptal olur…

Osman Sebri’nin cirit yerinde Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa’yı öldürme planları da gerçekleşmez…

Osman Sebri, Osman Paşanın oğlu Bedir Ağa’yı yolda, Fırat’ı geçmeden, kendi topraklarına gitmeden vurma planları yapar…

Bedir Ağa yola çıkmadan Osman Sebri Urfa’dan Hilvan’a geçer. Bedir Ağa’nın gelmesini bekler. Aradan dokuz gün geçer…

Bedir Ağa, karanlık çökmek üzereyken Hilvan’a gelir…

Osman Sebri, Bedir Ağanın gece yola çıkmayacağını bildiğinden, sabah geçeceği yol üzerindeki bir köye gider. Bir baba dostunun evinde kalır. Uykusuz kalacağı günleri bildiğinden sohbeti kısa kesip uykuya dalar…

Osman Sebri, sabah erken uyanır, seyisi ile birlikte Hilvan’a doğru yola çıkar. Yolda Bedir Ağa ile karşılaşmaz… Kendisi için köye bir tüfek bırakılmasını istediği Bedir Ağa’nın yeğeninin Fırat’ın kıyısındaki Helise köyüne gider… Tüfek bahanesiyle Bedir Ağa’nın geçip geçmediğini öğrenmek ister…

Tüfek henüz gelmemiştir. Bedir Ağa’nın köye uğramadığını öğrenirler… Köyden çıkarlar…

Bundan sonrasını Osman Sebri’nin kaleminden takip edelim:

Köyden fazla uzaklaşmamıştık ki dört atlının bir tepeden inmekte olduğunu gördük. Bedir Axa geliyordu. O tepeye çıkmak kolay değildi; ama atım dağ yollarına alışkın olduğu için zorluk çekmiyordu.

Bedir Axa’nın yanındakilerin daha sonra söylediğine göre geldiğimizi gördüklerinde Axa’ya, “Bu gelen Osman olmalı. Hem dik kafalıdır hem de tekin değildir. Yolun dışına çıkalım da kendisiyle yüz göz olmayalım.” demişler. Axa, ilkin benle tersleşmek istemişse de arkadaşlarını kırmayıp biz geçebilelim diye atını yolun dışına sürmüş.

Kırk-elli metre kadar yakınlaşmıştık ki Bedir Axa, atını yoldan beş-altı metre kadar uzaklaştırdı. Poyraz nedeniyle hava soğuk olduğundan başlarımızı örtmüştük. Bedir Axa da kafasına yün bir poşu sarmıştı. Sadece gözleri görünüyordu. Bindiği at Sîno’nun kısrağıydı. Atı tanımasam o olduğunu anlamayacaktım. On metre kadar yakınlaşmıştık ki kırbacımı ensemden içeriye soktum. Sağ elimle tabancamı çekip kürkümün altına yerleştirdim. Bunu fark eden olmadı. Atımı yolun dışına, Bedir Axa’dan yana sürdüm. Şüphesiz ki bakışlarımdaki intikam arzusunu fark etti; ama ne yapacağını bilemiyordu. Atlarımız karşı karşıya geldiğinde zayıf ve donuk bir sesle bana selam verdi. Ben de yüksek sesle:

“İkimiz için selamlaşma vakti değil. Erkekçe silahına davran, seni öldürmeye geldim!”

Bunu der demez silahımı çektim. Parabellum tabanca elimde ışıldıyordu. O da silahına davrandı; ama çekmesine fırsat vermedim. Göğsüne art arda üç el ateş ettim. Her kurşunda eli tabancasından uzaklaşıyor, yine de silahını çekmekten vazgeçmiyordu. Dinç bir adam olduğundan çabuk ölmedi. Bu sebeple dördüncü kurşunu alnına sıktım. Son kurşunu yiyince kafa üstü yere düştü.

O düştükten sonra yanındakilere yöneldim. Hem onlar hem de benim seyis çok korkmuşlardı. Böylesine korkmuş adamlar söylediklerimi anlar mıydı bilmiyorum ama yine de konuştum:

“İntikamımı aldım. Ardımdan gelmeye çalışmayın. Gelecek olan ölür!”

Korkudan ödü kopmuş adamımı önüme katarak tepeye çıktım. Suriye istikametine girdik

Siverek sınırını geçtikten sonra jandarmalara yakalanma endişemiz kalmadı. Yüksekçe bir tepeye çıkıp amcamın vasiyet ettiği gibi Diyarbekir tarafına dönerek bağırdım:

“Amca! Bugün intikamını aldım. İlk vasiyetin tamamdır.” (5)

NOTLAR:

1 – Hatıralarım Osman Sebri (Sayfa: 105)

2 – Hatıralarım Osman Sebri (Sayfa: 112–113)

3 – Hatıralarım Osman Sebri (Sayfa: 113)

4 – Hatıralarım Osman Sebri (Sayfa: 117–118)

5 – Hatıralarım Osman Sebri (Sayfa: 122–123–124)

 

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir