MAZİYE YOLCULUKLAR – 163
ACILAR COĞRAFYASINDA DOĞMAK
“Yaşam bir alfabeye benzer… Bu alfabede ister ünlü ol, ister ünsüz; Yeter ki KARAKTERSİZ olma… ( Yılmaz Güney)
Türk’ü Kürt’e, Kürt’ü Türk’e, Ermeni’yi Türk’e, Türk’ü Ermeni’ye, Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye düşman eden emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarlarıdır… Dün öyleydi… Bu gün de öyle… (Uğur Mumcu)
Uğur Mumcu’nun bu sözü gerçeğin ifadesidir…
Okuduğum kitaplarda Kâhta, Adıyaman ve diğer ilçelerinin adını görünce altını kırmızı kalemle çizerim…
1. Dünya Savaşı bizim savaşımız değildi. Almanya Dünya imparatorluğu kurma hayallerine bizi kurban etti…
Gerçeği ifade eden şu cümleyi de sizinle paylaşmak istiyorum:
Savaşları kapitalistler planlar, silah tüccarları organize eder, aptallar başlatır ve masumlar ölür…
1. Dünya Savaşı’nda “Binbaşı Noel’in Günlüğü” kitabında Kâhta’daki bazı köylerin verdiği zayiatı görelim:
|
KÖYÜN ADI |
SAVAŞ ÖNCESİ HANE SAYISI |
MEVCUT HANE SAYISI |
|
Kulik |
130 |
80 |
|
Qeraş |
25 |
20 |
|
Alut |
40 |
30 |
|
Taşxan |
100 |
70 |
|
Hamzayın |
35 |
18 |
|
Çıralık |
30 |
8 |
|
Akça Mezra |
18 |
10 |
|
Zeytun |
25 |
15 |
|
Bircik |
80 |
40 |
|
Süsyan |
60 |
35 |
|
Bızrin |
70 |
35 |
|
Karaçur |
40 |
10 |
|
Briman |
10 |
5 |
|
Büyük Bağ |
60 |
30 |
|
Hupak |
60 |
15 |
|
Bersumik |
60 |
15 |
|
Şerafkan |
Köy tamamen harap olmuş. |
|
|
Karaku(a)ş |
Köy tamamen harap olmuş. |
|
Binbaşı Noel’in Günlüğü: Sayfa: 76–77
Belge yayınlarının yayınladığı “Malta Belgeleri” isimli kitabı yeni okudum. Altını kırmızı kalemle çizdiğim bazı telgrafları ve tanık ifadelerini sizinle paylaşmak istiyorum. Kâhta tarihini yazacak arkadaşlar, bunları bilsin istedim.
BİRKAÇ TANE TELGRAF:
J. 162
Elazığ Valisi SABİT’ten Malatya Mutasarrıfı Reşit’e.
(Kürt Reşit 1915 de birkaç ay boyunca Mutasarrıflık yaptı. Nabi Bey’in halefiydi. Ve kendisinin yerine de 1915 Eylül’ünde Hüseyin Sırrı Bey getirildi.)
“Anladığıma göre müteaddit taleplere karşın hala yollarda ortalığa saçılmış durumda yeni cesetler var. Bunun yaratacağı sorunları size anlatmama gerek yok. Ve İçişleri bakanlığı daha bu yakınlarda ihmal suçu işlediği saptananların şiddetle cezalandırılması konusundaki emirleri yineledi. Bu yüzden bütün ısrarlarımla yeniden vurguluyorum; yeterli sayıda jandarma ve üst düzey memur, vilayet sınırları içinde bulunan tüm cesetleri mümkün olduğu kadar eksiksiz biçimde gömmekle görevlendirilmeli ve bu kişiler derhal tüm havaliye sevk edilmelidir. Beni sürekli haberdar edin; cevabınızı bekliyorum. (Bkz. Ek 1,4)
(Malta Belgeleri: Sayfa: 28–29)
J.167.
Elazığ Valisi SABİT’ten Malatya Mutasarrıfı Reşit’e.
10 Eylül (1331) (1915)
“Bana rapor edildiğine Hüsnümansur ve Besni bölgelerinde çürümekte olan cesetler bulunmaktadır. Önceki ve en yakın tarihlerdeki yazışmalarda teker teker vurguladım ki, yalnız hükümet politikası açısından değil, halk sağlığı yönünden de bu cesetleri açıkta çürümeye bırakma izni yoktur. Bahsi geçen kazaların kaymakamlarına en vurgulayıcı biçimde resmi talepte bulunmazı ve tüm cesetleri gömdürmenizi istiyorum.” (Bkz. Ek 1,5) (Malta Belgeleri: Sayfa: 29)
J.180.
Malatya Mutasarrıfından Elazığ Valisine (SABİT)
5 Kasım (1331) (1915)
“Kaymakamlardan alınan haberlere göre, Besni ve Kâhta’da hiç Ermeni kalmamıştır. Akçadağ’da artık hiç Ermeni yoktur. Ve başka bölgelerden getirilmiş olan kadınlar İslamiyet’e döndürülüp evlendirilmişlerdir. Ayni şekilde, Hüsnümansur’da sevk edilecek tek bir Ermeni kalmamıştır; sanatkârlardan üç dört aile İslamiyet’i kabul etmiştir. Bu din değiştirmelerle ilgili formaliteler, ayrıca her iki cinsiyetten küçük çocukların emin kişilere emanet edilmeleri, evlilik için istenen genç bakirelerle ilgili işlemleri tamamlama aşamasındayız. Burada dışardan başka Ermeniler gelirse, onlarla ilgili olarak da gerekli önlemler uygulamaya konacaktır. (Bkz. Ek 1,10)
(Malta Belgeleri: Sayfa: 31)
J. 181.
Vali SABİT’ten Malatya Mutasarrıfına.
12 Kasım (1331) (1915)
“Sayıları 15’i geçmedikçe, ticari bir işi olan, tercihen Katolik ya da Protestan kadınların serbest kalmasına izin verilmesinde sakınca yoktur.” (Bkz. Ek 1,11)
(Malta Belgeleri: Sayfa: 31)
J. 183.
İçişleri Bakanı Talat’tan Tüm Valilere.
19 Aralık (1331) (1915)
Bana bildirildiğine göre bazı bölgelerde hala gömülmemiş cesetler görülüyormuş. Vilayetinizdeki cesetlerin ve ceset kalıntılarının gömülmesi için en sert talimatları çıkartmanızı istiyorum. Bundan böyle cesetlerin bulunacağı kazalardaki görevlililer azledilecek, isimleri bana iletilecektir:” (Bkz. Ek 1,12)
(Malta Belgeleri: Sayfa: 31)
J. 184.
Vali SABİT’ten Malatya Mutasarrıfına.
25 Aralık (1331) (1915)
“Bkz. İçişleri bakanlığından gelmiş olan yukarıdaki şifreli telgraf.
Kazada bu cesetler bulunduğu takdirde. Kaymakamlar, müdürler ve jandarma kumandanları derhal işten uzaklaştırılacak ve mahkemeye verilecektir.”
“Cevabınızı bekliyorum.” (Bkz. Ek 1,13)
(Malta Belgeleri: Sayfa: 31)
İKİ TANIĞIN İFADESİ
BİRİNCİ TANIK:
C. 10. içinde suret
Samsunlu Arakel Kaptanyan’ın dul eşi Bayan Paylatzu Kaptanyan, aşağıdaki ifadeyi 15 Ocak, 22 Ocak ve 2 Şubat 1920 günlerinde vermiştir:
SAMSUN SÜRGÜNÜ
TUNUS VE HASAN ÇELEBİ KATLİAMLARI
Merzifonlu tüccar Boğos Torikyan’ın kızıyım. 1908 de evlendim. Ve genelde samsun’da yaşadım. 20 Haziran 1915 tarihi civarında İstanbul’da alınan ve Ermeni halkına duvar ilanlarıyla duyurulan emirler gereğince sürülmemiz emredildi. Necmi Bey Samsun valisiydi. İki erkek çocuğumu Rum Metropolitin sorumluluğuna bıraktım. Eşimle birlikte, 15 gün boyunca Amasya üzerinden Tokat’a doğru yürüdük. Sivas vilayetinde, Çiftliğe iki saat mesafedeki Tunus’a vardığımızda, refakatçiler bütün erkekleri ayırarak bir ahıra üç yüz kişiyi üst üste yığmak suretiyle kilitlediler. Bir pencereden kocama veda etmeme izin verildi. Bu üç yüz kişinin bir teki bile bu gün hayatta değil. Biz kadınlar, Sivas atlanarak, Malatya yoluna sürüldük. Ertesi gün öğrendik ki hepsi ölmüşler. MUAMMER Sivas valisiydi ve emir onun tarafından verildi, katliamı bizzat yapan kasapların kim olduklarını ise bilmiyorum. Refakatçiler ve başları sürekli değişiyordu.
22 Ocak 1920
Tunus’tan öteye bir günlük yürüyüşün sonunda hepimiz refakatçiler tarafından vurulduk. Ve mücevherlerimiz, değerli eşyalarımız ve paramız gasp edildi. Bu sistematik biçimde yapılıyordu ve bir gün bir gece sürdü. Birçok kadın yutarak birkaç altın lirayı sakladılar. Ben mücevherlerimi, altın paralarımı ve liralarımı, neyim kalmışsa hepsini verdim. Yalnız dokuz lirayı bir atın yem torbasına sakladım. Samsun’dan Malatya’ya doğru bir aydır yoldaydık; Sivas’ı atlamıştık. Kaç Ermeni’nin Samsun’dan çıkmış olduğunu ve kaçının Malatya’ya vardığını söylemem imkânsız; çünkü katledilenlerin, açlıktan ölenlerin, vb. dışında sayıları sürekli değişmekteydi.
Kangal’ı ( Sivas’a bağlı) geçtik ve Sivas’la Malatya arasındaki anayol üzerinde, Harput vilayeti içinde küçük bir köy olan Hasan Çelebi’ye vardık. Burada gene erkekleri kadınlardan ayırıp kapattılar, sonra köyün dışına çıkarıp katlettiler. O sırada köydeydim. Ve erkeklerin köyden bir derin vadiye doğru çıkarıldıklarını gördüm. Kendilerine jandarmalar ve hepsi kılıçlar, bıçaklar ve sopalarla silahlanmış köyün Türkleri eşlik ediyordu. Öğlen sonrasının ilk saatleriydi. Gece inmeden Türk kasaplar kestikleri Ermeni erkeklerin giysilerini taşıyarak geri döndüler. Öldürülenlerin sayısını dört yüz civarında tahmin ediyorum; çoğunluğu Amasyalıydı. Tunus’ta öldürülmeyen Samsunlu çocukların bazıları burada katledildi.
Hagop Meguryan isminde Samsunlu bir çocuk son anda kurtuldu, çünkü eczacıydı ve bir eczacıya ihtiyaçları vardı. Şu anda buradadır. Ve ifade verebilir. Bu katliam Temmuz ayındaydı. Sonradan yaptığım soruşturmalara göre bu katliamı yapanlar şunlardı: Malatyalı Ali Çavuş, Neşet Bey, Hasan Çelebi’nin müdürü, çete reisi Hekimhanlı Hacı Galip Ağa ve Hasan Çelebili Battal.
Bir hafta sonra Malatya’ya ulaştım. Şehrin içine girmedik. Grubumu geceleyin terk ederek ve yeni gelenlerden birinin yanına sığınarak Malatya yakınlarında birkaç gün açık havada kalmaya muvaffak oldum. Sonra soruşturmalarımda o zaman ki Malatya mutasarrıfının Reşit Bey olduğunu öğrendim. Reşit’in yerini 1915 Kasım’ında Sırrı Bey almıştı. Sırrı da katliamcıdır. Şu anda Türk meclisinde milletvekilidir. Nihayet Malatya’dan çıktım. Ve güneye doğru ilerledim; nehre ulaşmamız (100 km) yaklaşık altı haftamızı aldı. Dağları tırmanıp iniyorduk; hiç yoldan gitmedik. Refakatçilerimiz bizi açlık ve yorgunluktan öldürmeye çalışıyorlardı. Bütün bu engebeli arazi cesetlerle doluydu. Ve koku korkunçtu. Malatya’da birlikte ayrıldığım grubun kesinlikle yarıdan fazlası Fırat’a ulaştığımızda can vermişti. Yolculuğun bu bölümünde kafile Malatya mutasarrıfı tarafından görevlendirilmiş iki Kürt kardeşin, Zenal Bey ve Hacı Bedir Ağa’nın sorumluluğundaydı.
Bu adamların ikisiyle de konuştum. Zenal kullanmak için öğrencilerimden birini zorla aldı; Hacı Bedir Ağa ile kez karşılaştım; bir seferinde yanında bir Alman vardı.
Fırat’ı geçmek korkunç bir işti; sallardaki kayıkçılar üzerimize çullandılar, bizi dövdüler, yeniden soydular, kıyıya yaklaşırken bizi suya attılar ve birçoğumuz boğuldu. Öbür kıyıya geçtiğimizde ıslak ve tümüyle çıplaktık. Bir lokma yiyeceğimiz yoktu. Ancak kısa süre sonra refakatçilerimiz Halep’ten jandarmalarla değişti; onlar bize iyi davrandılar. Suruç’a ( Urfa’nın batısında) götürüldük. Burada üç ay önce Samsun’dan çıkıp yollara düştüğümüzden beri ilk kez hükümetten bir somun ekmek aldım.
Suruç bir dağıtım merkeziydi. Bir trene binmeyi başardım ve Halep’e gittim. Orada bir Türk evinde hizmetçi oldum ve üç ay kaldım.
(Malta Belgeleri: Sayfa: 80.81.82)
İKİNCİ TANIK:
EK B
ADİL BEY İLE İLGİLİ İFADE
Erzurum Jandarma Kumandanı
E. 6’da orijinal.
5027/A/32.
11.08.1920
Bu adamı Erzurum’da Jandarma Kumandanı olduğu zamandan şahsen tanıyorum. Yerel hükümet bize ailemizin altı kişiden oluştuğunu ve Erzurum askeri bölgesini terk etmemizi gerektiğini belirten bir vesika vermişti.
( Vesika eklidir, orijinali 5027/A/32.’dedir.)
6/18 Haziran 1915 de ADİL BEY her yaşta yaklaşık 1200 kişiyi bulan ve şehrin zengin Ermenilerinden oluşan bir kafile bize eşlik etti.
ADİL BEY bir arabadaydı. Aynı arabada her ikisi de çete kıyafeti giymiş olan defterdar ve polis müdürü de bulunuyordu.
Erzurum’a altı saat mesafedeki Karabük’e kadar bize refakat ettiler.
ADİL BEY o noktada çetelere gerekli emirleri ve talimatları verdi. Orada iki gün kaldık. ADİL BEY Erzurum’un çevre köylerinden erkekler, kadınlar ve çocuklardan oluşan başka bir kafile ile geri geldi. Sonra Aşkale’ye, oradan Maden’e, oradan da Bayburt sonra Erzincan’a gitmek üzere Karabük’ten ayrıldık. Erzincan yakınlarında 17 gün kaldık. Tahsin Bey ( Erzurum valisi) Erzincan’a geldi ve bize 180 Ermeni gencinin Murat suyuna atıldığı Kemah’tan geçmemizi emretti. Oradan kafilemizin 5000 liraya Kürt şefler Hacı Bedir ve Zeynel’e devredildiği Malatya’ya gönderildik.
Bu iki şef, bizi emin bir şekilde Urfa’ya yollamak için 3000 lira fidye daha istediler. İstenen miktarı teslim ettik sonunda Urfa’ya ulaştık. Türkler ve Almanlar şehri bombalamaya başladıklarında, bizi altı ay kaldığımız Suruç’a taşıdılar ve oradan da iki yıl kaldığımız Rakka’ya gittik.
Ben arabacı olduğum için sürülmeden önce, bazı askeri malzemeleri Erzurum’a getirmek için Erzurum’a üç saat uzaklıktaki noktaya gidiyordum. Yarı yolda şunları gördüm: Ressam Stepanyan, Adruni, Pilos, Hrant Köseyan, Balaysan yerde yatıyorlardı, bu beş kişinin hepsi vurularak öldürülmüştü ve aynı noktada ADİL BEY’İ beş kişi ile oradan ayrılırken gördüm.
Bu kişinin Erzurum ve çevresindeki sürgünün başlıca düzenleyicisi olduğunu ve toplu katliamlarda bizzat yer aldığını, çıkıp belirtmeye hazırım.
(imza) GARABET DEĞİRMENCİYAN
(Malta Belgeleri: Sayfa: 392–393)
Kapitalistlerin planladığı, silah tüccarlarının organize ettiği, aptalların başlattığı tüm savaşlara karşı tavır alalım…
Masumlar ölmesin…
Ülkeler harap olmasın…
Uğur Mumcu’nun sözünü hiç unutmayalım:
Türk’ü Kürt’e, Kürt’ü Türk’e, Ermeni’yi Türk’e, Türk’ü Ermeni’ye, Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye düşman eden emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarlarıdır… Dün öyleydi… Bu gün de öyle…
Emperyalizmin oyununa gelen halklar birbirini boğazlarken, kimlerin çıkarına hizmet ettiklerini iyi düşünmelidirler…
Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin çıkarı için masumlar ölmesin…