MAZİYE YOLCULUKLAR – 162
OSMAN SEBRİ VE XOYBUN–2
Osman Sebri’yi dinleyelim:
“Rakka’daki yirmi dokuzuncu günümün öğleden sonrasında kahvehaneye gelen biri beni dışarı çağırdı. Kapıya çıktığımızda:
“Bozan Beg Rakka’ya geldi. Acilen seni görmek istiyor.” dedi.
Haberciyle birlikte Bozan Beg’e gittik. Selamlaştıktan sonra dedi:
“Xoybun, temmuzda ulusal bir harekâta başlama kararı aldı. Ayın ilk günü beş koldan sınırı geçeceğiz. Birinci kol, Celadet’in komutasında Cizre’ye geçecek. İkinci kol, Haco’nun komutasında Heverikan [Mardin, Nusaybin, Midyat, Gercüş, Hasankeyf çevreleri]’a geçecek. Üçüncü kol, Ekrem Cemil Paşa komutasında Derik [Mardin’in ilçesi]’e hareket edecek. Dördüncü kol, Milli aşiretinden İbrahim Paşa’nın oğlu Mehmo komutasında Viranşehir [Urfa’nın ilçesi]’e gidecek. Beşinci kol da biz varız; Urfa’yı alacağız.
Bugün Haziranın 26’sı. Dört gün sonra yanımızda olabilir misin?
“Parti istemişse gelirim. Benden yana içiniz rahat olsun.” (Hatıralarım Osman Sebri S.144–145)
Osman Sebri, 30 Haziranda Bozan ve Mistefa Beglerle bir araya gelirler.
Bozan Beg uzun bir konuşmadan sonra:
“Hazırlıklarımızı henüz tamamlayamadık. Sen, yirmi beş adamımızla sınırı geçip Suruç [Urfa’nın ilçesi] çevresindeki karakolları al. Biz de yarın gelip Suruç’u alırız. Sonra da Urfa üstüne yürürüz.” (Hatıralarım Osman Sebri S.145)
Osman Sebri’yi dinleyelim:
“Temmuzun ilk akşamı yirmi üç adamla sınırı geçtim. Adamların on-on ikisi ömürlerinde çatışma görmemişti. Diğerleri çatışmayı az çok biliyordu. Hayatları hırsızlık, soygun ve kaçakçılıkta geçmişti. Aralarında yalnızca Xilfo’nun oğulları Mistefa ve Mihêdîn [Muhiddin] iyi savaşçıydı. Ben de onlara bel bağlamıştım. Omuz omuza geçirdiğimiz üç günde kendilerine olan güvenimi boşa çıkarmadılar.
Saat 10’da sınırı geçtik. Adamların tümü kendi silahlarıyla gelmişti. Cephaneleri küçük bir çatışmaya yetmeyecek kadar azdı. Sadece benim yeteri kadar mermim vardı. İki de Alman yapımı el bombası vermişlerdi. Savaşçılarımızın cephanesiz olduğunu Bozan Beg’e söylediğimde ilginç bir yanıt vermişti:
“Yarın akşam Suruç’u aldığımızda bütün eksiklerimizi tamamlarız.” (Hatıralarım Osman Sebri S.146)
Osman Sebri adını bilmediği arkadaşları ile sınırı geçer. Biraz ilerledikten sonra mola verirler.
Burada adamlarına ajite edici bir konuşma yapar.
Bozan Beg’in karakolunun basılmasını istediği Peyamlı (Payamlı) nahiyesine gelirler.
Bir köylüyü uyandırırlar.
Nahiye müdürü ile karakol komutanının merkezde kaldığını, karakolun köyün iki kilometre dışında ve içinde dört askerin olduğunu öğrenirler…
Osman Sebri, nahiye müdürü ile karakol komutanını esir almaya karar verir.
Küçük bir çatışmadan sonra ikisi de teslim olur… İkisi de Siverekli Kürtlerdendir. Silahlarını aldıktan sonra serbest bırakırlar…
Gün doğarken kayalıklı bir tepeye giderler.
Osman Sebri’yi dinleyelim:
“Gün batınca bir başka karakolu almayı hedefliyorduk. Bir gün sonra da Şahin Beg’in oğullarıyla Suruç’a yürüyecektik. Akşam, planladığımız karakolu kısa ve şiddetli bir çarpışmadan sonra ele geçirdik. İçerdeki askerlerden biri yaralanmıştı. Kalanlar da teslim oldu. Xoybun’un verdiği talimat gereğince esir alınan jandarmaların beşi de öldürüldü. Oradan terk edilmiş küçük bir kalesi olan başka bir köye geçtik. Çatışma çıkarsa bu kaleyi siper edinecektik.” (Hatıralarım Osman Sebri S.147)
Başka bir karakolu basmayı planlarken, Osman Sebri’nin Bozan Beg’e gönderdiği haberci gelir:
“Fransızlar, Begleri yakalayıp Halep’e sürmüşler.”
Osman Sebri’yi dinleyelim:
“Tepemde bomba patlamış gibi oldum. Onların gelmeyişiyle bu cephe kapanırdı. Begleri olmadan Berazan aşireti silaha sarılmazdı. Yanımdakiler de bırakıp dönerdi. Yoldaşlarım dağılmasın diye önemsiz bir habermiş gibi davranıp yola devam etmek istedim. Ama onlar yerlerinden kımıldamayıp:
“Bizi Beglerimiz görevlendirmişti. Onlar da yakalandıklarına göre senle hareket edemeyiz. Beglerimiz olmazsa Fransızlara karşı bizi kim savunur?” dediler.
Haklıydılar. Hiçbiri yurtsever olduğu için buraya gelmiş değildi. Begleri istedi diye gelmişlerdi. Onlar da yakalanınca yapacak işleri kalmamıştı.” (Hatıralarım Osman Sebri S.149)
23 kişiden iki kişi Osman Sebri’nin yanında kalmak ister.
O iki kişiyi de gönderir.
Fransızların kendisini tutuklayacaklarını bildiğinden Suriye’ye dönmez.
Bozova’da iki köyleri var. Bozova’ya doğru yola çıkar…
Temmuz, Ağustos ve eylül aylarını Bozova [Urfa]’da, bu sürenin çoğunu da kendilerine ait olan Istaxulla ve Qorçik köylerinde geçirir…
Ağrı Dağı İsyanı bastırılmış, orada görevli binlerce asker geri döner…
Dönüş yolunda sakıncalı gördükleri aşiretlere saldırırlar…
Ekim ayında Karakeçili aşiretine saldırırlar…
Osman Sebri, bölgede olduğundan haberi olan devletin, kendisini rahat bırakmayacağını bilir…
Suriye’ye dönüş kararı alır.
Dostlarına mektup yazar. Yardım ister.
Dönüş yolunda yardım alabileceği kişilerin isimlerini alır.
Suriye’ye dönüş yolunda birçok tersliklerle, zorluklarla karşılaşır.
Osman Sebri’nin hayal kırıklıklarını kendi kaleminden okuyalım:
“Abdülkadir (Karakeçililerin önderi) soygun ve cinayetten başka bir şey bilmiyordu. Bir gün muhabbet ederken konu Suriye’de ne yapacaklarına geldi. Kendisine dedim:
“Bu günden sonra aşiretine önderlik edip soygunlarını sürdüremezsin. Türkiye’ye gidecek olsan devlet seni öldürtür. Çalışmadan burada barınamazsınız. Yanınızda altmış kısrak ve dört yüz kadar katır var. Katırları ve elli kısrağı satarsan karşılığında beş-altı köy satın alabilirsin. Yanındaki aileleri oralara yerleştir. Üstelik el âlemin hayvanlarını çalmaya da mecbur değilsin. Karakeçililerin önderi hırsızlık yaparken öldürülürse yakışık alır mı?” .” (Hatıralarım Osman Sebri S.159–160)
“1931 baharında Abdülkadir bir türlü dönmeyince kardeşiyle vedalaşıp doğuya doğru yol aldım. Inizan aşireti, İbrahim Paşa ve aşiretinin oturduğu yere yakındı. Paşa’nın oğlu Mehmo’nun evine gittim. Xoybun üyelerindendi. Kendimi tanıttıysam da umursamadı. Xoybun üyelerinin durumuna hayret ediyordum! Bu adamların hepsi mi böyleydi? Zavallı Kürt halkı için ne yapabilirdi bunlar? Anlaşılan hepsini görüp umutlarımı tek tek sona erdirecektim.” (Hatıralarım Osman Sebri S.160–161)
“Şehirde otel yoktu. Ben de İbrahim Paşa’nın oğlu Xelîl Beg’in evine gittim. Bu adam da Xoybun’un önde gelenlerindendi. Kendimi tanıtınca gülümsedi; fakat çok geçmeden ne soysuz olduğunu anladım.
Geceleyin misafirler dağıldıktan sonra birebir görüştük. Daha önce nerede olduğumu ve kendisini nasıl bulduğumu sordu. Başımdan geçenleri anlattım. Bilmiş bilmiş konuştu:
“Xoybun’un bütün üyeleri ahmak çıktı; ben hariç. Harekât’ın başarıya ulaşmayacağını bildiğim için bana gönderdikleri mektup ve bildirileri Mardin Valisi Tevfik Hadi [Baysal]’ye gönderip onları ihbar ettim. Böylece hem Türkiye’den yardım gördüm hem de onlar sürgüne gönderilirken bana dokunulmadı.” dedi.
Ne soysuzluk, ne alçaklık! Utanmadan hainliğini anlatıyor ve bundan haz duyuyor. Kafam zonklamaya başladı! Tüm umutlarımızı soysuz bir hain ateşe vermişti. Tokat yemiş gibiydim.” (Hatıralarım Osman Sebri S.161)
“Derken çok şaşırdığım bu olay bana gayet sıradan gözükmeye başladı. Xelîl Beg kimdi ki? Halkın malını mülkünü çalan hırsız İbrahim Paşa’nın oğlu. Hırsızın oğlu hain olmuş; bundan normal ne var!” (Hatıralarım Osman Sebri S.161)
“Bu hainin evinden çıkmak istiyordum; ama elim kolum bağlıydı. Her şeyden önce Fransızlar tarafından aranıyordum. Üstelik param da bitmişti. Atımı sattıktan sonra buradan gidebilirdim. Bunları düşünüp uyudum. Ertesi sabah bir at tüccarını getirtip kısrağımı gösterdim. On beş-yirmi altın eder, dedi. Pazara götürdüğümüzde sekiz altından fazla vermediler. Öyle parasızdım ki ne verirlerse razı olacaktım. İşin tuhaf yanı atı satın alan da Xelîl Beg oldu. Diğer alıcıların yüksek fiyat vermesini engellemişti. Atımın yeni sahibi o hain adamdı.” (Hatıralarım Osman Sebri S.162)
“İlyas, Derik’in Hec Necim ailesinden sonraki ikinci büyük ailesine mensuptu. Suriye’de yoksulluk içinde geçinmek ona göre değildi. Ancak yanında fazla bir servet yoktu. Bu sebeple sınırda kalıp geçimini sağlaması için Fransızlarla işbirliği yapmaya razı olmuştu. Kendisi bu iş birliğinde bir ayıp görmüyordu. Millî aşiretinden İbrahim Paşa ve Hevêrikli Haco Axa gibi büyük aileler sınırda kalarak Fransızların muhbirliğini yapıyordu. Bu aileler ve Cemil Paşa’nın oğlu Mihemed, yanlarındaki hırsız ve soyguncuları sınırdan içeri gönderiyor, oradaki Kürtlerin varını yoğunu talan ettirip Suriye’de Fransız tercümanlarla bölüşüyordu. İlyas da onlar gibi olmak istiyordu.” (Hatıralarım Osman Sebri S.163–164)
“(İlyasê Dêrikî) Hikâyesini baştan sona anlattı. Konu Xoybun’a gelince derin bir iç çekti:
“Biz onları yurtsever biliyorduk. Gerçek yüzlerini gördüğümüzde Kürt halkının düşmanı olduklarını anladık.”
Ben de kendisine Xelîl Beg’in ihanetini anlattım. İlyas:
“Bunu bana da anlatmıştı. Bu sebeple diğerleri gibi Şam’a sürülmedi. Xelîl Beg Türklerin adamıdır, Haco da Fransızların.” (Hatıralarım Osman Sebri S.164)
“Sonra da Harekât üzerine konuştuk. Celadet, Haco ve Cemil Paşalar sınırı geçtikleri halde tek kurşun sıkmamışlardı. İbrahim Paşa’lardan Xelîl, ağzıyla söylediği gibi ihanet etmişti. Şahin Beg’in oğulları daha sınırı geçmeden Fransızlar tarafından yakalanmıştı. Görünen oydu ki benden başka silah kullanan olmamıştı! Koskoca bir partinin sadece bir adamı görevini yerine getirmişti. Xoybun ise bildirisinde bizim karakolları Şêx Nûhê Şêxî [Şeyhanlı Şeyh Nuh]’nin aldığını yazmıştı! Şêx Nûh o esnada bizimle olsa kabul ederdim. Ama işi ben yapmıştım, onlar tutup yanımda bile olmayan birinin adına kaydetmişlerdi!” (Hatıralarım Osman Sebri S.164–165)
“Celadet Bedirxan: Beni Dersim’e gönderen o’ydu. Yol masrafım için bulacağını söylediği para ve mermiler birer yalan olmuştu. Sonradan duyduğuma göre masraflar ve mermiler için Xoybun’dan aldığı parayı yemişti. Yol masrafımı da kendi kesemden karşılamıştım.
Keşke bu işteki tek kaybım yol masrafı olsa! Ne yazık ki aşirettim, ailem ve annem gidişim sebebiyle yüzlerce sıkıntı yaşadı. Onlarca insan hapsedildi. Binlerce lira harcandı. Şu kadarını söylemem bile yeter: İki yüz jandarma, dört ay boyunca aşiretim ve ailemin üstüne çöreklenmişti. Annem, beni bir yıldan fazla geçindirebilecek kadar parayı, jandarma ve tutuklular için harcamak zorunda kaldı. .” (Hatıralarım Osman Sebri S.143)
Osman Sebri, o gün yaşanan olayların içindedir…
Xoybun üyelerinin yaptıklarının canlı tanığıdır…
Hiçbir halkın kaderi katillerin, hırsızların ellerine bırakılmamalıdır…
Ben Osman Sebri’nin yazdıklarından çok ders aldım… Ders almak isteyen olur diye sizlere aktardım…