MAZİYE YOLCULUKLAR – 179 / KÂHTA ŞAİRİ OLMAK -1

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 179

KÂHTA ŞAİRİ OLMAK -1

Kâhta Anadolu Lisesi, “HEYBE” isimli Kültür-Edebiyat Aktüalite Dergisi çıkarıyor…
Kâhta Anadolu Lisesi edebiyat öğretmenlerinden Sevgili Sait Yilter beni aradı:

— BAHAR 2013 9. sayı için seninle mülakat yapmak istiyoruz, dedi.
Ekledi:
— Kâhta üzerine yüzlerce şiir yazmışsınız. Mahmut Cantekin’e “KÂHTA ŞAİRİ” dememizde bir sakınca var mıdır?
Düşünmeden yanıtladım:
— Kâhta benim doğduğum ve büyüdüğüm ilçemdir… Ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim, havasını soluduğum sılamdır… Kâhta içinde yüzlerce akrabam, dostum, komşum var… Kâhta Mezarlığında babam, annem, ağabeyim, dayılarım, akrabalarım, arkadaşlarım, komşularım yatıyor… Bu güzel insanlara çok şey borçluyum… Kâhta’yı ve güzel insanlarını çok seviyorum… Kâhta’ya ve güzel insanlarına aşığım… Ben bir Kâhta sevdalısıyım… “Buram Buram Özlemsin Kâhta’m” isimli şiir kitabım yayınlandı. İki şiir kitabım da hazır: “Kâhta’m Yoksulluğun Yara Bende”     ve  “Gel Gör Kâhta’yı” yayınlanmayı bekliyorlar… Kâhta ile ilgili iki tane de düzyazı olarak yayınlanacak kitaplar hazır… “KÂHTA ŞAİRİ” olmak benim için onurdur…
Sevgili Sait Yilter:
— Yakında Kâhta’ya gelecek misiniz?
— Şimdilik öyle bir kararım yok. Sorularınızı adresime gönderiniz. Cevaplarını verir adresinize gönderirim…

Dergisi için yapılan söyleşinin tamamını sizinle paylaşıyorum…

“KÂHTA ŞAİRİ” MAHMUT CANTEKİN İLE SÖYLEŞİ

S- 1. Mahmut Cantekin kimdir, bize kendinizi tanıtır mısınız?

C–1. Mahmut Cantekin, Kâhta’nın Cami Mahallesinde 1952 yılının birinci gününün ilk saatlerinde Dünya’ya “merhaba” demiştir…
Babası demirci Mustafa, annesi ev hanımı Adile’dir… Nüfusa geç kaydetme çocukluğumda adettendi… Bu adetten dolayı nüfusa 03. 03. 1952 diye kayıt yapılmış…
İlkokulu 4. sınıfa kadar Kubilay İlkokulu’nda, 4. sınıfın bir bölümü ile 5.  sınıfı yeni açılan Atatürk İlkokulu’nda okudum…

Kâhta ortaokuluna kayıt yaptırdım. Kâhta ortaokulundan mezun oldum…
Ortaokulda okurken edebiyatla ilgilenmeye başladım.  Kitap okumaya, yazı ve şiir yazmaya, daha doğrusu karalamaya başladım…
Türkçe öğretmenim İclal Fiş, yazdıklarımı beğeniyordu… Yanlışlarımı, eksikliklerimi göstererek yeteneklerimi geliştirmeye katkı sunuyordu… Kendisini saygıyla anıyorum…
Sayın İclal Fiş’in tayini çıktı.
Türkçe derslerimize okul müdürü Sayın Hüseyin Tayfun girdi…
Sayın Hüseyin Tayfun edebiyata ilgimi görünce, okulda bir duvar gazetesi çıkarmakla beni görevlendirdi…
Gazeteye “SESİMİZ” adını verdik…
Başyazı, şiir, fıkra, hikâye, bilmece, bulmaca, güzel sözler bölümleri vardı… Yazıların hepsini hazırlar, yazısı güzel bir arkadaşa yazdırırdım…
“SESİMİZ” gazetesi beni edebiyata daha çok bağladı… Bana katkısını unutamam…

1968 yılında ortaokulu bitirdim…
Öğretmen okulu sınavına girdim… Besni Öğretmen Okulunu kazandım… Kâhta’da beş arkadaş daha kazanmıştı… Besni’de altı Kâhtalıydık…

Besni’de okurken bana gönderilen harçlığın yarısını kitaplara veriyordum…
İki yıl içinde üç yüz kitap almış, okumuştum…
Arkadaşlardan alıp okuduklarımı saymıyorum…

Edebiyat öğretmenimiz Mehmet Akıncı, hece ve aruz şiirinin ölçülerini, kurallarını o kadar iyi işliyordu ki hayran kalıyordum.
Şiire merakımdan dersi çok iyi dinliyordum… Parmağım hep havada ya bir şey soruyordum ya da sorulara cevap veriyordum…
Öyle iyi öğreniyordum ki edebiyat dersi aşkım olmuştu…
Edebiyat öğretmenimiz birinci sınıfta yazdığım kompozisyonları üst sınıflara götürerek örnek olarak gösteriyordu…

Besni’de yayınlanan “Güney Ekspres” gazetesinde şiirlerim yayınlanmaya başladı…
Okul müdürü gazetelerde şiir yayınlamamı yasakladı…
O günlerde Âşık Mahsuni’nin “Abbas Yolcu” türküsü çok meşhurdu. Ben de “Abbas Yolcu” türküsünü çok severdim…
Okul müdürünün yasak kararına karşı “Âşık Abbas” mahlasını kullanarak şiirlerimi yayınlamaya devam ettim…

1969 yılı sonunda okuldan ayrılmak zorunda kaldım… İkametgâhım gurbet elleri oldu…
Bu dönemde de çok kitap okudum…

1974 yılında Kâhta’ya döndüm…
Kazandığım okuma alışkanlığını hemşerilerime kazandırmak için 1974–1975 yıllarında Kâhta’da “CANTEKİN KİTABEVİ” isminde bir işyeri açtım ve işlettim…
1974 yılında “YEŞİL KÂHTA” isimli bir mahalli gazete çıkardım…

1975 yılı sonlarında askere gittim… 18 ay askerlik yaptım. Kâhta’ya döndüm…
1977–1978 yıllarında yeniden Kâhta’da “CANTEKİN KİTABEVİ” isminde bir işyeri açtım ve işlettim…

1978 yılında Düziçi Eğitim Enstitüsünde kalan derslerimi vererek öğretmen olma hakkını kazandım…
1979 yılının ilk üç ayında Adıyaman Yukarı Şeğler (Kuşakkaya) köyünde vekil öğretmenlik yaptım…
1 Mart 1979 yılında Afyon ili Sinanpaşa ilçesi Çatkuyu köyünde öğretmenliğe başladım…
Bu köyde üç yıl öğretmenlik yaptım.
Afyon ili Tınaztepe kasabasına tayin istedim.
198ı ve 1982 yıllarında burada öğretmenlik yaptım.

12 Eylül darbesinin karanlığından yararlanan Kâhta’daki belli çevreler, aleyhimde yoğun şikâyet dilekçesi verdiler…
İçeri alındım…
1983 yılı 21 Şubat günü şu cümle ile öğretmenlik görevime son verildi: “Görülen lüzum üzerine 1402 sayılı yasa ile görevine son verilmiştir.”

Kış günüydü. Hava sıcaklığı eksi otuz dereceydi.
Kararı bana bildiren müfettiş gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Ağzında dökülen sözcükleri hiç unutmadım:
— En iyi öğretmenimi darbe görevden aldı.
Görevde olduğum her yıl yüz puan almıştım…
Kâhta’ya evimi getirecek param yoktu…

Öğretmen arkadaşlar ve veliler bir kahvehane açtılar. “Buyurun yeni ekmek teknen burasıdır,” dediler…
İşçi tutup kahveyi çalıştırmaya başladım…
Birkaç ay bu işi yaptım…

İstanbul’a taşındım…
İstanbul’da birkaç ay zücaciye işi yaptım…
Yurt dışına gitmek için müracaat ettim. Pasaport vermediler…
Kaçak olarak yurt dışına çıkmak için Mardin’e gittim.
Bizi sınırdan geçirmesi için anlaştığımız kaçakçı bizi ihbar etti… Yirmi gün eziyetten sonra bıraktılar…
Kâhta’ya döndüm… Üç ay Kâhta’da yalnızları yaşadım…

Mersin’e geldim…
Bu ile ilk gelişimdi…
Bir ay sonra tesadüfler beni bakkal yaptı: “CANTEKİN GIDA PAZARI”
1984–1990 yılları arasında bu işi yaptım…
1987 yılında öğretmenliğe dönmek için dava açtım…
1990 yılında sıkıyönetimin aleyhine açtığım davayı kazandım. Afyon’da öğretmenlik görevine yeniden başladım…

1992 yılında Diyarbakır ili Lice ilçesine gönderildim…
İki yıl öğretmenlikten sonra Halk Eğitim müdürlüğü yardımcılığı ve müdürlüğü yaptım.
1995–1997 yılları arasında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yaptım.
Dört yüz sayfa tutan Lice anılarım kitap halinde yayınlanmayı bekliyor…

Mersin’e tayin istedim.
1997–1998 eğitim yılında Mersin’de öğretmenliğe başladım…
2004 yılında Mersin’de emekliye ayrıldım…

Aynı yıl “Buram Buram Özlemsin Kâhta’m” isimli şiir kitabım çıktı…
Sonra ki yıllarda bu kitapta yer alan şiirleri tekrar elden geçirdim…
Kendi sitemde (gokyuzubilisim.com) aynı isimle yayınladım…
2007 yılında üç şiir kitabım yayınlandı: Düşlerimi Geri Ver, Yetim Sevda, Sevgi Kardelendir.
“Vahşeti Gördüm Lice’de” anı kitabım İstanbul’da yayınevinde basılma sırasını bekliyor…
Maziye Yolculuklar, Maziden Esintiler isimli iki anı kitabım hazır.

Şiir kitabı olarak basıma hazır kitaplarım şunlardır: Ah Güzel Yurdum, Ahu Gözlü Kız, Ayaz Vurmuş Umutlar, Balyozcudan Dörtlükler, Demlendi Ömür, Gel Gör Kâhta’yı, Gülüm Solmasın, Lice’de Çıplaktır Günah, Hüzün Var İçimde, Sevdalı Nehir, Sevgi Pınarı, Zemheride Gülşenim. : Kâhta’m Yoksulluğun Yara Bende.

Emeklilik günlerimi altı bini geçen kitaplığımın içinde geçiriyorum…
Çok okuyorum…
Çok düşünüyorum…
Biraz da yazıyorum…
“antoloji.com” sitesinde 1287 şiirim yayındadır…
Edebice, Sevgi küpü, Hayal Denizi, Şiir akademisi, Şiir rotası, Kalemin, Kahtanet, Edebiyaz, Şiir Dostu, Şiir Evim, Şiir Yolcuları ve onlarca sitede şiir ve yazılarım yayınlanmaktadır…

S- 2. Şiir yazmaya nasıl başladınız? İlk yayımlanan şiirinizle son yazdığınız şiirleri karşılaştırırsanız, şiir anlayışınızda ne gibi değişiklikler olduğunu söyleyebilirsiniz?

C- 2. Şiir yazmaya nasıl başladığımı hatırlamıyorum… Şair ve yazar İbrahim Halil Bayram “çocukluğumuzda şiiri sen bana öğrettin” diyor… İ.Halil Bayram ilkokul arkadaşım… Yetim olduğu için Adıyaman’da Yetiştirme Yurduna gitti… Demek ki ilkokulda yazmaya başlamışım…
Ortaokul ikinci sınıfta Kıbrıs ile ilgili Adıyaman’da yapılan bir mitingde şiirimin okunduğunu unutamam…
İlkokulda, ortaokulda yazdıklarıma şiir desem de şiir karalamasından öteye geçmezler…
Öğretmen okulunda yazdıklarım biraz daha şiire benzerlerdi…

Dün yazdığım şiirde bu gün eksiklik gören bir anlayışım var…
Şiir bir ağaç gibidir…
Bir ağacı büyütecek bilgiye sahip değilseniz, o ağaç gelişmez…
Şiir yazacak kişinin kültürel birikimi olması lazım…
Şiir yazacak kişinin şiir hakkında kültürel birikimi olması lazım…
Şiir yazacak kişinin yeteneğinin olması lazım…
Yoksa yazdığımıza şiir desek de şiir olmuyor…

Hece şiiri yazacak arkadaşların halk edebiyatı hakkında bilgi sahibi olması lazım…
Hece şiirinde hece sayısı, durak, kafiye ve redif önemlidir… Kafiyenin ne olduğunu bilmeyenler, kelime eklerinden benzeşmelerle kafiye yaptıklarını sanıyorlar…
Hece şiiri konusunda Türkiye üçüncülüğü ödülü verdiler.  Benim adıma yayınevi sahibi ödülü aldı, bana gönderdi…
Ödül törenini ben televizyonda seyrettim…

Yeni hececiler arasında sayılıyorum…
Şiir anlayışımda okuyucunun bir türkü gibi şiirlerimi okumasını hedeflerim… Şiirimin anlaşılmasını isterim.
Ses uyumuna önem veririm…
Toplum için şiir yazıyorum… Sanattan da vazgeçmiyorum…
Şiirin ustası şairler yorumlarında benim hakkımda şöyle derler:
“Çağdaş Karacaoğlan”
“Günümüzün Pir Sultanı”
“Taşlama Ustası”
Takdir şiir konusunda uzman olanlarındır.
Bana kendini nasıl tanımlıyorsun diye soranlara “şiir emekçisiyim” diyorum…

S – 3. Yazdığınız şiirlerden hareketle “Kâhta” üzerine şiir yazmaktan zevk aldığınız görülüyor. Bu sebeple size “Kâhta Şairi” dememizde herhalde mazur yoktur?  Bize “Kâhta sevdanızı / sevginizi” anlatır mısınız?

C – 3. Ben Kâhta Sevdalısıyım… Kâhta’yı çok seviyorum… Kader, çocukluğumdan beri beni gurbet ellerine attı… Uzun bir aradan sonra Kâhta’ya dönüşümde, Kâhta görününce arabayı durdurdum. İndim. Yolun kenarındaki tarladan bir avuç aldım. Öptüm… Öptüm… Öptüm… Gözyaşlarımla toprak çamur oldu… Taksinin şoförü şaşkın şaşkın bana bakıyordu…
Mecnun Leyla’ya, Kerem Aslı’ya, Ferhat Şirin’e, Mahmut Cantekin Kâhta’ya âşıktır…
Kâhta’nın taşına toprağına, ağacına yaprağına, havasına suyuna, tarihi eserlerine aşığım…
Dürüst, saf, merhametli iyi insanına aşığım…
Çocukluğumda bana annem babam kadar yakın olan, yüreği sevgi dolu komşularıma aşığım…
Haram yemeyen, dedikodu yapmayan, fitne ve fesatlıktan uzak duran güzel insanlarıma aşığım…
İnsanlığı ön plana çıkaran geleneklere aşığım…
Ben Kâhta’nın ve Kâhtalının güzel yönlerine aşığım…
Bir Kâhtalının başarısı ile çocuklar gibi sevinirim… Sevinç gözyaşları dökerim…
Bir Kâhtalının insanlık dışı hareketini duyunca kahrolurum…
Kâhta’ma ve Kâhtalılara leke süren kişilerden nefret ederim… Tiksinirim…
Ben buyum… Kâhta sevdalısıyım…
Çıkarım için değil doğduğum, sokaklarında büyüdüğüm toprakları çok seviyorum…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir