MAZİYE YOLCULUKLAR–267 / FİLİSTİN’E GİTMEK – 2

MAZİYE YOLCULUKLAR–267

 

FİLİSTİN’E GİTMEK – 2

 

 

Çaresizdim.

Parasızdım.

Akşama kadar Antep sokaklarında gezdim.

Tek çarem kalmıştı. Aydınlıkçılardan Cüneyt Akalın evime geldiğinde “başın dara düşünce Siyasal Bilgilere gel. Asistan Cüneyt Akalın dersen herkes tanır.”  Ankara’ya Siyasala gidecektim. El mahkûm, derler. Mecbur kalmıştım.

Gittim.

Buldum.

Mesaiye kadar sosyetik arkadaşlarına beni teslim etti. Hepsi burjuva çocuğu gibiydi. Kafamdaki devrimcilere benzemiyorlardı.

Mesai bitiminde Cüneyt geldi. Beni liderleri Yandan Çarklı Doğu’ya götürdü. Örgüt eviydi. İki gün kaldım. Beni İzmir’deki arkadaşlarına (Ali Karşılayan) gönderdi.

Konak’ta İşçi Köylü bürosunda aylarca bankların üzerinde yattım.

Gündüzleri gecekondu mahallelerinde İşçi Köylü gazetesi dağıtmak, bildiri dağıtmak görevimizdi. Boş kaldığımız zaman el kadar basılmış Kızıl Kitap okunurdu. Mao’nun Uzun Yürüyüşünü de ezberlettiler.

Bir fabrikanın önünde bildiri dağıtırken, İlker denen arkadaşı bir tek sivil polis götürmek istedi. Ben karşı çıktım. Ekip çağırmış. İkimizi de götürdüler. Bir hafta nezaretlerde gezdirdiler. Mahkemeye çıkardılar. Verdiğim ifadeden dolayı beni bıraktılar. Birkaç ay sonra Adıyaman’a yazdıkları yazının cevabı gelmiş. Tutuklama kararını öğrenince onlarda bir tutuklama kararı vermişler. İki tutukluğum oldu.

Aydınlıkçıların o dönem İzmir’deki önemli adamlarından Doktor Osman’ın oğlu Kenan Mortan ve Adil Aslan ile Fethiye tarafına çalışmaya gönderdiler. 15 gün oradaki devrimcilerle görüştük. Deniz’e sempatisi olan demokratlarla görüştük. Görüştüklerimiz Deniz Gezmiş hayranlıklarını dile getirince “Deniz Gezmiş bizim arkadaşımız” derlerdi. Çok utanmazlardı. Bu konuda çok tartışmamız oldu. Kenan Mortan Aydınlıkçılardan ayrılınca ajan ilan ettiler. Kenan Mortan’ı sonraki yıllarda ekonomist diye televizyonlarda sık görür oldum.

Bir sefer de beni Gün Zileli ile Söke yöresine gönderdiler. Gün Zileli ve diğerleri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının bir tırnağı etmezdi. Çeneleri kuvvetli, kalemleri kuvvetli ve bulundukları büyük şehirdeki çevreleri sayesinde isimlerinden söz ettiren Doğu Perinçek’in palyaçolarıydı. Devrim ateşini yaktık diyen bu zatlar,  sorguda bülbül gibi öttüler. Kimi yüz, kimi iki yüz, kimi de üç yüz isim verdiler. Nuri Çolakoğlu üç yüz isim vermiş diyorlardı. Kendilerine bir çay veren, bir çorba veren, bir merhaba veren işçinin, köylünün, öğrencinin adını vermişlerdi. Hepsini tutuklatmışlardı. Mamak Ceza evinin ön hücrelerinin dip koğuşunu medreseye çevirmişlerdi. Ceza evine düşürdükleri fakir işçi, köylü ve öğrencilerin sahipsizliklerinden yararlanarak kendilerine bağlamışlardı. Onlara siyasi eğitim vererek kendilerine militan yetiştirme çabasındaydılar. O saf, temiz Söke köylülerine sözde yaptıkları siyasi savunmalarına imza attırarak ceza evinde fazla tutarak onları militan yapmaktı. Öğrettikleri Mao’nun görüşleriydi. O dönem Arnavutluk’ta Enver Hoca iktidardaydı. On kişi küçük radyonun çevresine dizilir, Tiran radyosunda anlatılanları not ederlerdi. Onlar notları birleştirerek metin meydana getirirlerdi. O metin ile eğitim çalışması yaparlardı. Doğu Perinçk’e mürit yetiştirirlerdi.

Günlerce en vahşi işkencelere maruz kalan ben, kendimden çok Mehmet Cantekin’in adına bir leke sürmemek için parçalanmış tabanlarımla koridora dökülmüş tozlu suda başı dik yürüyen yirmi yaşlarındaki ben, yarım sayfa ifade vermiştim. İfademin özeti “duymadım, görmedim, bilmiyorum, tanıyorum, üzerimde ifade verenler hepsi yalan söylüyorlar.”

Doğu Perinçek, topal lider bir tokat yemeden altmış sayfa ifade vermişti. İfadesinde yok yoktu. Generaller vardı. Subaylar vardı. İfadesini okuyunca ben kendimden utandım. Keşke polise teslim olaydım, bunlarla bir adım yürümeseydim.

Gittikleri yerlerde, halkın yanında biz Deniz Gezmiş’in arkadaşıyız, derlerdi. Kendi aralarında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına terörist derlerdi. Ben karşı çıkar, sert tepki gösterirdim.

Çok ikiyüzlü insanlardı. Hatta İbo isimli kitapta yazdığı gibi Deniz’e dil uzatan birine “Denizlere kurban olun” dedim, silahı çektim. Araya girip kurtardılar. Gebertecektim.

Çaresizliğimden yararlanıp beni kullanmaya çalıştılar. Kul olacak yapım olsaydı, ağama kulluk yapar memleketimde kalırdım. Kral gibi yaşardım.

Ben İzmir’de İşçi Köylü bürosunda bankta yatarken, bize liderlik yapanlar, Karşıyaka semtinde lüks evlerde yaşadıklarını sonradan öğrendim.

 

Yıllardır beni görmeyen babam İstanbul’a gelmiş, ağabeyimin arkadaşlarından yardım istemiş. Sonradan Avukat olan Siverekli Güzel insan Ahmet Karlı İzmir’e geldi. Birlikte İstanbul’a gelirken yolda 12 Mart 1971 darbesinin yapıldığını otobüsün radyosundan öğrendik.

İstanbul’a geldik. Babamla buluşup hasret giderdik. İki gün beraberdik. Babamı gönderdik.

Akrabalarımın yardımıyla Üsküdar Selamsızda bir oda kiraladım. Cağaloğlu’nda İnkılâp Aka Kitapevinde 125 lira haftalıkla iş buldum.

 

Birkaç ay çalıştım. Bir gün öğlene doğru misafirin var, dediler. Kapıya çıktım. Tanımadığım sarı suratlı birisi:

– Ben Ferit İlsever. (Sonradan İşçi Partisi genel başkanı) Doğu Perinçek beni gönderdi. Mahmut Cantekin istiyorsa Filistin’e gönderebiliriz.

Beni nasıl buldunuz, demedim. MİT misiniz? BİT misiniz? Diye sormadım. Hala kendime kızarım. Gerçekten beni nasıl bulduklarını o kadar araştırmama rağmen tespit edemedim. Çevrem bile nerede olduğumu, nerede çalıştığımı bilmiyordu. Bunlar kimden öğrendi?

Öğle yemeğinde Sirkeci tren garında buluşalım, dedim.

Öğle yemeğine kadar Filistin’e gideceğimi, Tuncer Sümer’i bulacağımı, omuz omuza emperyalizme karşı savaşacağımı hayal etmeye başladım.

Ferit İlsever’le tren garında buluştuk. Teklifini kabul ettim. Bana Siverek ilçesinde bir bakkalın adresini verdi. “Ali ile görüşeceğini söyle. O görevli arkadaşla görüştürür. Ali seni Filistin’e gönderir.”

Çalıştığım işyerinden alacağımı aldım. Eve bile gitmedim. Kimseye bir şey demedim. Topkapı’ya, otogara gittim. Siverek yoluna düştüm.

Siverek otogarında indim. Yan tarafındaki kahveye girdim.

“Şeker Oğlan” türküsü çalıyordu. Bir çay içtim. Bakkalın yerini sordum. Tarif etti. Gittim. Buldum. Ali’yi sordum. Birazdan gelir, dedi. Ali (Muzaffer Oruçoğlu) geldi. Kenar mahallede bir eve götürdü. Yolda konuştuk. Evde konuştuk. Beni Filistin’e gönderecekti. Birkaç gün beklemem gerektiğini söyledi.

Birkaç gün beraber gezince beni göndermekten vazgeçti.

Sonradan gördüm ve tanıklık yaptım. Siverek’e devrim yapmaya gönderilen on kişiden sekizi bir hafta kalmadan geldikleri gibi giderlerdi. Kış günü bağ evlerinde kalmak kolay değildi. Kenar mahalle evleri buluşma yeriydi.

Muzaffer Oruçoğlu, Siverek ilçesinde ve bölgede büyük eylemler yapacaklarını, benim Filistin’e gitmeme gerek olmadığını söyledi. Beni ikna etti.

Daha sonra İbrahim Kaypakkaya geldi. Konuştuk.

Burada İBO’nun büyüklüğünü, yiğitliğini, devrimciliğini bir örnekle anlatmak namus borcumdur.

Yakalandığında özelikle benim üzerime ifade veren, gözlerinin önünde kan kusarken, ben bunu tanımıyorum dedikçe, “bunun adı Sadık. (Kod adım) yalan söylüyor. Evime çok geldi. Bu Ali’den (Muzaffer Oruçoğlu’ndan) sonra gelen ikinci adamdır, Siverek’te Ali’den sonra bu Sadık gelir, diyen eski gardiyan, topal Abdulkadir Özdere’nin evinde ben, Muzaffer Oruçoğlu ve İbrahim Kaypakkaya ( İbo Dersimden gelmişti.) bir toplantı yaptık.

Toplantıdan sonra İbrahim Kaypakkaya, babamın adresini istedi.

Ben:

– Ne yapacaksın yoldaş.

– Babanın ekonomik durumu iyi değil. Biraz para gönderelim.

– Bütün halk yoksul. Babamdan farkları yok. Özel muamele istemiyorum.

– Senin babanın durumu farklı. Mehmet Cantekin şehit edildi. Sen yıllardır illegal mücadelenin içindesin. Kardeşlerin çok küçük. Soruşturdum. Babanın ekonomik durumu hiç iyi değil. Şehit bir devrimcinin babası kimseye muhtaç olmamalıdır. Biz bizimkilere sahip çıkmak zorundayız. Hiç itiraz etme yoldaş. Babanın adresini ver.

Daha fazla direnmedim. Babamın adresini İbo yoldaşa verdim.

Cebinden çıkardığı köstekli saati bana verdi:

– Bu kavgada ölmezsen, bir gün Kâhta’ya dönersen bu saati emekçi babana götür, ver. Benim hediyem olduğunu söyle!

Sevgili İbrahim Kaypakkaya, sen ne yiğit yoldaştın! Sen ne vefakâr yoldaştın. Sen ne kadar ince düşünceli bir candın. Ser verip sır vermeyen yoldaş, seni her zaman saygıyla andım. Saygıyla anmaya devam edeceğim.

İbrahim Kaypakkaya bir takma isim, bir uydurma adresle Gaziantep’ten Kâhta’ya babama para gönderir ya da göndertir.

Babam parayı alır.

– Bu parayı yıllardır görmediğim oğlum, canım Mahmut’um göndermiştir. Arandığı için kendi adıyla göndermemiştir. Bu adrese giderim. Mahmut ile hasret gideririz.

Babam Antep’e gider. İki üç gün elindeki adresle beni arar. Adresi gösterdiği herkes, böyle bir adres yok, der.

Babam boynu bükük Kâhta’ya döner.

İbrahim Kaypakkaya’nın verdiği köstekli saati yıllar sonra Kâhta’ya döndüğümde babama verdim:

– Baba bu saat Antep’ten sana para gönderen İbrahim Kaypakkaya’nın hediyesidir. İbrahim, Diyarbakır’da şehit edildi, biliyorsun. Sır vermemek, arkadaşlarını satmamak için canını verdi. Bu yiğit sana saati gönderdi. Oğlun gibi devrim şehidi oldu. İbrahim’i hiç unutmayacağız.

Babam yıllar sonra vefat etti. Bana bıraktığı miras onurdur, şereftir, İbrahim Kaypakkaya’nın hediye ettiği saattir.

Ben o saati hala saklarım. Baktıkça yiğit yoldaşım İbrahim’i, bir tokat yememek için beni satan, karşısında ayaklarımdan, boğazımdan akan kanı gören, direnişimden bir ders almayan sahte devrimci eski gardiyanı hatırlarım.

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir