MAZİYE YOLCULUKLAR–266 / FİLİSTİN’E GİTMEK -1

MAZİYE YOLCULUKLAR–266

 

FİLİSTİN’E GİTMEK -1

 

Kâhta Ortaokulunda okurken, Ağabeyim Mehmet Cantekin İstanbul’da Orman Fakültesinde öğrenciydi. Yaz tatilinde eve gelince valizinde çıkardığı dergileri, kitapları ve gazeteleri merakla inceliyordum. İki gazete vardı: Cumhuriyet ve Akşam. İki dergi vardı: Ant ve Yön. Kitaplar; Dursun Akçam’ın “Maral” isimli hikâye kitabı, Kavala isimli şiiri aklımda kalan şiir kitabı.

Ağabeyimin getirdiği gazete, dergi ve kitaplar çok hoşuma gitmişti. Ağabeyim okuyor, ben de okuyordum.

Ağabeyime hangi gazeteyi alıp okuyayım, diye sordum.

Ağabeyim:

– Cumhuriyet senin kültür seviyene göre ağır gelir. Akşam gazetesini al. Çetin Altan’ın Taş ve Şeytanın Gör Dediği yazılarını, İlhami Soysal’ın yazılarını oku. Diğer yazarları ve haberleri ihmal etme.

Kâhta’da gazeteleri o zaman bakkal Osman satıyordu. Abone olanlara gazete gelirdi. Genellikle aboneler yabancı memurlardı. Kâhtalı memurlardan Hamit Evci’nin Hürriyet gazetesi aboneliği yıllarca sürdü.  Gazete 25 kuruştu. Aylık veren abone oluyordu. O dönem çok az olan abonelere ben de katıldım. Artık günlük Akşam abonesiydim.

Ortaokulu bitirip Besni Öğretmen Okuluna gittiğimde kültür seviyemi Akşam gazetesi, Yaşar Kemal’in İnce Mehmet ve birkaç roman belirlemişti. Feodalizmin hâkim olduğu ilçede safım halkın yanıydı.

Besni’de ilk kiralık evim Kasap Şeyho’ya aitti. Ev arkadaşım, aynı okulda okuduğumuz Doğan Tanyeri bizden daha bilinçliydi.

19 Eylül 1969 Cuma günü Ağabeyim Mehmet Cantekin devrim şehidi oldu.

Okulu bıraktım. Kâhta’ya döndüm.

Günler sonra Okul Müdür yardımcısı ve edebiyat öğretmeni çok sevdiğim Mehmet Akıncı haber gönderdi. Gel görüşelim, dedi.

Geldim. Görüştük. Şu cümlesi ile okula döndüm: Lenin’in ağabeyi asılınca, Lenin okulu bırakmadı. Okudu.

Okudum. Lenin olamadım. Türkiye bir Lenin de çıkaramadı.

 

1968 kuşağı eylemlere ve örgütlenme faaliyetine başladı. Devrimciyim diye Besni’ye gelen, Devrim şehidi Mehmet Cantekin’in kardeşiyim diye beni bulurdu. Evimde kalırdı. Lokmamı bölüşürdüm. Bilinç seviyem düşük olduğundan fraksiyonlar arasında ayırım yapamazdım.

Eylem yapan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına hayrandım.

O yıl Araban yolu üzerinde olan, Kalaycı Mustafa’nın iki katlı evinin alt katında tek başıma oturuyordum. Öğrenci evim, devrimci yuvası olmuştu. Antep eski belediye başkanı Celal Doğan da o eve geldi, toplantı yaptı. Tek odaya 28 kişi sıkışmıştık. Ranzam kırılmıştı. Celal Doğan yanındakiler ağır gelmişti.

Tuncer Sümer Besni’ye geldi. O da beni buldu. Evime gelip gitmeye başladı. Benim evime gelen Aydınlık grubundan Ali Mercan, Ali Asker, Cüneyt Akalın, D. Karadağ ve isimlerini hatırlamadıklarım var. O dönem çıkarttıkları İşçi Köylü gazetesini bana göndermeye başladılar. Okulda, çarşıda dağıtmaya başladım.

İşçi Köylü gazetesinin çok keskin manşetleri vardı. Hemen devrim yapıyorlardı. Heyecanla dağıtıyordum. Bir gün önce devrim olsun istiyordum.

Hayat bana şunu öğretti; mücadelede çok keskin söz söyleyenlerin, manşet atanların, plansız programsız eyleme teşvik edenlerin yüzde doksanı ajan çıktı.

Tuncer Sümer’in Aydınlıkçılarla tartışmalarından sonra safımı belirledim. Denizlerden yana tavır koydum.

Gündüz okula giderken, gece Tuncer Sümer ile birlikte köylere gitmeğe başladık. Gerilla Nedir ve benzeri kitaplar okumaya başladım. Gerilla olacaktım. Tuncer Sümer Besni yöresinin gerilla mücadelesine uygun olup olmadığını inceliyordu.

Tuncer Sümer Semih Orcan’ı benim eve getirdi. Bir ay aynı yatağı bölüştük. Ben, Tuncer ve Semih köylere gitmeğe devam ettik.

Semih Orcan gitti. Mete Ertekin geldi. Mete de bir aydan fazla kaldı. Köy çalışmaları çevre incelemeleri devam etti.

Mete okumam için on kitap ismi yazdı: Sosyalizmin Alfabesi, Felsefenin Temel İlkeleri, Diyalektik vs.

Büyük bir heyecanla cahilliğimi, bilinçsizliğimi atmak istiyordum. Çok okuyordum. Not alıyordum.

Mete, o zaman benim için çok büyük para olan yepyeni bir yüz lira verdi. Deniz Ağabeyin bankalardan el koyduğu paradır. Sana gönderdi. Mutfak masrafında kullandım. Tuncer ve arkadaşları bana hiç yük olmadılar. Beraber aldık, yedik.

Aydınlık grubu asalaktı. Gelen üç kuruş harçlığımla sofra kurardım, onlar utanmadan yerlerdi.

Kalaycı Mustafa’nın evi yol üstüydü. Karşımızdaki boş araziydi. Gelen giden dikkat çekmezdi. Ev sahibi evime gelen gidenle ilgilenmezdi.

Son misafirim sevgili yoldaşım Kadir MANGA arkadaştı. İki gün kaldı. Tuncer ile birlikte gittiler. Tuncer giderken:

– Seni ve Köylü Hasan’ı cumartesi günü gelip Nurhaklara götüreceğim, dedi.

Cumartesini dört gözle beklerken okulumuzda faşist öğretmenlerin astığı “Komünizm nerede görülürse ezilmelidir” afişi gece indirildi. Tuvalette yakıldı. Olay çok büyütüldü. Adıyaman Valisi, Emniyet Müdürü, sürüyle polis okula geldi. Birkaç kişinin ifadesi okul müdürünün odasında alındı.

Beni çağırdılar. Emniyete götürdüler. 17 yaşında iki saat dayak, yarım saat mola falaka gece 24.00’e kadar sürdü. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” dedim.

Besni Belediye Başkanı Sevgili Mehmet Uslu geldi, beni işkencecilerin elinden aldı. Yürüyemiyordum. Öğrenci arkadaşlar da emniyete gelmişler. Koluma girerek beni eve kadar götürdüler. Bu ilk nezaretim değildi ama ilk işkencemdi.

Bir hafta sonra Pazar günü berber Hacı Çakmak arkadaşla sinemaya gidecektik. Bir öğrenci arkadaşı çeşitli vaatlerle itirafçı etmişler. Benim aleyhime ifade almışlar. Tutuklama kararı çıkartmışlar.

Haber geldi. Nereye gideceğim? Kâhta’ya gidemem. Tuncer yok. Kadir yok. Mete, Semih yok. Nurhaklara gidemem.

Bir öğretmen arkadaş yüz lira getirdi. Aralarında toplamışlar. Başının çaresine bak, dediler.

Güneş batmıştı. Hava kararmıştı. Yağmur yağıyordu.

Besni’nin çıkışına kadar ara sokaklardan gittim. Gölbaşı yoluna girdim. Şose yol. Çakıl yolun kenarında bir karış yükseklikteydi. Karanlıkta yoldan çıktığımı kenardaki çakıllara basınca anlıyordum. Araçların ışığı görününce bir ağacın arkasına saklanıyordum. Yolun şeklini de görmüş oluyordum.

Gölbaşına vardım. Bir tankerle Antep’e gittim. DEV-GENÇ binasına gittim. Celal Doğan’ı görüp Antep’te kalıp kalamayacağımı soracaktım. DEV-GENÇ bayram yeri gibiydi. Giren çıkan bellisizdi.

Celal Doğan’ı sormadan ayrıldım.

 

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir