MAZİYE YOLCULUKLAR–268 / FİLİSTİN’E GİTMEK – 3  

MAZİYE YOLCULUKLAR–268

 

FİLİSTİN’E GİTMEK – 3

 

Siverek’te iki ayım dolmamıştı. Muzaffer Oruçoğlu bana bir liste verdi. Hasan Yalçın bu malzemeleri sana versin, al gel.

Adres: Bülbül Deresi 99/1 Küçükesat/Ankara

 

Adrese gittim. Hücre evi değil mahalle kahvesi gibiydi. Giren çıkan bellisizdi. İnanamadım.

Hasan Yalçın’a öfkeli bir sesle:
– Böyle hücre evi mi olur? Giren çıkan bellisiz. Götüreceklerimi hemen getirin. Ben Siverek’e döneceğim.

Hasan Yalçın:
– Bu listeyi bir haftada ancak hazırlarım, dedi.

Düşündüm. Ev çok tehlikeliydi. Ankara’nın orta yerinde onlarca kişinin gelip gittiği yer hücre evi olmaz, devrimcileri polise teslim merkezi olurdu.

Kararımı verdim:

– Ben bu evde kalmam. Malzemeyi hangi gün verebilirsin? Ben o gün geleyim.

Vereceği günü söyledi.

Evi Adanalı Kerem Çalışkan kiralamıştı. Açık açık konuştum:
– Kerem böyle hücre evi olmaz. Polis bu evi yakında basar. Ben şimdi gidiyorum. Döndüğümde polis evi basmış ve ben yakalanırsam şu ifadeyi vereceğim. Ben ilkokul üçten terkim. Adıyaman’dan Adana’nın Mercimek Köyüne ırgat olarak gittim. Keremle orada tanıştık. Arkadaş olduk. Birbirimize mektup yazardık. İşsiz olduğumu, bana bir iş bulmasını rica ettim. Aylar sonra Ankara’da ev tuttuğunu, yanında kalabileceğimi, iş bulacağını söyledi. Bu adresi verdi. Geldim. İlk defa Ankara’ya geliyorum. Siyasetten anlamam. Kerem de benimle hiç siyaset konuşmadı.

Yakalanırsan, beni sana sorarlarsa aynı ifadeyi vereceksin. İfademizde çelişki olmasın.

 

Evden ayrıldım. İstanbul’da terk ettiğim evime gidecektim. İstanbul’a gittim. Akrabalarıma uğradım. Evi sordum. Evdeki eşyaları ev sahibi almış. Kiraya saymış. Evi başka birine vermiş. Eve hiç uğramadım. Akrabalarımda bir hafta kaldım.

 

İstanbul’dan Ankara’ya döndüm. Bülbül Deresi 99/1 adresine gittim. Zemin kattı. Kapıya kadar gittim. İçerde polis var diye girmek istemedim. Dışarı çıktım. Üzerimde örgütsel hiçbir şey bırakmadım. Boş küçük bir valiz, içinde İstanbul’dan geldiğim bilet vardı. Siverek’ten geldiğim bilinmesin, istiyordum. Ayakkabımın bağlarını sıkıştırdım. Polis kapıyı açarsa ne yapacağımı, hangi yöne kaçarsam izimi kaybettirebilirim diye çevre incelemesi yaptım. Tekrar kapıya gittim. Beynim bana bağırıyordu: Çek git buradan. İçerde polis var. Acemi gibi kapana düşme.

Geri döndüm. Kuytu bir yerde oturdum. İçerde polis varsa, nöbet değişmeye gelirler. Nöbet değişimi olursa adı hücre evi, kendi kahveye dönmüş bu eve girmeden Siverek’e dönerim diye düşünüyordum. İki saate yakın oturdum. Gelen giden olmadı.

Üçüncü defa kapıya gittim. Kapıya vurmadan kaçış vaziyeti aldım. Polis kapıya açarsa, yüzlerine çarpıp kaçacaktım. Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Kapıyı çaldım. Hemen açılmadı. Bir daha zile bastım. Kapı yavaşça açıldı. Hol karanlıktı. Kerem uykudan yeni kalktı, elektriği yakmağı unuttu diye düşündüm. İçeri girdim.

Elektrikler yandı. Eller yukarı diyerek üç sivil giyimli polis kafama silahı dayadı. Elleri titriyordu. Korkudan beynime sıkacaklardı.

Tecrübe gerçekten iyidir.

Soğukkanlı bir şekilde bunlarla dalga geçtim:

– Ne oluyor? Siz eşkıya mısınız? Gidin zengin soyun. İşsiz gariban biriyim. Ben de para ne arar. İsterseniz üstümü de arayın. Valizimi de arayın. Cebimde bir ekmek parası var. İnşallah onu da almazsınız..

Polislerin uzun boylusu bağırdı:

– Sus! Hala konuşuyor. Kim eşkıya göreceksin.

Üstümü aradılar. Tertemizdi. Valize baktılar. Akşam bindiğim saati ve tarihi yazılı otobüs bileti.

Kısa boylu bilgiç bilgiç konuştu:

– Bu İstanbul’dan niye gelmiş biliyor musunuz? İzmir’de soyulan Ziraat Bankasının paralarını almaya gelmiş. Boş valizi parayla dolduracak.

Beni arka odaya götürdüler. Merkeze yakalandığımı bildirdiler. İkisi yarım bıraktıkları tavlalarına devam ettiler.

Biri karşıma oturdu. Bana sorular sordu. Kerem’e ezberle dediğim ifade doğrultusunda cevaplar verdim. Şivesinden Kürt olduğunu anladım. Adı Esat’tı. Diyarbakırlıydı. Kürtçe ikna etmeye çalıştım. Para etmedi. İkna olmadı. Belki arkadaşlarından korktu. Bilemem.

Ekip geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü binasına götürdüler. 28 kişi benden önce yakalanmıştı. Hepsi bülbül gibi ötmüştü. Kerem’e ezberle dediğim ifadeye devam ettim. Dönemin meşhur işkencecisi Ümit Erdal 15 gün benimle uğraştı. Günün her türlü işkence yöntemlerini uyguladı. Havasını aldı. Kerem’i kandırmış. Mahmut Cantekin konuştu. Sen de konuş. Kerem’e çok işkence yapmışlardı. Ayakta duramıyordu. Konuşmuş. Yedinci kattaydı. Beni yedinci kata çıkardılar. Yüzleştirdiler. Kerem dediğim ifadeyi değil, gördüklerini, bildiklerini yüzüme söyleyince ben bağırdım:

– Yalan söyleme lan o çocuğu!

İşkenceci Ümit Erdal tuttuğu kolumu arkaya doğru büktü. Kırılacaktı kolum. Öne doğru ister istemez eğildim. Sert bir tekme salladı. Kenef kokan ağzından anneme küfür çıktı. Su verilmiş çelik her zaman tepki verir:

– Ben senin annenin, karının, kızının…

Sözüm bitmeden ağzıma, burnuma, yüzüme yumruklar inmeye başladı. Ümit Erdal’dan yumruk, tekme yağıyordu. Kan fışkıran ağzım küfür etmeye devam ediyordu.

Ben Kerem’i unutmuştum. Ümit Erdal beni aşağı işkence odasına götürmek için asansöre bindirirken üç kere tekrarlanan bir cümle duydum. Direnişimden cesaret alan, ayakta zor duran Kerem bağırıyordu:

– Ben yalan söyledim!

– Ben yalan söyledim!

– Ben yalan söyledim!

Polis sorgumuz bitince parmak izi vermeye götürüldük. Oradan Dışkapı’daki gözetim evine götürdüler. Sabah gazeteler gelince şaşırdık. Günaydın gazetesi büyük puntolarla manşet atmıştı. “SİYAH LALE ÖRGÜTÜ YAKALANDI. Parmak izi verdiğimiz yerde benim iki, iki arkadaşın birer resmini çekip basmışlardı. Haberde Eskişehir’de silah kaçakçılığından bahsediyordu. Biz ne Eskişehir’i görmüştük. Ne de silah kaçakçılığı ile bir ilişkimiz vardı. Sorgu da siyasiydi. Resimler bizim, haberin bizle ilişkisi yoktu. Gazeteci resmen uydurmuştu.

Bir ay gözetim evinde kaldık.

 

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir