MAZİYE YOLCULUKLAR – 123
KÂHTA ÖZLEMİ
Doğduğun toprakları özlemişsen, özlemin ateşi yakıp kavuruyorsa yüreğini, acını dindirmek için çareler üretmelisin…
Çocukluğundaki güzellikleri birer birer hoyratça tüketmiş olsa da açgözlü cahiller, umudunu yitirmemelisin…
Dünden kalan güzellik kırıntılarıyla gönlünü avutmalısın… Mazide birlikte yaşadığın güzel erdemli insanları anmalısın…
İnsanı insan yapan erdemlerin tümden yitip gitmemesi için mücadele etmelisin…
Ben, özlem ateşini külleyecek, kanayan yaramı dindirecek, merhem ve sargı bezinin işini yapacak çareler ararım…
Bu arayış hiç bitmez…
Kâhta’mın ve Kâhtalı hemşerilerimin sorunları, benim beynimin ve yüreğimin derdidir… Sorunudur…
İnsanın sevdikleri mutlu olmayınca, kendisi nasıl mutlu olur hiç anlamam…
Ekonomik gücüm olsaydı, kavak ağacı diker gibi yan yana fabrikalar kurardım…
Kâhtalının Kâhta’da geçimini sağlayacak işleri olurdu… Bu iş alanları ile gurbette iş arama ve mevsimlik işçi sorununu çözerdim…
Kâhtalının gurbet ellerine mecburiyetten gidişini değil, tatile gidişini izlerdim…
Yokluktan eğitimini sürdüremeyen genç kız ve erkeklere bütün olanakları sağlardım…
Benim insanlarımın da okumak hakkıdır…
Bin bir güçlükle eğitimini sürdüren kız ve erkek öğrencileri desteklerdim… Kolejde eğitim gören burjuva çocuklarının imkânlarını onlara sunardım…
Siftahsız işyerini kapatan esnafın, bin bir dertle uğraşan köylünün sorunlarını çözerdim…
Siyasi gücüm de yok…
Feodalitenin ağır gölgesi, kültür seviyesinin düşüklüğü, çıkar ilişkilerinin kirli egemenliği, din konusunun siyasete alet edilmesi, betonlaşmış alışkanlıklar taşrada dürüst siyaseti zorlaştırır.
Böyle bir siyasi yapıda yer almayı aklımın ucundan bile geçirmem… Bana göre değil…
Benim sermayem, okuduğum binlerce kitaptan edindiğim birikimdir…
Benim sermayem, elli sekiz yıldır yaşadığım fırtınalı hayattan edindiğim tecrübedir…
Bu birikimin ve tecrübenin dili kalemimdir…
Kalemim hakkın, hukukun, doğruluğun, güzelliğin, özlemin sesidir…
Kâhta’mla, Kâhtalılarla ilgili şiirler ve yazılar yazarım…
Mazide yaşadığımız güzellikleri gençlere anlatırım… O güzelliklere sahip çıkmalarını dilerim…
Kâhta’mın yetiştirdiği değerli büyüklerimizin güzel davranışlarını anlatarak, güzel bir neslin yetişmesine katkı sunmak isterim…
“Adam Gibi Adam Hacı Üzeyir Efendi” isimli yazım, gerçek din adamlarına özlemimin ve saygımın eseridir…
“Hamit Evci”, “Mehmet Şahin”, “Yetim Mustafa – Benim Babam” gibi yazılarım, yardımseverlikleri, dostlukları, dürüstlükleri ve komşulukları ile örnek olmuş, onurlu ve güzel insanlara sevgimin, saygımın, özlemimin sesidir…
O güzel insanları her gün daha çok özlüyorum…
Bazen Kâhta’ya özlemim, kirli ve kıllı bir elin boğazımı sıkmasına dönüşür… Bağlasalar duramam.
Boğulurum…
Uyuyamam…
Boğazımdan lokma geçmez…
Yola çıkmaktan başka çare yoktur…
Kâhta’ma gider, havasını ciğerlerime çekerim… Hüzünlü de olsa varış ve dönüş, yüreğimi tedavi eder… Beni rahatlatır…
Geçen yıl öyle oldu…
Doğduğum topraklar beni çağırdı. “Başım gözüm üstüne toprağım,” dedim…
Mersin’den yola çıktım. Kâhta’ya girişte mezarlığa döndüm. Mezarlığa girince fatiha okudum. Babamın, annemin, ağabeyimin mezarlarının toprağını öptüm. Oturup dertleştim… Mezarlarının üstünü kaplayan sarı otları yoldum. Mezarların toprağını ve ağaçlarını suladım…
Arkadaşlarımın, akrabalarımın, komşularımın, tanıdık hemşerilerimin mezarlarını tek tek ziyaret ettim… Konuştum, dertleştim… Birlikte yaşadığımız günleri, ortak anıları bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdim… Gözyaşları arasında sevgimi, saygılarımı sundum…
Kâhta’nın kalabalıklaşmış caddelerine, sokaklarına girmedim. Karşıdan baktım…
Çocukluğumun Kâhta’sı ile bu gün ki Kâhta’yı karşılaştırdım…
İnanılmaz şekilde büyümüştü… O güzelim bağların, bahçelerin yerlerinde yeller esiyordu… Lüz topladığımız tarlalardan eser yoktu… Her taraf binalarla dolmuştu…
Çocukluğumda, mezarda oturup Kâhta’ya bakınca sokaklar net görünürdü. Her sokaktaki evleri, sahiplerinin ismi ile söyleyebilirdim…
Bu gün bile Cami mahallesinin sokaklarını, o sokaklarda oturan insanların isimlerini sayabilirim…
Hiç birini unutmadım…
Kâhta’mı seyrederken hüzünlendim…
Anıların ağırlığı altında ezildim…
Kendi kendime mırıldandım… Dilim aynı cümleyi tekrarlıyordu:
“Uzaktan seni sevmek, aşkların en güzeli”
Seni seviyorum Kâhta’m…
Seni özlüyorum…
“Kâhta Sevdalıları” aynı duyguları taşıyorlar. Bundan eminim…
Sıla özlemi çeken her insana doğduğu topraklar, çocukluğunu yaşadığı sokaklar, gezdiği caddeler en güzel yerlerdir…
Unutulmaz…
“Paris ne ki Kâhta’m varken,
Gurbet olmuş bana diken,
Sana varsam sabah erken,
Kâhta’m benim Kâhta’m benim”
Bir şiirime bu kıta ile başlamıştım… Çocukluğumun Kâhta’sına özlemimi dile getirmiştim…
Bu gün çocukluğumdan kalan kırıntılarla avunuyorum…
Her yazımda KÂHTA’MIN GÜZELLİKLERİNİ ve GÜZEL İNSANLARINI savunuyorum…
Sevgim, saygım ve özlemim KÂHTA’MIN GÜZELLİKLERİNE ve GÜZEL İNSANLARINADIR…
Güzel insanlara vefa borcumu ödemeye çalışıyorum…
Onlar insanlığın örnek gülleridir…