MAZİYE YOLCULUKLAR – 131
Kâhta yöresinde yaşanan tarihi olayların bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum…
Babailerin isyanı ile başlamak gerekir diye düşündüm…
Göçebe Türkmenler içerisinde Samsat yöresine yerleşmiş olan ve asıl adı Ebu’l Beka olan Baba İshak adlı Türkmen şeyhi çok meşhurdur…
Baba İshak “Selçuklu zulmüne karşı” II. Gıyaseddin Keyhüsrev’e karşı “cihat” ilân ederek Türkmenleri silahlandırıp, ayaklanmayı başlatır. (1239)
Urfa yöresindeki Harzemlilerden destek alır…
Baba İshak, Samsat’ın Kefersüt nahiyesindedir. İsyan Samsat’ın Kefersüt (Keferdiş) köyünde başlar…
İsyancıların sayısı 6.000’i süvari olmak üzere 50.000 kişiyi bulur.
Samsat, Adıyaman, Kâhta yörelerinden başlayarak Malatya, Sivas, Tokat, Amasya yörelerine kadar yayılan isyan büyük bir etki yapar.
Malatya ve Sivas yörelerinde Selçuklu kuvvetlerini mağlup eden Babailerin 1240 yılında Kırşehir yakınlarında Malya Ovasında Selçuklu ordusu tarafından mağlup edilmesiyle isyan son bulur.
TÜRKMEN OYMAKLARININ YÖREMİZE VERDİKLERİ ZARARLAR
Moğollar 1243 yılında Anadolu’ya girer. Orta Asya’daki Moğol istilası sebebiyle göçebe Türkmenler Anadolu’ya dağılırlar…
Moğol istilası ile yerlerinden oynamış Türkmen oymakları ovaları doldurarak birçok yere büyük zarar verirler.
Türkmenlerin istilasından Adıyaman ve yöresi de nasibini alır.
Bunlar sadece Adıyaman’ın bir köyünden 45.000 koyun ve 7.000 sığır alıp götürmüşlerdir ki bu rakam Adıyaman ve yöresinin ekonomik yapısının ne kadar büyük zarar gördüğünü ortaya koymaktadır
17 yüzyılın sonundaki uzun Avrupa savaşları (1683–1699) Osmanlı ekonomisine büyük darbeler vurur.
Savaş giderlerinin karşılanması için vergiler ağırlaştırılır.
Ağırlaşan bu vergiler halkın durumunu iyice zora sokarken kıtlıklara da yol açar. Bunun sonucu olarak Adıyaman’da Türkmen oymakları ekili alanları yağma ve tahrip ederler.
Yüzlerce insanın ölmesine yol açarlar.
1688–1689 yıllarında Adıyaman ve yöresinde yağma ve tahribat yapan Türkmen oymakları şunlardır: Bozkoyunlu, Murtaza, Herikli, Hardallı, Pir Budakoğlu, Dimleklü, Beğmişlü, Karaşeyhli, Araplı Musa, Kızıl Ahmet, Beydili.
TOPLUMSAL HUZURSUZLUKLAR
1595’te Bölgede ve Kâhta’da çıkan karışıklıklar had safhaya ulaşır. Avusturya savaşlarını bir sonuca bağlamak amacı ile padişah ordunun başında sefere çıkmadan, 1596’da bir adalet fermanı yayınlar.
Bu fermanda Anadolu’da yöneticileri halka zulmetmekle suçlar…
Yöneticilerin padişah tarafından bu şekilde suçlanmasını vesile bilen ve bundan rahatsız olan halk yer yer Osmanlı yönetimine baş kaldırır.
1596 yılında Kâhta’da bir “Abdal” Kürtleri başına toplayarak, havass-ı hümayun (hazine köyleri) köylerine girer.
Kasaba halkı kaleye sığınır. Köyler ahalisinin göç etmeye hazırlandıkları ve adı geçenin celali olmak üzere bulunduğu yönetime bildirilir…
ADIYAMAN YÖRESİNE YERLEŞEN TÜRK OYMAKLARI
Adıyaman ve yöresiyle Türk oymaklarının ilgisi bundan ibaret olmayıp, yöreye zaman içerisinde birçok Türkmen oymağının yerleştiği de görülmektedir.
Bunlardan tespit edilebilenler şunlardır; Bolkar (Gölbaşı), Çomak (Besni), Yazıbeydili, Çakallı,Çamuşlu, Gündüzbey Bucağı, Karalar, Oyratlı, Sallak, Şenikçi (Besni-Adıyaman), Çakal-Yarmakaya (Adıyaman) (Ögel- 1985, 50–54).
Size Kâhta ile ilgili okuduklarımdan birkaç bölüm aktardım.
Niyetim tarih dersi vermek değildir. Ben tarihçi de değilim.
Tarihe meraklı bir okurum. Adıyaman kalesinin bir zamanlar zindan olarak kullanıldığını öğrenmek bana ilginç geliyor.
1519 yılında Eski Kâhta’da Cami Mahallesi var. 1952 yılında yeni Kâhta’da Cami mahallesinde Dünya’ya gelmişim. Benim için ilginçtir…
Kâhta’nın tarihi üzerinde kapsamlı bir çalışma yapmak gerekir.
Tarihi iyi bilen bir ekip oluşturulmalıdır… Dünden bu güne tarafsız bir şekilde tarihi gerçekleri, yalnız gerçekleri yazacak dürüst bilim adamlarına ihtiyacımız var.
Dinine, diline, ırkına, ideolojisine göre tarih yazanlar var…
Bilim adamı, gerçeğin tarafı olmalıdır… Gerçekleri çarpıtmamalıdır…
Bu güne kadar okuduğumuz çoğu konunun yalan olduğunu görüyoruz… Gerçeği gizleyerek yalanı makyajlayıp bize sunmuşlar…
Tartışan tarihçileri okuyun, izleyin bir olayın yirmi değişik anlatımını görürsünüz… Gerçeği bilerek çarpıtanlar var. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış. Yalancı tarihçinin mumu da cesur bir tarihçi çıkana kadar yanıyor… Gerçeği yazmaktan korkan bilim adamı olamaz…
Tarihi öğrenmeye devam edeceğim. Kâhta’nın gerçek tarihini öğrenmeliyiz.
Babasından, dedesinden kalma tarihi belgeleri olanların bunları gün yüzüne çıkarmalarını öneriyorum…
Önemsiz dediğiniz düne ait bir not defteri, bir mahkeme kararı, bir mektup zamana ışık tutabilir…
El ele vererek Kâhta’mızı tanıyalım ve tanıtalım…