MAZİYE YOLCULUKLAR – 297 KENDİMLE SESLİ SOHBET

MAZİYE YOLCULUKLAR – 297

                                               

KENDİMLE SESLİ SOHBET

 

23 EKİM 2024 – ÇARŞAMBA / ERDEMLİ / MERSİN

 

Ciğer. Ciğer değildir.

Olmazsa olmasın denen kısımlar vardır. Karasinek gördüğün parça vardır. Aşına konar. Başına konar. Gözünün içine içine pislemeye çalışır. Atarsın. Verdiği bilinçli zarardan kurtulursun.

Oh! Dersin.

Ciğerin başka kısmı vardır. Kendinden başka diğer parçaları düşünür pozlarına girer. Sinsidir. Kendine tapar. Aslında kendinden başka kimseyi düşünmez.  Her tarafın acısından zevk alırken, timsah gözyaşları döker. Nankördür. Acımasızdır. Haindir. Fırsat bulsa el uzatanın donunu alacak kadar vicdansızdır. Ciğerimdir diye sarılırsın cebindeki parayı çalar.

Ciğerin çok önem verdiğin, olmazsa olmazım dediğin kısmı vardır. Hiçbir gün kalleşliğini görmemişsin. Hep koruyup kollamışsın. Baş tacı etmişsin. Boğazındaki lokmayı versen, helal olsun diyecek kadar seviyorsun. Yedirmekten zevk alıyorsun. O her zaman seni düşünmüştür. Sinsiliğini görmemişsin. Hırsızlığını görmemişsin. Kalleşliğini görmemişsin. Elin, kolun, kanadın, umudundur.  Aldığı her karara saygı duymuşsun.

Bunu ablaları, annesi senin adına korkutmuştur. Örnek: Çabuk eve gel, baba çağırıyor. Zavallı  babanın haberi bile yok. Çocuk korka korka eve gelir. Şunu yapma baba döver. Bunu yapma baba döver. Çocuğun içine korku yüklerler. Baba bütün bunlardan habersiz; umuduyla arkadaş olmak ister. Samimi olmak ister. Derdini anlatmak, derdini dinlemek, oğluyla sırdaş olmak ister ama beceremez. Oğlan hep içinde babaya uzaktır. Baba bunu çözmek için uğraşsa da beceremez.

 

Oğlan evlenir. Baba elinden geleni yapar. Eşi, ailesi tarafından ev işlerine, yemek işlerine alıştırılmaz. Ablaları cin gibidir. Ellerinden her iş gelir. Küçük kardeşi ayak işlerinde kullanmışlar. Yarın evlenecek, bu kız şunları öğrenmesi lazım dememişler. Bir de okuduğu için o da önemsememiş.

Oğlan, annesi gibi becerikli olmayan eşinin babası tarafından tembel diye görüldüğü fikrini kafasından büyütmüş. Evden birileri oğlana bu fikri vermişse zavallı babanın haberi bile yok.

Oğlu sevmiş, evlenmiş. Babayı ne ilgilendirir oğlunun evinin ev işleri. Misafirleri geldiğinde oğlum, gelinim mahcup olmasınlar diye eşini kendisi gönderip yardımcı olmasını istemiştir.

Senin sevgini, desteğini kendilerine mal edip ” baban göndermiyordu ama ben takmadım geldim” denmişse eğer, babanın bundan haberi olmaz ki:

Ve bir gün gelir:

Ortada gerçekten hiç bir şey yokken bahane bulunur. Oğlan yanardağ gibi patlar.

Baba şaşkındır. Sakindir.

Oğlan da buna şaşırır. Gelir babasının yanına oturur:

– Baba niye bu kadar sakinsin, der.

Baba:

– Ne yapayım oğlum, der.

Hikâye budur.

Oğlunun volkan gibi patlaması için kim kendisini doldurmuştur, kim melek gibi oğlanı ilk defa babasına sesini yükseltmesine sebep olmuştur, oğlu bu değildir, bu olamaz…

Babaya tek dert olan şey, canım ciğerim dediği oğlunun hiç bir üzücü sebep, hakaret yokken düşmanlaştırılmasının kaynağını çözememesidir.

Başka hiç bir sorun yoktur. Dert değildir.

Giden gider, kalan kalır.

Öfkeni yen, öfkelenme diyen kurnazlara, ben öfkeli değilim, öfkelendirmeye uğraşma dememek dert oldu.

Gitmek istiyorum diyene dediğim belli:

– Tabi ki gidebilirsin. Bu evden istediğin her şeyi alabilirsin.

Balkona çıkıp oturmuş, ne eşya aldığına bile bakmamış biri niye öfkelensin ki…

Tek bir ricada bulundu.

– Bütün paramız senin hesabında. Aybaşına on bir gün var. Yarın benim İBAN’a biraz harçlık gönderirsen iyi olur.

Öbür gün sabah hesabından olan tüm parayı hesabıma gönderen insana niye öfkeleneyim. İsterdim ki parayı ikiye bölsün. Yarısını harçlık olarak alsın. Tüm parayı gönder, demedim. Üzerimde para yok. Biraz harçlık gönder, dedim.

Güvenmeseydim, İsteseydim, telefonunu alır, öbür gün mobilden parayı hesabıma atardım.

Bizde her zaman güven oldu.

Ne ben telefonunu almayı düşündüm, ne de o paraya konayım diye kafasından geçirdi.

Aybaşında maaşımı alınca, kardeşine yazdım: Ne kadar paraya ihtiyacı varsa, göndereyim.

Tilki gibi kurnazlık yapıp öfkene hâkim, ne bize ne kendine zarar ver deyip beni öfkelendiren, yazışmaları alıp karakola koşanla oğlum hiç bir zaman bir olmadı. Bir olamaz.

Oğlum:

– Korumak zorunda olduğum bir ailem var, utana utana uzaklaştırma için başvurdum.

Ben sana inanıyorum canım benim.

 

Bir tek derdim var: Seni delirten gazı kim verdi. Seni kim çıldırttı. Seni o hale kim getirdi.

Sen o değilsin. O olamazsın. Ben seni çok iyi tanıyorum.

Sen kılıma zarar gelmesini istemezdin. Ben hastalanınca ilk koşan, yardım etmeye çalışan, gözlerinde endişe akan Mehmet bu olamaz.

O yalanları sana kim yazdırdı. Kim seni ateş topu haline getirdi.

Sorun bu. Çözmem gereken bu. Ciğerimin kanser parçası istesen de olamazsın.

Birbirimizi kandırmayalım. Yüreğinde zerre kadar kötülük taşıyan bir çocuk olmadın. Kötü olayım desen de olamazsın.

Ne sen benim kılıma bilerek zarar verebilirsin. Ne de ben bilerek senin kılına zarar verebilirim…

Hainlerin telaşını biliyorum. Korkularını biliyorum. Ben de varını yoğunu bana veren birine böyle bir kazık atsaydım, gerçekten korkardım. Ölümden korkmayan, onlarca kez ölümden dönen ben bile korkardım.

Ben şahsen kimseye bir kötülük düşünmüyorum.

Ama biliyorum ki Yüce Mevla’m kul hakkı yiyenlerin burnunda fitil fitil getirir.

Allah’a yalvarıyorum. Ceza vereceksen, kul hakkı yiyene ver. Çoluğundan, çocuğundan çıkarma Allah’ım.

Ben denemişim.

Kimsenin yaptığı kötülük yanına kalmaz.

Benim için birinci sorun, benden mi kaynaklandı öfken! Benden ve senden intikam almak için biri bize bu inanılmaz tezgâhı kurdu?

Bundan başka hiç bir şey sorun değil.

Kendine iyi bak. Ailene iyi bak.

Benim iki aydır düşündüğüm gibi zamanın olmasa da seni delirtecek duruma getiren gazı yavaş yavaş verip senin için canını, malını verecek kadar seven adama düşman eden kim?

Yoksa birden bire gelişen bir olay, öfkene yenik mi düştün?

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir