MAZİYE YOLCULUKLAR – 271
YUSUF POLAT ÖĞRETMENİM
Sevgili Yusuf Polat Merhaba,
Adıyaman TÖB DER binasında seni tanıdım.
Elli-atmış yıl önce tanıdığım devrimci dostlardan bir yiğittin.
Seni ve yürekleri devrim için atan o güzel insanları hiç unutmadım.
Nezaretlerde, işkence hanelerde, ceza evlerinde tanıdığım yiğit devrimcileri gözlerimin önüne getiririm.
Bu kutsal davaya, tanıdığım devrimci şehitlere, büyük bir özveri ile mücadele yürüten dostlara layık olmak için dişimle, tırnağımla, bilincimle ve yüreğim ile direnirim.
Ser ver, sır verme ilkesi iliklerime işledi. Siz yiğitlerin eseridir.
Adıyaman TÖB DER binasında tanıdığım o güzel insanları, o devrimci yiğitleri tek tek sayıp tarihe not düşmek isterdim.
Bir dostun adını unutursam diye korktum. Haksızlık etmek istemem.
Adıyaman gibi bir yerde bütün zorluklara rağmen insanlık bayrağını dalgalandıran benden büyüklere saygı, küçüklere sevgilerimi göndermek vefa borcumdur.
Sevgili Yusuf Polat, ilk devrimci öğretmenim ağabeyim Mehmet Cantekin’dir.
Benim çelikten direncime su verenler, siz güzel insanlardınız.
Çelik direncime su veren Mamak Ceza Evinde birlikte yattığım canım ağabeylerim Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve arkadaşlarıdır.
Çelik direncime su veren ceza evinden çıkar çıkmaz gittiğim Siverek bölgesindeki dağ hayatımda tanıştığım yiğit yoldaşım İbrahim Kaypakkaya’dır.
İbrahim Kaypakkaya:
– Sadık (Kod adım sadıktı. Mahmut Sadık oldu. ) ölmezsen, yaşarsan bu köstekli saati Mehmet Cantekin’in babasına hediyem olarak ver.
Yıllar sonra İbrahim Kaypakkaya’nın hediyesi saati babama verdim. Babam, yıllarca o değerli saati kullandı.
Babam vefat edince bana kalan tek maddi miras, İbrahim Kaypakkaya’nın hediye ettiği saattir. Saygıyla yiğit yoldaşım İBO’nun emanetini saklıyorum.
18 yaşımda Diyarbakır ceza evinde birlikte iki yıl kaldığım İsmail Beşikçi, hiç Türkçe bilmeyen seksen yaşındaki Siirtli köylü İbrahim Çiftçi ve diğer DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocağı) tutukluları yiğit ağabeylerim…
Adını saymakla bitiremeyeceğim işkence arkadaşlarım, dağ arkadaşlarım, Ceza evi arkadaşlarım, profesyonel devrimcilik hayatımda tanıştığım yiğit işçi, köylü, öğrenci ve öğretmenler bana devrimci direnişin ne olduğunu öğrettiler.
Sevgili Yusuf P0lat, Adıyamanlı dostlar, işkence gördüğüm yerleri ve sürelerini bilmezler.
Vahşice yapılan işkencede “duymadım, görmedim, bilmiyorum” diyerek ser vermeyi göze alarak sır vermediğimi bilmezler.
Ağabeyimden dolayı bütün fraksiyonlardan binden fazla dostu tanıyıp tek bir ismi faşistlere vermediğimi bilmezler.
Ömrümün son deminde tarihe not düşmek için aklıma gelen işkence yerlerini sana yazmak istedim.
Sevgili Yusuf P0lat, “Cantekin Ailesinin Gördüğü Zulüm” kitabını yazacaklara biraz bilgi vereyim.
“Cantekin” soy ismi en büyük suçumdu.
Dönüp geriye baktığımda ömrümün iki yılı işkencede geçmiş. Yedi yılı ceza evlerinin o pis havasında, baskı, zulüm, yokluk ve Adıyaman’a, mücadeleye özlem günleriyle geçmiş.
İşkencede hiç bir yoldaşımı, arkadaşımı, tanıdığımı ve düşmanımı satmamak en büyük gururum.
Sevgili Yusuf P0lat işte ömrün çilesinin başlıklarını kısaca vereyim.
12 MART ÖNCESİ VE SONRASI:
İlk işkencem 1970 yılında, 17 yaşında öğretmen okulunu okuduğum Besni’dedir. Çok kaba bir işkenceydi. İlk direnme mücadelem olduğu için, benim için ders niteliğindedir. Beden, el, ayak yenilse de bilincin, yüreğin zaferinin hazını işkencecilerin çaresizliğini, yenilgisini izlerken alıyorsun. Kan revan içinde kalışın hiç önemli değil. Ağzı köpüren işkencecilerin seni “öttürememesi” senin için onurlu bir devrimci tavırdır. Onlar için amirlerinden fırçadır, küfürdür. Ağzımdan, burnumdan kan gelirken gözlerimin içi gülüyordu.
Bu zevki her işkence sonunda aldım.
Ağabeyimin şehit edilişinden bir kaç ay sonraydı.
İzmir, Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü, Mamak Ceza Evi, Siverek (Ölümden döndüm.) Diyarbakır, Mamak Ceza Evi (İkinci kez), Kâhta, Adıyaman (İnan sayısını net bilmiyorum.)
12 EYLÜL:
Afyon, Adıyaman (Değişik tarihlerde üç kere PİRİN PALAS) Kızıltepe, Mardin.
Mersin’de ayda en az iki kez gözaltına alıyorlardı. Tabutluk denen hücrelere atıyorlardı. İki yıl bu adice baskı devam etti. Tek amaçları açtığım işyerinin kapanmasıydı. İflas etmem için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Açıkça söylüyorlardı:
– Seni iflas ettireceğiz. Bu dükkân kapanacak.
Sabahın beşinden gece saat bir ikiye kadar işyerini açık tutarak inadına direndim. Büyüdü, küçülmedi. Müthiş bir emek, direniş örneğidir.
Gözaltına alınışım giriş-çıkış kayıt defterine işlenmezdi.
Mersin siyasi şubenin en saldırganı Laz Kemal’di.
Pirin Palas’ta sorguda sorulan sorulardan biri şuydu:
– Seni kaç kez gözaltına aldık.
Canımı çok yakmışlardı. Cevabım sertti:
– Faşist köpekler! Ağabeyimi öldürdükten sonra canınız sıkılınca beni gözaltına alıyorsunuz. Tanıdığım, tanımadığım insanlara iftira atmamı istiyorsunuz. Ağabeyimin şerefine leke sürmemi istiyorsunuz. Her seferinde avucunuzu yalattım. Beni öldürseniz de avucunuzu yalatacağım. Size “bunu da öttürdük” zevkini tattırmayacağım.
Cevabımın cezası iki saat süren işkence oldu. Sonra ellerine bir dosya aldılar. Kayıtlara geçen gözaltı yerlerini tek tek sordular:
-Besni?
-Evet!
-İzmir?
-Evet!
-Ankara?
-Evet?
– İstanbul?
– Evet?
Canım çok yandığı için gözaltına aldıkları yerlerin sayısını aklımda tutamadım.
Kendileri söylediler:
– Elli beş defa gözaltına almışız.
Cevap:
– İyi bok yemişsiniz.
Onların bana cevabı her devrimciye uyguladıkları gibi yine her türlü işkence oldu. Ellerim ağzım bağlıydı.
İşkencecilerin ağzı yüzyılların kenefiydi. Pis pis küfür akıyordu.
Ağzım bağlı olduğu için başımla adice küfürlerine cevap vermeye çalışıyordum.
1974 Ecevit affıyla Kâhta’ya döndüm.
Bizim eve “hoş geldin” diye gelen dostlar arasında o zaman tanımadığım ite, bite, MİT’e çalışanlar da varmış.
Zaman kimin ne olduğunu bana gösterdi.
Şehit düşen yoldaşlara, vefat eden yoldaşlara, bu yaşa kadar devrimci yaşamını sürdürmek için direnen herkese sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. İyi ki sizleri tanıdım.
Yiğitlik mirasınız yüreğimin köşkünde, onurlu yerini almıştır.
Sevgili Yusuf Polat iyi ki seni ve diğer yiğit devrimcileri tanımışım.
Selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.