MAZİYE YOLCULUKLAR – 298 / GÜLE GÜLE ASİYE ABLA

MAZİYE YOLCULUKLAR – 298

 

GÜLE GÜLE ASİYE ABLA

 

Ağustos sıcaklarının yeri göğü kavurduğu, insanların aşırı sıcaklardan bunaldığı bir günde bu fani dünyadan alnı ak, başı dik ayrıldın.

Güle güle Asiye Abla.

Güle güle gönüllerin sultanı, iyilik meleği, şefkat abidesi, sevgi şelalesi Asiye Abla.

Kahta küçük, dört tarafı bağlarla, bostanlarla çevrili şirin bir ilçeyken seni tanıdım. Güneşin sokaklarda kavurduğu esmer bir çocuktum.

Annemle beraber sizin eve geldik. Bir bahar günü olmalıydı. Avlu kapısından girdiğimizde solda toprak evin sofasında kilim sermiş oturuyordun.

Ayağa kalkarak bizi karşıladın. İlkin annemle ayaküstü kısa bir sohbet yaptınız.

Sonra bana döndün:

-Maşallah Mahmut’um büyümüş, dedin. O mübarek ellerinle saçımı okşadın. Beni öptün.

Dünyalar benim olmuştu Asiye Abla. Çocuk ruhumda o sevgiyi, o şefkati büyük bir ödül olarak hâlâ taşırım.

Sonbaharda ve ilkbaharda Kubilay İlkokuluna her sabah gittiğimde sulanmış, süpürülmüş dış kapının önünde Sevgili eşiniz, bende özel anıları olan Ramazan Ağabeyle tahta sandalyelerde oturuşunuz, sohbetiniz gözlerimin önünden hiç gitmez.

Sandalyelerde iki asil, değerli insandır anılarımda yer eden.

Aylar, yıllar birbirini kovaladı.

Ağabeyim Mehmet Cantekin’in kahpece vuruluşundan sonra çocukluğumu, ergenliğimi yaşamadan büyüdüm. Sırtında çok büyük yükler olan bir çocuktum.

Sosyalizm, komünizm, anarşizm, terörizm kelimelerini bilmeyen bir çocukken devletin emniyet gözü beni “terörist” ilan etti.

Terörizmi bilmeyen terörist olmuştum.

Tahmini yetmiş, yetmiş beş kez gözaltına alındım. İşkencelerden geçirildim. Yedi yıla yakın ömrümü zindanlarda geçirdim. Zindanlar üniversite olmuştu. Profesörler, asistanlar, yazarlar, üniversite öğrencileri arasında kalmıştım.

Güzel Kahta’mdan, sizlerden ayrı kalmıştım. Her tahliyeden sonra Kahta’ya gelirdim. Kahta’ya girmeden yatılı görününce arabadan iner, memleket toprağını avuç avuç öperdim.

12 Mart darbesini on sekiz yaşında iki kez Mamak Ceza evi, bir de Diyarbakır cezaevlerinde geçirdim. Ecevit affıyla dışarı çıkabildim.

Kahta’ya geldim. Bir yıl kitapçılık yaptım. Nezaret Kahta ve Adıyaman ceza evleri ikinci adresim olmuştu. Ramazan Ağabeyle bu dönem dostluğumuz arttı. Ben bir gün olsun saygıda kusur etmedim. O da gençlik heyecanımın önüne geçerek beni yanlışlardan korumaya çalıştı.

Kâhta’dan yine ayrılmak zorunda kaldım.

İki yıl yine Kahta’dan ayrı kaldım.

İki yıllık kitapçılık ve mücadele sonucu ayrılmam şart oldu.

Öğretmenliğe döndüm. Kahta’dan yağan ihbar mektuplarıyla 12 Eylül darbesinin mağduru oldum.

Tutuklandım. 1402 sayılı yasa ile “görülen lüzum üzerine” öğretmenliğime son verildi.

On yıla yakın açıkta kaldıktan sonra öğretmenliğe döndüm.

Beni asan kesen devlet Halk Eğitim Müdürü, Milli Eğitim Müdürü yaptı.

Bana on iki takdir, teşekkür ve aylıkla ödüllenme vererek “terörist” olmadığımı kabul etmiş oldu.

Bir darbe daha görmeden günümü doldurur doldurmaz emekli oldum.

Kendimi 1915 olaylarını incelemeye verdim. Türkiye’de bu konuda çıkmış bütün kitapları aldım. Altını çize çize okudum. Öğrenmeye çalıştım.

Bütün bunları niye ben sana anlatıyorum Asiye Abla.

Sen benim baba tarafımın yaşayan tek çınarıydın. Sen benim içimi rahatlıkla dökebildiğim, yüce yürekli insandın.

1915 olaylarında Kahta, Adıyaman, Besni, Gerger bölgesinde yaşananları, resmi ve sivil eli kanlı katilleri belgeleriyle yazdım.

Elimde onlarca soru ile Mersin’den Kahta’ya özel olarak sana geldim. Sorularımın cevabı sende yoktu. Anlattığım Kahta’da bir olayı tepkin şöyle olmuştu:

-Şimdi anlıyorum. Adli Merdika onları hiç sevmezdi. Sebebi varmış.

Ben anlattıkça sen bağlantıları birleştirmeye başladın.

Ben yazıya başlamadan kafamdaki yazı bu değildi.

Ben yüreği güzel evlatlar yetirdiğin için teşekkürle başlamak istiyordum.

Sana bir ömrünü veren, seni melekler gibi son gününe kadar el üstünde tutan Sibel kızına teşekkürle başlamak istiyordum.

Seni ziyarete geldim. Üstün başın tertemizdi. Yatağın tertemizdi. Odan tertemizdi.

Ne mutlu sana Asiye Abla; Sibel gibi bir evlat yetiştirmişsin.

Ne çaresizlikler içinde kalan anne babalar var. Anne babanın ahı yerde kalmaz.

Ben Sibel gibi anne babalarını el üstünde tutan tüm evlatların ellerinden öperim.

Bir öğretmen, yazar ve şair olarak vefalı evlatlara sevgilerimi sunuyorum.

Bu dünyadan bir Asiye Abla geldi, geçti. Temizliği ile insanlığı ile sevgi ve şefkati ile iz bıraktın.

Asil bir kadındın Asiye Abla.

Sibel kızın asaletini hastalığın boyunca herkese gösterdi.

Sibel’i sevgiyle mihnetle selamlıyorum.

Güle güle Asiye Abla. Seni ve Sibel kızını hiç unutmayacağım.

 

10 AĞUSTOS 2025 PAZAR – MEZİTLİ / MERSİN

SAAT:17.00

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir