MAZİYE YOLCULUKLAR – 13 – TAHTA KÖŞKTE YAZ AKŞAMI

MAZİYE YOLCULUKLAR – 13

TAHTA KÖŞKTE YAZ AKŞAMI

1960’lı yıllar…

Tahta köşklerle dolmuş toprak damlar…

Her yaz mevsiminde olduğu gibi bu yaz da toprak damlardaki köşklerde geceyi geçiriyor insanlar…

Akşam yemekleri için damlarda seriliyor sofralar…

Yemeklerde balcanê dew, şorbe dew en gözde olanlar…

Tırşık ile sawar (bulgur) pilavlarının yanında yerini alıyor yeşilbiberlerle, bol köpüklü ayranlar…

Damlardan damlara, “noşi can be ciran” (afiyet olsun komşu) diyor komşular…

Akşam yemeğini yedik. Annem ile kızlar bulaşıkları yıkamak için aşağı indiler.

Babam, toprak dama serili kilimin üzerindeki yün yatakta uzanmış, günün yorgunluğunu atmakta…

Bulaşıklar yıkandıktan sonra kaçak çay demlenip gelecek aşağıdan…

Ben tahta köşkün üzerindeyim.

Damlara çıkan komşuların adlarını sayıyorum kendi kendime: Mehmedi Bükê, Mala Ayzer Hosta, Mala Hesî Büke, Mala Mistefayi Kejê, Mala Kelqurişe, Mala Lalike, Mala Ayzeri Eşê, Mala Ayzeri Hulê, Mala Emini Gosê, Mala Bedi Bêrê, Mala Dedi Elikê, Mala Xece, Mala Leyle, Mala Çilci…

Kardeşim Ahmet, elinde bir salkım kırmızı üzüm, toprak damdan sokağa bakmakta.

“Gel kardeş, beraber yiyelim o üzümü” diyorum.

Ahmet, yanıma geliyor. Kırmızı üzümü tane tane alıyoruz salkımın üstünden…

Aklıma bir oyun geliyor birden…

“Ahmet seninle bir oyun oynayalım mı?” diyorum.

“Ne oyunu?” diye soruyor.”

Sırası ile Kâhta’daki esnafları birbirimize soralım. Benzer konularda sorular üretelim.”diyorum.

“Tamam, haydi başla sormaya…”

Tahta köşkün üzerinde, yıldızların altında, başlıyoruz karşılıklı birbirimize soru sormaya…

Mahmut: Kazma kürek yapan demircileri sorsam, kimleri sayarsın?

Ahmet: En başta babam demirci Mistefa. Ayzer Hosta, Nuri Heno, Remzani Hesinger, Armaxanên Sêvıki.

Ahmet: Hayvanları nallayan nalbantları say.

Mahmut: Husi Qatiya, Salihi Nalbend, Qantik.

Mahmut: Sıcacık pideyi kimler çıkarıyor Kâhta’da?

Ahmet: Heci İram, Hesi Nurgadiya, Ahmedi Sekê, Ahmet Yıldırım.

Ahmet: Peynir, zeytin satanlar, yani bakkalları say.

Mahmut: Osi Beke, Sewri Fatçele, Salihi Bireciki, Mustafayı Nurkadiye, Arapoğlu Osman, Mustafayı Kulek (Topal), Ayzeri Süsyani, Osmanî Semsati, Heci Urfı, Yaşar ve aradığın her şeyi bulabileceğin iki yer daha var; Ahmet Selçuk, Ramazan Metiner.

Mahmut: Manavlar, meyve sebze satanlar?

Ahmet: Her nevi sebze evi Eli Silê, Mehmedi Fere, Evdi Umer.

Ahmet: Hayvanların boynunu koparanlar, ayaklarını kesenler, karnını yaranlar?

Mahmut: Hecı Resul, Evdi Gujê, Kemali Qesap, Mehmedi Osi Rewê.

Mahmut: Param olduğu zaman sana kebap yedireceğim yerler? Yani lokantalar?

Ahmet: Mehmedi Semsûri, Axayı Semsûri, Sewri Osi Rewê.

Ahmet: Kahveler deyince nereler aklına gelir?

Mahmut: Qehweya Osmanî Kuşin, Qehweya Remzani Terzi.

Mahmut: Babama şalvarlık kumaş, annemlere basma alacağımız manifaturacılar kimlerdir?

Ahmet: Mıstefayı Kejê, Emirxan, Emini Gose, Heci Kerim Uluçay, Sexi Gulıke, Badini Macêr.

Ahmet: Kâhta’mızın diplomasız doktorları, yani iğneciler?

Mahmut: Mehmet Avcı, Mehmet Hallaç.

Mahmut: Bir buzdolabı alsak?

Ahmet: Mecburi istikamet Dedo Yurdakul. Başka beyaz eşya satan yok.

Ahmet: Kapı pencere yaptırsak kime gideriz?

Mahmut: Heyderi Usıkê, Mehmedi Topçu.

Mahmut: Babama güzel bir şalvar diktirsem kimlere gitmem lazım?

Ahmet: Şalvar için Xelili Terzi, takım elbise için Ayhani Terzi ve Muhtarın oğlu.

Ahmet: Ayakkabı alsak kimlere gideriz?

Mahmut: Mehmedi Büke, Azıko, Xelo, Kızıllar.

Mahmut: Şu saçımızı kestirmeye kimlere gideriz?

Ahmet: Kulağında para eksik olmayan Hacı Arap, Berber Sefer, Yetiş berber salonu.

Ahmet: Sobamız eskimiş, yeni bir soba alsak?

Mahmut: Osman İlhan ile İzzet Karakuş’a gidersen soba bulursun.

Mahmut: Canın tatlı isterse, kimden alırsın?

Ahmet: Ya tatlıcı Bedir’den ya da oğlu Guli’den.

Ahmet: Sandalyede kımıldamadan dur desem aklına kim gelir?

Mahmut: Fotoğrafçı Celal Alkan.

Mahmut: Satacak eşyam var. Bana tellalların adına söyle?

Ahmet: Hesiko ve Dêmiro.

Ahmet: Sıcak sıcak nohut, kimyonlu nohut?

Mahmut: Adıyamanlı Kadir Emmi, hangi çocuk tanımaz onu?

Mahmut: Bir eşeğim olsa, eşeğime semer alacak olsam, kimlere giderim?

Ahmet: Hemen koş, Osi Çölcüye ya da Kadir Ustaya.

Ahmet: Birkaç çuval buğday almak istesem, kimin dükkânına giderim?

Mahmut: İstersen Ayzeri Kumbela’ya git. İstersen Ömeri Kumbela’ya git. İstersen de Hezgir Kumbela’ya git.

Mahmut: Saatin bozulursa kime gidersin kardeş?

Ahmet: Hacı Yaşar seni bekler. Başka saatçi mi var Kâhta’da?

Ahmet: Otel soran olursa nereyi gösterirsin?

Mahmut: Tek otel Merdik gilin otelidir.

Mahmut: Annem tuz istese nerden alırım?

Ahmet: Ramazan Temur’un babasına git.

Ahmet: Şu bizim kazanı, leğeni kalaylat da gel dese babam, kimlere gidersin?

Mahmut: Bedi Menenê, dükkânımızın bitişiğidir. Kalaycı Mustafa da var tabi…

Mahmut: Kâhtalı Öğretmenlerimizin adını say?

Ahmet: Mehmet Şahin, Mehmet Çolak, Mehmet Ali Karabiber, Sait Budak, Nurettin Süzen, Salih Süzen, Ayten Toğ, Gülten Toğ, Abdullah Uluçay, Sincikli Mehmet Meriç.

Ahmet: Kur’an Kursu hocalarını say?

Mahmut: Keşke sormasaydın. Kafamdaki değneğin yeri acıdı. Adıyamanlı Mustafa Hoca, Topal Mahmut Hoca.

Mahmut: Düğün yapsak davul zurnayı kim çalar?

Ahmet: Mami Gewende, Sadi Gewende, Nezo Gewende.

Ahmet: Halayın başını kim çeksin?

Mahmut: Mehmedi Xecıke, Mistefayi Kulek (Topal)

Mahmut: Ezan okunsa nereye gideriz?

Ahmet: Babamın yaptırdığı aşağı çeşmede abdest alıp ya Ulu Cami’ye ya da babamın yaptırdığı Mustafa Camii Şerif’e gideriz.

Mahmut: Yeter kardeş esnaf saydık, öğretmen saydık, Kur’an Hocası saydık. Davulcu zurnacı saydık. İğneci saydık.

Şu gökyüzünün güzelliğine bak.

Ay dede bize göz kırpıyor.

Şu yıldızların bolluğuna bak. Kayan yıldızları sayalım birbirimize…

Kardeş, güzel bir müzik geliyor. Ayşe Şan bu… Meryem’i söylüyor.

Her şeyi boş ver. Gözlerini gökyüzündeki aya, yıldıza, kulaklarını Ayşe Şan’ın Meryem’ine ver…

Bu dünya fani…

Güzellikler mest ediyor insanı…

Aney! Aney! Daha çay demlenmedi mi?

Canım babam yorgun. Çay getirin de bir yorgunluğunu atsın…

Demircilik zor zanaat…

Kıyımdan arta kalan hayat…

Yokluk dolu, çile dolu…

Onurunla yaşadın, rahat yat…

Ey zulüm!

Yerin dibine bat…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir