MAZİYE YOLCULUKLAR – 278 / TEFECİ EVİ BASKINI

MAZİYE YOLCULUKLAR – 278

 

TEFECİ EVİ BASKINI

 

Siverek’te bir yıldan fazla kaldıktan sonra sılaya döndüm.

Kâhta’da üç aya yakın kaldım. Filistin’e gitmek için Siverek’e geri döndüm.

Beraber çalıştığım arkadaşlar bir tefecinin evine baskın yapmışlar.

Polis operasyon başlatmış. 28 kişi gözaltına alınmış.

Tefecinin evini bastıklarından haberim yoktu.

 

Ben, bir yıldan fazla beraber çalıştığım grup lideri Muzaffer Oruçoğlu’nun kaldığı bağ evlerine doğru giderken, Diyarbakırlı Raif Türk ile birlikte yakalandım.

On beş gün Siverek’te, bir ay Diyarbakır’da işkence gördüm.

Bir yıl sonra tekrar tutuklanmış oldum.

İki yıla yakın Diyarbakır ceza evinde yattıktan sonra sabaha karşı bizi askeri havaalanına götürdüler.

Bir askeri nakliye uçağıyla Diyarbakır’dan Ankara Mamak Ceza evine götürüldük.

Uçağa ilk binişimizdi. Çoğu arkadaş uyudu. Gün doğmadan bizi koğuştan aldılar. Fazla yüksekten uçmayan nakliye uçağının penceresinden ağaçları, çayları, dereleri, köy, kasaba şehirleri izliyordum. Çok güzel manzaralar vardı.

 

Etimesğut hava alanına indirdiler. Otobüsle Mamak Ceza evine götürdüler.

Mamak Ceza evinin küçük bir odasına Siverek’ten getirilen bizleri koydular.

Bir saatten fazla Mardinli Arap onbaşıdan ve emrindeki onlarca askerden, ellerimiz kelepçeli “hoş geldin” dayağı yedik…

Unutulmayacak kadar şiddetli bu kaba dayaktan sonra koğuşa götürüldük.

 

Tefeci Baskınını çok kısaca anlatayım.

Benim Kâhta’da olduğum bir gün, Siverek ilçesinde tefeci Ali’nin evini, beş maskeli kişi gece karanlığında basar.

Silahlar çekilir. Rehber Siverekli bir gençtir. Eve girdiklerinde lider ( 16 yıl yattıktan sonra yurt dışına gitti. Şimdi meşhur bir yazar, şair ve ressam olan Muzaffer Oruçoğlu) ev sahibine sorar:

– Burası tefeci Ali’nin evi mi?

Tefeci uyanıktır:

– Burası Veli’nin evi. Ben Ali değilim. Tefeci hiç değilim.

Muzaffer, Siverekli gence bakar. Genç korkusundan “doğru söylüyor” anlamında başını sallar.

Hiçbir şey alamadan evden çıkarlar.

 

 

28 kişi yakalanmıştı. O zaman lise öğrencisi olan yazar Mehmet Uzun, 28 kişiden biriydi. Dört yıl beraber kaldık.

Raif Türk ceza evinden çıktıktan sonra Diyarbakır’da gazetecilik yaptı. İş adamı oldu. İş Adamları odalarından birinin başkanı oldu.

Birkaç yıl önce vefat eden Raif Türk, ölümü ile de manşet oldu.

 

28 kişiden dördü Muzaffer’in liderliğinde evi bastıklarını itiraf ettiler.

Tefeci dört kişi ile yüzleştirildi. Dördünü teşhis etti.

Beşinci kişi olan Muzaffer Oruçoğlu aramızda yoktu.

Çok daha sonraları 1973 yılında İstanbul’da yakalandı.

 

Mahmut Cantekin, Muzaffer Oruçoğlu’nun yardımcısı diye ifade verenler oldu. Sonra ki yıllarda Doğu Perinçek’in sağ kolu olan Mehmet Bedri Gültekin, kendisine Kürtçe ders verdiğimi ifadesinde söylemiş. Toplam sekiz kişinin ifadesi yüzünden tutuklandım.

 

Siverek’in kuzeyinde, mezarlığa yakın bir yerde yakalandım.

Üzerime ifade verenlerin hiç birini tanımıyorum diye ifade verdim.

Fransızlara karşı savaşırken şehit olan dedelerimin mezarını ziyarete giderken beni yakaladınız, diye ekledim.

Üzerimde hiçbir suç unsuru yoktu.

 

Siverek’te işkence birkaç gün sürdü.

Diyarbakır’a götürdüler. Bir ay da orada işkencemizi gördük.

Bizi tutukladılar. Diyarbakır askeri ceza evine götürdüler.

 

Mamak Ceza evine gittikten aylar sonra iddianame geldi.

Suçum çok büyüktü: Tefeci, sanıklar ve savcı baskında beş kişi olduğunu söylerken, altıncı kişi olmuştum.

Baskına katılanlar suçlarını inkâr etmedikleri için bana baskın hakkında soru sorulmadı. Tefeci Ali yüzleşme yapılırken katılanları teşhis etmişti. Beni gördü. Bu da vardı, demedi.  Ben olay anında Kâhta’daydım. Çünkü baskını beş kişi yapmıştı.

İşkenceye dayanıp konuşmadığım için savcı bana çok kızmıştı.

Savcı eve beş kişi girmiştir dedikten sonra beş ismi yazmıştı. Hırsını alamadığından altıncı kişi olarak adımı eklemişti.

 

Ecevit affına kadar itiraz dilekçesi yazdım: Beş sanık suçlarını itiraf etmiştir. Davacı evine beş kişinin baskın yaptığını söylemektedir. Savcı eve beş kişinin girdiğini söyleyerek isimlerini iddianamede yazmıştır.

Savcı benim için suç bulamadığından hayali altıncı kişi olarak adımı eklemiştir. Sanık sayısını altıya çıkarmıştır. Baskını altı kişi yapmışsa suçu kabul ediyorum. Baskını beş kişi yapmıştır. Altıncı kişi hiçbir ifadede geçmemektedir.

Baskını beş kişi yaptı diyen savcı sayı saymasını bilmiyorsa suç benim değildir. Beş kişinin yanına beni ekleyerek altı kişi yapıyor.

Suçsuzum. Tahliyemi istiyorum.

 

Yıllar geçti. Boş kaldıkça, canım sıkıldıkça aynı içerikte dilekçeyi yazıyordum. Haftada bir dilekçe yazmışsam iki yüzü geçer.

Dilekçelerime tek cevap gelmedi.

Ecevit affıyla Kâhta’ya döndüm.

Arkamdan sekiz yıl ceza geldi.

Ev baskınından beni çıkarmış örgüt üyeliğinden ceza vermişti.

Af on iki yıldı. Bir daha ceza evine dönmedim.

Boşu boşuna ömrümü çaldılar benden…

 

 

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir