MAZİYE YOLCULUKLAR – 39 – ÇOCUKLUĞUMUN GÜLÜ KÂHTA

MAZİYE YOLCULUKLAR- 39

ÇOCUKLUĞUMUN GÜLÜ KÂHTA

Maziyi anlatırken 1960’lı yılları çok sevdim…
Bugüne dek 1960’lı yıllarda yaşadıklarımı anlattım.
Kendi kendime sormaya başladım: Neden 1960’lı yıllar?

1970’li yıllarda okuyucuların ilgisini polisiye romanlardan daha çok çekecek bir mazim var…
Bu mazimde Türk solu örgütleri var…
Kürt solu örgütleri var…
Bu örgütlerin karşısında yer alan çok iyi tanıdığım sağcı, kafatasçı, Amerikancı, sermayenin beslemesi örgütler var…

O günlerde inanmışlar, aldatılmışlar, güçlüden yana gözükenler, modaya uyanlar, ajanlar, kendini bir çaya satanlar, boş meydanda hava atanlar, kendi kendini aldatanlar var…
Örgütlerin gizlisi var, açığı var.
İnsanların iyisi, merdi, alçağı var.

1970’li yıllarda birçok örgütün bir döneme damgasını vurmuş lider kadrosuyla ilişkim, arkadaşlığım, zindan hayatım var.
Kâhta, Adıyaman, Besni, Siverek, Diyarbakır, Mardin, Kızıltepe, İzmir, İstanbul, Ankara (Mamak), Afyon’da yattığım, işkence gördüğüm, nezarethaneler, cezaevleri var…
Sayısını bile unuttuğum işkencecilerin bana hatırlattığı yüzden fazla gözaltım var…
Bunları başka zaman anlatırım…

Ben 1960’lı yılların Kâhta’sını sevdim.  
Çocukluğumun Kâhta’sının tadını hiçbir yerde bulamadım.
Dört tarafı yemyeşil bağlarla ve bahçelerle çevrili Kâhta’m var…
Büyük bir çoğunluğu güzel insanlardan oluşan Kâhtalı hemşerilerim var.
Dostluğun, komşuluğun, insanlığın az bulunur en güzel örnekleri Kâhtalı büyüklerim var…

Kıbleleri para, mal mülk değil…
Dostluluklarında iki yüzlülük yok…  
Komşuluklarında duyarsızlık yok…
Büyüklere saygısızlık yok…
Küçüklere sevgisizlik yok…
Vicdansızlık yok…
Merhametsizlik yok…
Çürümüşlük yok…
Kokuşmuşluk yok…

Ben bu Kâhtalıları ve bu Kâhta’yı çok seviyorum.     
Çocukluğumun Kâhta’sını ve bu Kâhtalıları hiçbir şeye değişmem…
Ben bu güzel Kâhta’yı ve güzel Kâhtalıları hiçbir zaman unutamam…
Hepsine sonsuz saygılarımı sunuyorum.
Vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum.
Yaşayan büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyorum…

Afyon ilinin elektriği ve yolu olmayan iki köyünün birinde öğretmenlik hayatım var…
O köyde okulun lojmanında sabahlara kadar radyo dinleyerek kitap okumam var…
12 Eylül 1980 sabahına karşı radyoda askeri darbeyi dinleyişim var…
Sabah namazı kılmak için kalkan ve radyoda askeri darbeyi duyan köylü dostlarımdan 60 yaşındaki Mustafa Karabulut’un yoldan lojmana seslenişi var:
—    Öğretmenim! Askeri darbe oldu. Haberin olsun.
—    Duydum Mustafa Ağabey…
Yanıtını verirken başlayan yeni bir süreç var…

Kâhta’dan Afyon’a gelen yüzlerce ihbar mektubu var…
Afyon’da asker nöbetlerinin dondurucu soğuklardan dolayı 15 dakikaya düştüğü günlerde, sobasız koca bir koğuşta tam 9 gün neden içeriye alındığımı bilmeden beklemem var…
9 gün sonra Adıyaman’dan gelen iki polise teslim edilişim var…
Teslim alan polislerin kollarına nöbetleşe kelepçelenerek Adıyaman’a getirilişim var…
Adıyaman otogarına indiğimizde aileme haber göndermek için Kâhtalı arayışım var…
Bir dolmuş dolusu polisle beni almaya gelen komiserin “anayasaya hayır diyecek bir oy eksildi” diye sevinçten bağırışı var…
45 gün Pirin Palas var.
İkinci adresim Adıyaman cezaevi var…

Uzaktan yakından ilgim olmadığı halde bir örgütün davasına sanık olarak eklenmem var…
Adıyaman cezaevinde yatan yüzlerce Kâhtalı var… Bunların içinde yiğidi, ajanlaşanı var…

Cezaevinden çıktıktan sonra hem jandarmaya, hem polise Kâhtalıları ihbar ederek ajanlık yapanlar var…
Türkçeyi zar zor konuşan annemin Afyon’dan getirildiğimi haber aldığında emniyette, Pirin Palas’ta ve Adıyaman cezaevinde beni arayışı var.

Canavar ruhlu bir gardiyanın yaşlı kadına “oğlun Mahmut Cantekin’in cenazesini belediye kaldırdı” sözleri var…
Annemin cezaevinin önünde bayılışı var…  

Adıyaman’da yargılanışım, tahliyem ve sonradan radyoda ilan edilen beraat kararım var…
Buna rağmen 1402 sayılı maddeyle öğretmenlikten atılışım var…

Afyon’da sevgili öğretmen arkadaşlarımın ve sevgili öğrencilerimin velilerinin büyük desteği ve ısrarı ile Afyon’da kalışım var…
Bir yıl boyunca Afyon Tınaztepe’de kahvehane işletmeciliğim var…
Adıyaman’da çıkarılan, Afyon’da doktorluk yapan sevgili uzman Doktor Nevzat Binzet ile aynı kaderi paylaşmak var…
Bunları başka zaman anlatırım…

İstanbul’a taşınmam var…
İstanbul Güngören’de züccaciye dükkânı işletişim var…

İstanbul’dan Mardin Kızıltepe’ye yolculuğum var…
Kızıltepe’ye pasaportsuz giriş yapan bir Kâhtalı olarak gözaltına alınıp yirmi dört gün işkence görmüşlüğüm var…
Mardin’de eski at harasında yirmi dört gün gözleri bağlı işkence sonunda bırakılışım var…

Kızıltepe’den Kâhta’ya dönüşüm var…
Kâhta’da kaldığım üç ay boyunca dostum diyen kişilerin beni gördüklerinde korkularından yol değiştirip kaçışları var…

Üç ay boyunca Merdiklerin kahvesinde selam vermekten korkmayan Bedir Metiner (Bedir’i Macır), Yusuf Turan (Üsüfi Qesım), Osman Topçu, Sıdık Orakçı,  Fahri (Jilet), sarhoş mal müdürü ( çok içerdi ve ajan olduğu söylenirdi), birkaç yaşlı daha var…

O üç ay boyunca yirmi dört saatte bir kere Hülyam Lokantasında yemek olarak çorba ile idare edişim var…

Kahvede oyun oynamadan şiir yazarak zaman öldürüşüm var…
Kâhtalı İbo’nun yazdıklarımı kahvede besteleyişi var…

Yurt dışına gitmek için Adıyaman emniyetine pasaport almak için dilekçe vermem var…
Onların benden Adana Sıkıyönetim Mahkemesinin verdiği beraat kararı ile birlikte 1984’ün parasıyla iki yüz bin rüşvet isteyişleri var…
Adana’ya gidişim var…

Adana’ya gitmişken Mersin’e geçişim var…
Bu gidişle Mersin’de kalışım ve on yıllık bakkallık yaparak ekmek parası çıkarışım var…

Mersin’de öğretmenliğe geri dönmek için açtığım dava var…
1983 yılında haksız yere görevden atıldıktan sonra 1991 yılında “Göreve dönebilir” kararı alışım var…  

Afyon’a geri dönüşüm var…
Mahkeme kararına rağmen göreve başlatmama direnci var…
Çekilen silahlar sonucu göreve başlatma var…
Görevden alındığım yerde göreve başlatılmam gerekirken, Afyon’un en uzak bir köyünde, Kütahya il sınırında göreve başlatılışım var…
Ben köye daha girmeden köydeki ortaokul müdürünün kullanıldığı ve benim köylüyle karşı karşıya getirilmem için kurulan tuzak var…
Tecrübe ile bu tuzaktan kurtuluşum var…

Afyon’un en uzak köyünde bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra (bu bir yıl içinde polis ve jandarma beni takip etmek için muhtarı görevlendirmişlerdi) tayin isteyişim var…

Tayin dilekçesinde Adıyaman, Mersin, Diyarbakır illerinden birini isterken Diyarbakır’ın Lice ilçesine atanışım var…
Lice’de öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerim var…
Burada aldığım takdirler ve teşekkürler var…
Lice’de olağan üstü koşullarda geçen beş yıllık (1992 – 1997) bir yaşantım var…

O günleri anlatan üç yüz sayfalık düzyazı ve 100’e yakın şiirim var…

Lice’den Mersin’e dönüş var…
Mersin’de 7 yıl öğretmenlik görevim var…
Mersin’de emekli oluşum var…
Emeklilik günlerimde şiir, spor, deniz var…
Okumak ve yazmak var…  

55 yıllık dolu dolu geçen bir ömrün muhasebesi var…
Artılar, eskiler, çarpılar, bölmeler var…
Artıların çoğalması için büyük bir çaba var…

Kâhta var, Kâhta hasreti var…
Kâhta’ya gelip eski günlerin tadını alamadan ve yerleşme kararından vazgeçerek Mersin’e geri dönüş var…

Ben 1960’lı yılların Kâhta’sını sevdim.  
Çocukluğumun Kâhta’sının tadını hiçbir yerde bulamadım.
Dört tarafı yemyeşil bağlarla ve bahçelerle çevrili Kâhta’m var…
Büyük bir çoğunluğu güzel insanlardan oluşan Kâhtalı hemşerilerim var.
Dostluğun, komşuluğun, insanlığın az bulunur en güzel örnekleri Kâhtalı büyüklerim var…
Kıbleleri para, mal mülk değil…
Dostluluklarında iki yüzlülük yok…  
Komşuluklarında duyarsızlık yok…
Büyüklere saygısızlık yok…
Küçüklere sevgisizlik yok…
Vicdansızlık yok… Merhametsizlik yok… Çürümüşlük yok… Kokuşmuşluk yok…

Ben bu Kâhtalıları ve bu Kâhta’yı çok seviyorum.     
Çocukluğumun Kâhta’sını ve bu Kâhtalıları hiçbir şeye değişmem…
Ben bu güzel Kâhta’yı ve güzel Kâhtalıları hiçbir zaman unutamam…
Hepsine sonsuz saygılarımı sunuyorum.
Vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum.
Yaşayan büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyorum…
Ben 1960’lı yılların Kâhta’sını anlatmaya devam edeceğim.

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir