MAZİYE YOLCULUKLAR – 158
ŞEYH SAİT VE MİRDESLER -2
Ankara, Şükrü Ağa ve adamları ile ilgili şikâyetleri bir kenara not eder.
Öncelikli olan idamlar ve sürgünler yapılır…
Şeyh Sait’in idamından dört beş ay sonra sıra Şükrü Ağa’ya gelir.
1925 sonbaharında bir akşamüstü İstiklal mahkemesinden bir telgraf gelir:
“Şükrü Ağa Ankara’ya isimlerini bildirdiğin 480 adamınla birlikte mahkemeye gel.”
Aşiretin ileri gelenleri kendi aralarında toplanırlar. Yalnız iki kişinin mahkemeye gitmesine karar verirler…
Mahkemeye gidecekler, Şükrü Ağa ve Osman Sebri’nin dayısı Hacı’dır.
İstiklal Mahkemesi çok fazla idam kararı verdiği için Diyarbakır’dan Harput’a taşınmıştır.
Şükrü Ağa ve Hacı, Malatya’ya kadar serbestçe götürülürler. Malatya’da tutuklanırlar.
Harput’a götürülürler.
Milletvekili Hacı Bedir Ağa ve daha önce mahkeme üyeleriyle sorunları olan İsmet Paşa, birlikte mahkemeye baskı yaparlar.
İsmet Paşa ile mahkeme heyeti arasında sert tartışmalar yaşanır.
İki celsede idam kararı vermeye alışkın olan İstiklal mahkemesi, altı yedi celseden sonra Şükrü Ağa’ya 15 yıl ceza verir.
480 kişiye ise beraat verirler…
Şükrü Ağa, İsmet Paşa’nın yardımıyla Muğla Hapishanesine sevkini yaptırır.
Şükrü Ağa’nın amacı bu sevk sırasında kaçmaktır.
Şükrü Ağa, beraat eden Hacı ile Osman Sebri’ye haber gönderir:
“Yeğen, beni jandarmaların elinden kurtar.”
1926 Şubat’ında Şükrü Ağa’dan ikinci haber telgrafla gelir:
“200 altın hazırla. Urfa’ya gel.”
Osman Sebri, Şükrü amcasını Urfa’da askerlerin elinden kurtaracağını yani kaçıracağını yola çıkarken birkaç kişiye söyler.
Altı atlı adamıyla Urfa’ya doğru yola çıkar.
Urfa emniyeti, Osman Sebri Urfa’ya kavuşmadan, Şükrü Ağa’nın kaçırılacağı istihbaratını alır.
Osman Sebri Urfa’ya kavuştuğunda, kendisini bekleyen polisler peşine düşerler.
Osman Sebri’nin Urfa’da bekleyişi, polis takibinde 9 gün sürer…
Bir subay ile iki jandarma, 15 yıla mahkûm olan Şükrü Ağa’yı, Urfa’ya getirirler.
Gelen subay, jandarmalar ve Şükrü Ağa gece otelde kalırlar.
Sabah olunca, Şükrü Ağa’nın gidiş ücretini ödeyeceği iki otomobille Muğla’ya hareket edecekler.
Şükrü Ağa, otel odasında elbiselerini çıkarıp yatağa uzanır. Uyuyor numarası yapar. Subay elinde silahla oturur, Şükrü Ağa’yı gözetler.
Sabaha karşı yorgun subayın gözlerine uyku çöker.
Subayın uyuduğunu gören Şükrü Ağa, sessizce elbiselerini alır, odadan çıkar.
Odanın kapısında bekleyen nöbetçi jandarmaya bakar. Tüfeğini duvara dayamış Jandarmanın, oturduğu yerde uyuyakaldığını görür…
Şükrü Ağa hızla otelden çıkar. Kendisini dışarıda bekleyen kişi ile birlikte koşarak Hacı Bedir Bey’in konağına giderler.
Osman Sebri, adamlarıyla, atlarıyla amcasını orada beklemektedir.
Birlikte oradan ayrılırlar.
O gün öğlenden sonra da kendi aşiretlerinin sınırına varırlar.
Aşiret ağaları, Mustafa Kemal’in yönetiminden rahatsızdır…
Abdülhamit ve İttihat Terakki dönemindeki konumlarının özlemini çekerler… Yeni arayışların peşine düşerler…
Ankara yönetimi ile anlaşabilen aşiret ağaları düşman aşiretlere karşı bir üstünlük çabası içine girerler.
Rant kavgasında yeni müttefiklikler, yeni düşmanlıklar devri başlamıştır.
Önceki dönem kapanmıştır.
Gawesti Mirdesleri reisi Şükrü Ağa, Mustafa Kemal yönetiminden rahatsızdır.
Mustafa Kemal’i dik kafalı, asan kesen, sürgün eden bir diktatör olarak görür.
Çünkü yeni yönetimin yerel yöneticileri, koltuklarının gücünden yararlanarak zengin olma peşine düşmüşler…
Çıkarlarına gölge düşüren aşiretlere komplo düzenliyorlar…
Yazdıkları raporlarla İstiklal mahkemelerinde astırıyorlar…
Çoluk çocuk sürgüne gönderiyorlar…
Şükrü Ağa 15 yıl ceza yemiş, jandarmaların elinden kaçmış bir mahkûmdur. Kendine güveni tamdır…
Çevredeki aşiretlerin peşinden geleceğine inanır…
Yeni bir ayaklanma düzenlemek sevdasına düşer…
Çevredeki aşiret reislerine mektup yazar. Onları ayaklanmaya davet eder.
Diğer aşiret ağalarından üç gün içinde cevap gelir:
“ Bize ihtiyaç duyduğunuz an geleceğimizden şüpheniz olmasın”.
Gevozılı Osman Paşa’nın oğlu Bedir, bizzat Şükrü ağanın yanına gider, destek vereceğini yüzüne karşı söyler.
Mirdes ve ovadaki Cihanbeyliler Şükrü Ağa’nın temel güçleridir.
Pütürge’deki Direjanlılar, Horiyan, Gerger’in tamamı, Reşüyan, Kawan, Gevozıler ayaklanmaya katılacağına söz veren aşiretlerdir…
Şükrü Ağa, ayaklanmayı başlatmak için on gün süresince söz veren ağaların gelmesini bekler.
12. günde destek vereceğiz diyen ağa ve ağaların ihbarıyla askerler gelir…
Aşiretinin sınırlarına dayanırlar.
Ayaklanma için tek kurşun atılmamıştır…
Şükrü Ağa ve aşireti askerler tarafından kuşatılır.
Kendi aşiretinden iki grup, Şükrü Ağa’dan desteğini çeker.
Askerlerin gelmesiyle birlikte Şükrü ağanın yanında birkaç adamı kalır.
Şükrü Ağa çaresiz kalır…
Ailelerini (kadın ve çocukları) Zeynel Ağa ile Osman Paşa’nın oğlu Bedir’e emanet edip dağa çıkar.
Osman Sebri diyor ki:
“Ağalık zamana ve zemine göre pek çok hale girmeye başladı: Kölelik, soytarılık, hainlik, soysuzluk ve bazı yerlerde bu muhbirliğe kadar iniyordu. (1)
Şükrü Ağa ve yanındakiler dağa çıkarlar… İki ay dağlarda kalırlar.
Şükrü Ağa’yı yakalamakla görevli komutan, bu işleri iyi bilen bir komutandır.
Kürtlerin zaaflarını çok iyi bilir. Bu zaaflardan yararlanır.
Bütün aşiret liderleri ile dost olur. Bu sahte dostluk ile onları Şükrü Ağa’dan uzaklaştırır.
Deneyimlerine dayanarak şu deyişi söyleyenlere kulak asmazlar: Osmanlıdan dost, kurttan post, olmaz…
Komutanla dost olduk, güçlendik diyenler, çok uzun süre geçmeden hayal kırıklığını acı bir şekilde yaşarlar…
Komutan, Mirdes aşiretine böl – yönet politikasını uygular. Başarılı olur.
Dağdakilere tek tek “teslim olursan hiçbir zarar görmezsin” diye haber gönderir.
Ve çözülme başlar…
Şükrü ve Nuri Ağalar teslim olmadan birkaç gün önce, ailelerini saklayan Zeynel Ağa ile Osman Paşa’nın oğlu Bedir tutuklanır.
Malatya’ya götürülürler…
Şükrü Ağa Narince’ye gelip teslim olur.
Sonra Nuri Ağa onun arkasından gelir, idamına doğru ilk adımını atar…
Osman Sebri diyor ki:
“Dirayetsiz ağa ve şeyhlerin ardına düşen herkesin sonu esir olmaktır. (2)
Malatya’ya götürülen Bedir Ağa, Kâhta’daki komutanla görüşmek üzere geri getirilir.
Komutanın istediği bilgileri verdiği için de serbest bırakılır.
Şükrü ve Nuri Ağa, İstiklal mahkemesine teslim edilir…
Osman Sebri ile birlikte 11 kişi daha mahkemeye çağırılır.
Onlar da gider teslim olur, 12 Mayıs’ta Diyarbakır cezaevine atılırlar.
15 Haziran’da mahkemeye çıkarılırlar.
Şükrü Ağa’nın Harput cezaevinde aldığı kaçma kararı, Urfa’da firar edişi, yardım beklediği ağalar tarafından kandırılışı, diğer ağalar üzerindeki nüfuzunu anlatan 30 sayfalık rapor yüzüne okunur.
Mahkeme başkanı sorar:
“Görüyorsun Şükrü Ağa! Harput’ta hakkında hüküm verilişinden şu ana kadar yaptığın her şey kayıt altına alınmış. İtirazın var mı?”
Şükrü Ağa cevap verir:
Düşmanlarımın iftirasıdır. Kabul etmiyorum…
Osman Sebri diyor ki:
“Raporda belirtilen her şey doğruydu. Tümü de Bedir Ağa’nın komutana anlattıklarıydı.” (3)
Mahkeme bir gün sonraya atılır.
16 Haziran günü Şükrü ve Nuri Ağa hakkında idam kararı verilir.
Osman ve diğer arkadaşları 6 yıl ceza alır.
Akşam olunca Mirdesli mahkûmlar cezaevinde bir araya gelirler.
Şükrü Ağa vasiyetini yazar. Oğlu Kadir’e verir.
Şükrü Ağa’nın Osman Sebri’ye vasiyeti, Osman Paşa’nın oğlu Bedir’i öldürmesidir…
Osman Sebri Şükrü Ağa’ya, yani amcasına sorar:
“İntikamının kimden alınmasını istersin?”
Bundan sonrasını Osman Sebri’den dinleyelim:
Bu sorunun cevabını vermek için biraz düşündü. Önce üç kişinin adını verdi. Sonra vazgeçip:
“Bunların ikisini boş ver. Sadece Bedir Axa öldürülsün ki insanlar Heyder Axa ailesinden kimsenin kanının yerde kalmayacağını görsün. Şunu iyi bilmelisin; eğer onu başkasına öldürtürsen sen de tanımadığın birileri tarafından öldürülürsün. Eğer onu işkenceyle öldürürsen sen de işkenceyle ölürsün. Yiğitçe karşısına çık. Vurmadan önce kendisine seslen. Nasıl ölmek istiyorsan onu da o şekilde öldür. İntikamım alınıncaya kadar kabrimde rahat uyumayacağımı bil. Bedir Axa’yı öldürdüğünde bir tepeye çıkıp Diyarbekir’e doğru, ‘Amca intikamını aldım.’ diye bağır. Ben ancak o zaman rahat uyurum.”
Amcam burada biraz durdu. Yüzünde büyük bir yorgunluğun izleri vardı. Bana ağır sorumluluklar verdiğinin farkındaydı. İç çekerek:
“Sana çetin yüklerden başka bir şey bırakmadığımı biliyorum. Öyle değil mi?”
“Hayır, öyle değil. Daha başka görevler de yükleyebilirsin. Omuzlarım kaldırabilir.”
“Öyle oğlum, yiğit olduğunu biliyorum. Senden yana bilmediğim pek çok şeyi öğrendim artık. Onları bilmek bile beni mutlu ediyor.”
Jandarmaların ayak seslerini duyup toparlandık. Saat akşamın dokuzuydu. Aceleyle amcalarımın ellerini öptüm. Onları idama götürürlerken arkalarından baktım. Amcamın sesini bir kez daha duydum:
“Yiğit ol, dürüst ol, olgun ol ki yolun sonuna vardığında hür ve muzaffer olasın.” (4)
Şükrü Ağa’nın Osman Sebri’ye verdiği görevi, yaşananları “OSMAN SEBRİ VE PAŞA OĞLU BEDİR” başlığı ile ayrı bir yazıda anlatmak istiyorum…
Yaşananları, bizzat olayların içinde olan Osman Sebri’nin kaleminden takip etmeye devam edeceğiz…
Hiçbir tarafı kahramanlaştırmadan, hiçbir tarafı karalamadan olayları olduğu gibi aktarmak istiyorum…
Dün topraklarımızda yaşananları, o günün koşullarında değerlendirmekte yarar vardır.
Bu yazıların tek bir amacı vardır: Gerçeği öğrenmek.
Gerçekleri araştırmaya devam edeceğim…
Hiçbir aşiretin tarafı, yandaşı değilim.
Olayların içinde yer alan hiçbir aile ve aşiret düşmanım değildir…
Olayların içinde yer alan hiçbir aile ile ve aşiretle dostluğum yoktur…
Yazılanların bu gün ki Kâhta siyaseti ile ilgisi ve alakası yoktur… Kimse boşuna ilişki kurmaya çalışmasın… Kâhta’da yerel siyaset dediğiniz şey, bence siyaset değildir… Çünkü ilkesizdir… Bir dünya görüşüne dayanmamaktadır…
Her seçimde ayrı saflarda yer alan siyasetçiler var… Onlara yön veren ilkeleri değil, çıkarları olabilir…
İlkesiz, kaypak siyaset benim tarzım değildir…
Kâhta tarihinde yaşananların peşindeyim…
Topraklarımızda yaşananlar bilinsin… Dersler alınsın…
Acılar bir daha yaşanmasın…