Sevgili Ahmet Doğan, “ÇIRIL – ÇIPLAK MANKEN” adlı yazını okudum. Nasıl olduğumu soruyorsun. Yanıtım: Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım! Demiş. Babam
Yazar: Mahmut CANTEKİN
MAZİYE YOLCULUKLAR – 18 – KIR ÇİÇEKLERİ
Mazi gemisi, yağmurlu bir kış gününde, buram buram özlem kokan geçmişe doğru yola çıktı. Süzüle süzüle gitti ve 1960’lı yıllarda Kâhta limanında demir aldı.
MAZİYE YOLCULUKLAR – 17 – BEKLE NEMRUT GELİYORUZ
1965 Yılı. Kış uykusunu geride bırakan toprak ana yeşile bürünmüş… Kır çiçekleri yeşil örtünün üstünde, çeşit çeşit renklerle, kartpostallık manzara oluşturmuş… Toprak kokusunu, çiçek
MAZİYE YOLCULUKLAR – 16 – BEN SİZLERİ UNUTAMAM
Çok uzun bir zamandan beri gönlüm istemeden, mecburiyetten, bu beden gurbet ellerini mesken tuttu… Diyar diyar gurbet ellerinde gezerken, her zaman ve
MAZİYE YOLCULUKLAR – 15 – KOD ADI ÇIPLAK
MAZİYE YOLCULUKLAR -15 KOD ADI ÇIPLAK İkindi vakti. Güneş Adıyaman ile Samsat’ın orta yerinde, yukarıdan göz kırpıyor Kâhta’ya… Kâhta sessiz, sakin
MAZİYE YOLCULUKLAR – 14 – YETİM MUSTAFA BENİM BABAM
MAZİYE YOLCULUKLAR – 14 YETİM MUSTAFA BENİM BABAM Balkan Savaşları’nda kan gövdeyi götürdü… Irkçılık insanları insanlıktan çıkardı… 1.Dünya Savaşı öncesi ve savaş yılları, zulmün
MAZİYE YOLCULUKLAR – 13 – TAHTA KÖŞKTE YAZ AKŞAMI
MAZİYE YOLCULUKLAR – 13 TAHTA KÖŞKTE YAZ AKŞAMI 1960’lı yıllar… Tahta köşklerle dolmuş toprak damlar… Her yaz mevsiminde olduğu gibi bu yaz da toprak
MAZİYE YOLCULUKLAR – 12 – BİR PAZAR GÜNÜ
MAZİYE YOLCULUKLAR–12 BİR PAZAR GÜNÜ Sen benim canım Kâhta’msın! Benim güzel sevdamsın! Kâhta’ya sevdam; Kerem’in Aslı’ya, Ferhat’ın Şirin’e, Mecnun’un Leyla’ya, Tahir’in Zühre’ye, Mem’ın Zin’e
MAZİYE YOLCULUKLAR – 11- BİR BAYRAM SABAHI
MAZİYE YOLCULUKLAR – 11 BİR BAYRAM SABAHI Kâhta’m, yine özlemin yaktı kavurdu gönlümü… Yine başladın gözümde buram buram tütmeye… İnan Kâhta’m, özlemin gelip oturunca
VEFASIZ!
Aman Tanrım bu ne hal! Aman doktor iyi bak. Tüm hücreleri tek tek incele. Ellerindeki cihazlar son model mi? O beyinlerin, o yüreklerin hiçbir
AL KANLAR İÇİNDE MEHMET’İM
Kâhta Mezarlığı çekiyor beni, Mehmet’im yatıyor toprak altında… Unutamam onu gömdüğüm anı, Mehmet’im yatıyor toprak altında… Yirmi bir yaşında nazlı fidandın, Kahpe
MEHMET
Tez ulaştı kara haber, Yandım anam ben ciğerden… Al boynumu dara gönder, Vurulmuşum ben ciğerden… Can Mehmet’im yiğit kardeş, Yüreğime düştü ateş,
MEHMET’İN HANİ
Dört mevsim kış oldu baharın hani? Yoğur acıları göm yüreğine… Umudun düş oldu seherin hani? Yoğur acıları göm yüreğine… Uzağı görürdün gözlerin
MEHMET’İM
Bahar sensiz bahar değil, Yaz, yaz değil gülüm solgun… Diyar sensiz diyar değil, Saz, saz değil telim yorgun… Güneş sensiz güneş değil,
TARİH SAYFASINA DÜŞTÜ MEHMET’İM
Dokundu tetiğe kirli parmağı, Kalbinden vuruldu düştü Mehmet’im… Yıkıldı başıma Dünya’nın dağı, Ciğerime ateş düştü Mehmet’im… Orman fakültesi orman içinde, İstanbul kalmıştı duman