GESTAPO KLİNİĞİ

 

 

Gece yine evlerimiz tarandı… Sabah, uykusuz, bitkin bir halde okula gittim.

Okul, kiraladığım ev gibi depremden kalma barakaydı. Akşam sıkılan kurşunlardan nasibini almıştı. Kırılan camları hizmetli süpürüyordu. Duvarlar mermi yemeye alışmışlardı.

Okulun doğu tarafındaki komşumuz komando taburundan, kuzeydeki cezaevi jandarmalarından, kuzeydoğumuza düşen emniyetteki polislerden ve sokaklarda gezen panzerlerden okulun duvarları her taramada mermi yerdi. Mermilerle duvarda desen, harita çizme merakları vardı

            Öğretmenler odasına girdim. Öğretmen arkadaşlar çay içiyorlardı.

 

Zayıf, uzun boylu, sarışın ve yaşlı bir bayan öğretmen, radyo spikeri havasında konuşuyordu. Bütün odadakiler onu dinliyordu. İlk defa görüyordum.

            Yanımda oturan öğretmene:                                                              

            — Bu konuşan bayan kim?

            Öğretmen:

— Bizim öğretmenimiz. Samsunlu. Eşi polis. Polis lojmanlarında oturuyorlar, dedi.

           

Polis eşi öğretmen anlatmaya devam ediyordu:

             —Hanımefendi yüzbaşının karısı diye iki yıldır öğretmenlik yapmadan hem maaşını, hem de ders ücretini alıyor. Parasını almaya gitmeye bile tenezzül etmiyor. Hizmetli, parasını ayağına kadar götürüyor. Ben yirmi üç yıllık öğretmenim. Hala okula gelip gidiyorum. Bizim canımız, can değil. Hanımefendi, bir gün olsun, nasıl olduğumuzu sormadı. Kocası jandarma yüzbaşısı diye kendini kral görüyor. Biri Lice’nin kralı, diğeri de kendini Lice’nin kraliçesi görüyor.

            Polis hanımı öğretmen, anlattıkça rahatlıyor gibiydi…

 

Birdenbire okul müdürüne döndü:

            — Müdür bey, gestapo ne demek.

            Okul müdürü biraz düşündükten sonra:

            — Hoca hanım bilmiyorum, dedi.

            23 yıllık öğretmenle okul müdürünün gestapo kelimesini bilmemesine şaşırdım… Cevap vermeden dinlemeyi daha uygun gördüm. Burada yeniydim. Kimin ne olduğunu bilmiyordum.

            Başka bir öğretmen:

            — Hoca hanım gestapo kelimesini nerede okudunuz, diye sordu.

            Hoca hanım:

            — Bizim baş komiser, lojmanda evinin kapısına, büyük harflerle “GESTAPO KLİNİĞİ” yazmış. Çok merak ettim. Kliniği biliyorum da gestapo ne demek onu bilmiyorum.

            Canım sıkıldı… Odadan çıktım. Okulun bahçesinde öğrenci yoktu… Bir sigara yaktım.

            İçerde bayan öğretmenin sesi geliyordu.

           

            Benim yüreğime yine hüzün çöktü… Endişelerim arttı…

            Bir baş komiser lojmandaki dairesinin kapısına  “GESTAPO KLİNİĞİ” yazmaktan gurur duyuyorsa, bu ilçede benim işim zordur…

            Kendimi Nazi kamplarına düşmüş bir tutuklu sandım…

Kendi kendime öğüt verdim:

— Burada zulmün, vahşetin sınırı yoktur. Kendine dikkat etmelisin… Gestapolara yem olmamalısın…

         

Şu dörtlükler cebimden çıkardığım kâğıda düştü:

 

            Diyarbakır Lice’si

            Bir başkadır gecesi

            Yandı gitti nicesi,   

            Öğretmenim diren sen…

 

            Karanlığın gizi var,

            Tokat tekme dizi var,

Kurşun roket izi var,

            Öğretmenim diren sen…

 

 

Yıl: 1992

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir