MAZİYE YOLCULUKLAR – 122
GERÇEK DEMOKRAT
İttihat Terakki iktidarından bu yana bu ülkede zulüm vardır…
Baskı vardır…
Tehdit vardır…
Bu ülkede korku imparatorluğu vardır…
Bu ülkede dini grupları, siyasi grupları, etnik grupları birbirine kırdırarak saltanatlarını sürdürme geleneği vardır…
Sünniler yobazdır, gericidir, irticacıdır, laikliğe karşıdır diye suçlandılar… Suçlanmaktadırlar…
Ötekileştirilmekteler…
Müslim Gündüz ve Ali Kalkancı gibi insanlar şeyh diye piyasaya sürüldü… Onların yaptıkları manşetlere çıkarıldı…
Onların şahsında İslamiyet karalanmaya çalışıldı…
Kız kardeşlerimiz, inançları gereği taktıkları türbanlarından dolayı üniversiteye alınmadılar…
Bu gün de birçok üniversiteye girememektedirler.
Bu zulümdür.
Bu baskıdır…
Alevilere zorla din dersi öğretilmekte, köylerine cami yapılmaktadır…
Cemaatsiz camiler yaptırmanın altındaki rant ve amacı sorgulamamız gerekmez mi? Camiler ibadet için yapılmaz mı?
Alevilere çeşitli iftiralar atılmaktadır…
Alevilere karşı yüzyıllardır süren önyargılar körüklenmektedir… Alevilerin “öteki” olarak görülmesi için birçok şey yapılmaktadır…
Sünnilere baskı yapanlar, Alevileri Sünnileştirmeye çalışmaktadır…
Bu ne yaman çelişkidir…
Kürtler yok sayıldı… Kart-kurt diye küçük görüldü…
Dilleri yasaklandı… Kürtçe şarkı, türkü söyleyenler cezalandırıldı…
Diyarbakır cezaevinde ve bölgede uygulanan vahşetle Kürtler, dağa çıkmaya zorlandı.
Senaryo başarı ile uygulandı. Türk ve Kürt gençleri birbirine kırdırıldı… Annelerin, babaların yüreğine ateş düşürüldü… Düşmanlık körüklendi ve körüklenmektedir…
Gayri Müslimler kıyımdan geçirildi. Mallarına, mülklerine el konuldu…
Binlerce ibadethane yeri olan kiliseler ahıra döndürüldü…
Büyük çoğunluğu yıkılarak taşları alındı… O taşlarla ev yapıldı…
Murat Bardakçı, Talat Paşa’nın not defterini yayınladı.
Bir milyona yakın Ermeni’nin yerlerinden edildiğini bu işin baş sorumlularından biri olan Talat Paşa’nın notlarından öğreniyoruz…
Gençler sağcı-solcu diye birbirine kırdırıldı…
İki taraftan onlarca insan asıldı…
Dünya kendilerine zindan edildi…
Nice fidan gibi genç, baharlarını yaşamadan yok edildi…
Mahpushanelerin dört duvarı arasında binlerce genç insanın, gençlikleri heba oldu…
Binlerce insan mülteci durumuna düştü… Ömürlerini doğdukları toprakların özlemi ile geçirdiler… Geçirmekteler…
Emperyalizmin böl ve yönet taktiğini bu ülkenin insanlarına, “derin devletin” mensupları uyguladılar ve uyguluyorlar…
İnsanlarımızı mezheplerine, etnik gruplarına, siyasi düşüncelerine göre ayrıştırdılar ve ayrıştırmaya devam ediyorlar…
Camileri bombalayıp suçu Alevilere, solculara yıktılar…
Sivas’ta Madımak vahşetinin senaryosunu yazdılar ve uyguladılar… Bazı grupları figüran olarak kullandılar…
Kendi döşedikleri mayınlarla yedi askerin canına sebep oldular. Resmi açıklamalarla suçu başkasına yıktılar. Bize yine yalan söylediler.
1955 6–7 Eylül günlerinde İstanbul’da, önceden hazırlatılmış ayak takımıyla Rum vatandaşların işyerleri, evleri yağmalandı. Sonra işyerleri ve evler ateşe verildi. Bu toprakları terk etmeye mecbur bırakıldılar…
1955 6–7 Eylül olaylarına sebep gösterilen Selanik’teki Atatürk’ün evinin bombalanması, bir MİT elemanı tarafından yapıldığı meydana çıktı…
Bombalanmadan bir saat önce “Atatürk’ün evi bombalandı” diye bir gün önceden basılan gazete dağıtıldı…
Bombalamayı yapan kişi bu ülkede valilikle ödüllendirildi.
Bombacı vali oldu…
Hala aynı zihniyet televizyon ekranlarında boy göstermektedir.
Emekli generaller, sözde yazarlar ve profesörler tarafından utanmadan savunulmaktadır.
Yeni Dersimler önerilmektedir.
Kardeşkanı dökülsün diye “Kafes Planları” yapılmaktadır…
Yasaklarla, baskılarla ilgili kendi hayatımda bir-iki örnek vereyim…
Çocuktum. Mehmet Dayım Saidi Nursi’nin kitaplarını okurdu… Saidi Nursi’nin kitaplarını okumak yasaktı. Saidi Nursi’nin kitaplarını okuyanların evi basılırdı…
Dayım her baskın haberini duyunca beni çağırırdı… Kitapları bir beze sarar, bana verirdi. Kitapları götürüp saklardım.
Evi basılır, din kitapları aranırdı…
Gençliğimde sahibi olduğum kitapevi ve evim basılır, sol içerikli kitaplar aranırdı…
Bir defa işyerimden yasak olmayan on kitap götürdüler. Bu kitaplar yüzünden ağır ceza mahkemesinde yargılandım. Kitaplar hakkındaki toplatma kararının kalktığını mahkemeye sundum. Beraat ettim…
O günün Kâhta Kaymakamı, Kürtçe aşk türküsü bile çalmamı istemiyordu… Kürtçe kaset çalmamam için karakoldan işyerime gelip tutanak düzenlediler… Bir daha Kürtçe kasetler çalarsam tutuklayacaklarını söylediler…
Başka bahanelerle onlarca kez tutuklandım.
Baskı ve tehditler hiç eksilmedi…
Bu zihniyetin kalkması için gerçek demokrat olmalıyız…
Bizler kendimize demokrat olursak, başkalarını ötekileştirirsek hepimiz birden demokrasiye muhtaç duruma düşeriz…
Ben türban yasağına karşıyım.
Kız kardeşlerimiz istedikleri gibi türbanlarını taksınlar. Bunu tartışmak bile ayıptır…
Sünniler istedikleri gibi inançlarının gereğini yerine getirsinler…
Aleviler istedikleri gibi inançlarının gereğini yerine getirsinler…
Gayri Müslimler istedikleri gibi inançlarının gereğini yerine getirsinler…
Etnik gruplar dillerini, kültürlerini istedikleri gibi yaşasınlar…
Bütün siyasi gruplar düşüncelerini açıkça söyleme, yazma, medenice tartışma özgürlüğüne sahip olmalıdır…
Bu ülke “beyaz Türklerin” değildir…
Esmer Türkler de insandır…
Diğer etnik kökendeki vatandaşlarımız da insandır…
Bu ülkede doğan ve yaşayan herkes insanca yaşama hakkına sahiptir…
Başkalarını “öteki” gören zihniyet faşist, yobaz, gerici, hasta zihniyettir.
Başkalarını “ÖTEKİ” görmeyen gerçek demokratlara selamlar, sevgiler…