DÖN BİZİ ÖLDÜRTECEKSİN

 

 

            Ağustos sıcağında bir işim için Diyarbakır’a gitmek zorunda kaldım. Diyarbakır’da cehennem sıcağı dedikleri sıcaklar yaşanıyordu. İnsanlar mecbur kalmadıkça sokağa çıkmıyorlardı. Bir an önce işimi bitirmeye, cehennem sıcağından kurtulmaya çalıştım… Öğle sıcakları bastırmadan işimi bitirdim. Diyarbakır’dan ayrıldım.

 

Diyarbakır – Lice arası doksan kilometredir. Lice dağlıktır. Serindir.

Lice’deki öğretmenlerin, memurların biricik sosyal tesisleri, yayla dediğimiz Ramazan’ın kahvesidir… 

Bu kahvenin serin bahçesinde bir araya gelir, taşrada yaşamının zorluğunu unutmaya çalışırız…

Diyarbakır’dan bindiğim dolmuşun içinde terden sırılsıklam oldum. Lice’ye inince bir derin nefes aldım…

            Ramazan’ın kahvesine gittim…

           

            Bir masada okulumuzun hizmetlisi Mehdi Dayı tek başına oturuyordu. Beni görünce bir sandalye çekti:

            — Öğretmenim gel otur.

            Selam verdim. Oturdum.

            Mehdi Dayı:

— Nereye gitmiştin? Arkadaşlarına sordum. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu.

— Diyarbakır’a gittim. Sıcaktan kavruldum, geldim…

 

            Mehdi Dayı altmış yaşını geçmiş, ortanın üstünde boyu, esmer, zayıf bir devlet memuruydu. Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde doğmuş, büyümüştü. Yirmi yıldan fazla Kulp ilçesinde hizmetli olarak çalışmıştı.

Kulp ilçesinde çalışma koşulları zorlaşınca, bir adamını bulup atamasını Lice’ye yaptırmıştı.

            Yaşlı Mehdi Dayı yabancısı olduğu Lice’de, tatil günlerinde, boş zamanlarında Ramazan’ın kahvesine gelirdi… Sevdiği, tanıdığı insanların yanında oturur, onların oyunlarını seyreder, zaman geçirirdi.

    

            Mehdi Dayı ile karşılıklı çayımızı içtik.

            Mehdi Dayı:

            — Öğretmenim ben sıkıldım, kalk gezelim.

            — Nereye gidelim Mehdi Dayı?

            — Nereye dersen, oraya gidelim.

            — Benzinliğe gidelim mi? Motosiklete benzin de alırız.

            — Gidelim.

 

            Lice’ye taşındığımda motosikletimi getirmiştim.

Evim çarşıya, kahveye uzaktı. Motosikletle çarşıya, kahveye gidip gelirdim. Motosiklete “gariban öğretmenin iki tekerlekli Mercedes’i” derdim…

            Mehdi Dayı ile eve kadar yürüdük. Mehdi Dayıyı motosikletin arkasına bindirdim. Petrol istasyonuna doğru yola çıktım.

 

            Lice’de iki petrol istasyonu vardı.  

Lice çıkışında, Diyarbakır yolu üzerindeki petrol istasyonu bir gece yakıldı. Liceliler, kimin yaktığına bir türlü karar veremiyorlardı. Kimi dağdakilerin yaktığına inanıyordu… Kimi de askerler yaktı, diyordu… Ben gerçeği bilmediğim için yorumda bulunamam…

 

Lice çıkışında, Kulp yolu üzerinde bulunan petrol istasyonu varlığını sürdürüyordu.

Petrol istasyonuna gittik.  Burası Lice merkezden daha yüksek olduğundan rüzgâr efil efil esiyordu…

Petrol istasyonunun sahibi yaptığı çardağın gölgesine masa ve kürsü koymuş, oturuyordu. Masasına demlik ve çay bardakları yeni getirilmişti.

            Ben motosiklete benzin doldurturken, petrolün sahibi seslendi:

            — Mahmut Bey, Mehdi Dayı gelin oturalım. Çay içelim… Çay yeni geldi.

 

Mehdi Dayı ile beraber çardağın altına gittik… Selam verdikten sonra birer kürsü çekip oturduk. Kaçak çaydan yapılmış, tavşankanı dedikleri çayları doldurup verdiler.

Petrol istasyonunun sahibi Ramazan Bey, hoş sohbet bir adamdı. Bir saat kadar sohbet ettik. Mehdi Dayının can sıkıntısı uçup gitti.

            Ramazan Beyden müsaade istedik. Teşekkür ettik. Kalktık.

 

            Motosiklete bindik… Mehdi Dayıyı, ilçesi Kulp’a doğru beş altı kilometre götürürsem, neşesi tamamen yerine gelir diye düşündüm:

            — Mehdi Dayı Kulp’u özlemişsin. Gözünde tütüyordur… Seni Kulp’ doğru bir gezdireyim, memleket havası al. Kabul mü?

            — Kabul. Bana çok iyi gelir… Kulp’un kokusunu içime çekerim…

            Kulp yolunda beş yüz metre gitmiştik ki yolun solunda, ağaçların arasında askerleri gördük. Ellerinde akaryakıt dolu bidonlar, ağaçları tutuşturuyorlardı. Yakmaya yeni başladıkları belliydi. Yeni yeni duman ve alev yükseliyordu. 

            Mehdi Dayı:

            — Dönelim Mahmut Bey, dedi.

            Birden dönüş yaparsam, askerlerce yanlış anlaşılabilirdik… Dönüş yapmadım. Motosikletin hızını düşürerek biraz ilerledim…

Mehdi Dayıya espri olsun diye:

            — Dönmeyeceğim, dedim.

            Mehdi Dayı:

            — Dön babam dön. Gündüz gözüyle, göz göre göre ağaçları yakan, seni de yakar, beni de yakar…

            Geldiğimiz yola geri döndük. Askerlerin dikkatini çekmeden, motosiklete fazla gaz vermeden yavaş yavaş uzaklaşıyordum…

            Mehdi Dayı yine müdahale etti:

            — Gaz ver şuna, çabuk uzaklaşalım buradan.

            Mehdi Dayıya ikinci espriyi yaptım:

            — Mehdi Dayı, sen arkamda oturuyorsun. Kurşunları sen yiyeceksin. Senin vücudundan geçtikten sonra bana değse de öldürmez. Bu mesafeden mermi iki vücudu birden geçmez. Acelem yok. Korkum da yok. Ben seni kendime siper etmişim, dedim.

            Ben de tehlikeyi biliyordum. Motosiklete fazla gaz verilince çok ses çıkarıyordu. Onun için çok gaz vermek istemiyordum. Askerlerin dikkatini çekmek istemiyordum.

Onlar ağaçları tutuşturmak derdine düşmüşlerdi. Hedef olmak akıl kârı değildi…

            Yavaş yavaş oradan uzaklaştık.

Geride alevler ve dumanlar çoğalarak gökyüzüne doğru yükseliyordu.

 

YIL: 1992

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir