Kaymakamlık bir yazıyla bütün köy ve mahalle muhtarlarını, daire amirlerini toplantıya çağırdı. Toplantı yeri, belediye toplantı salonuydu.
Toplantı günü ben, kaymakam ve diğer daire amirleri hükümet binasından çıktık…
Hükümet binasının önünde bulunan belediyenin toplantı salonuna gittik…
Belediye başkanı Behçet Tektaş, konukları kapıda karşıladı.
Kendi odasına götürdü. Çay söyledi. Biz çay içerken Yüzbaşı geldi. Çaylar içildikten sonra birlikte toplantı salonuna geçildi.
İlk sözü kaymakam aldı:
— Hepiniz hoş geldiniz. Bu toplantıyı sizin sorunlarınızı dinlemek, daire amirlerimle birlikte çözmek için düzenledim. Söz alan her muhtar, kendi adını ve köyünün adını söylesin. Müdürler de kendileri ile ilgili konuları not alsınlar. Cevap vermek isteyenler, söz alarak bilgi versinler. Sorunlarınızı birlikte çözmeye çalışacağız. Şimdi sizi dinliyoruz.
Kaymakam oturdu. Karşısında oturan muhtarlara baktı.
İlk sözü duvar tarafında oturan bir muhtar aldı:
— Kaymakam bey, ben sizden okul, öğretmen, cami, su, yol, elektrik isteyemem. Askerler köyümüzü boşalttılar. Üç yıldır köye dönmek için dilekçe veriyoruz. Biz köyümüze dönmek istiyoruz. Diyarbakır’da perişan haldeyiz. Ekmek bulamıyoruz. İş yok. Ev kiralarını ödeyemiyoruz. Ne yapacağımızı şaşırdık. Köye dönmemize izin verin. Başka bir şey istemiyoruz.
Muhtarlardan söz alanların hepsi aynı sorunları dile getirdiler.
Yüzbaşı, her konuşan muhtara yiyecekmiş gibi bakıyordu. Diyarbakır’da perişan olan muhtarlar, yakaladıkları fırsatı değerlendirerek, yaşadıkları sıkıntılarını ilçenin kanunen en yetkili kişisi olan Kaymakama açıkça anlattılar.
Kaymakamdan umut ışığı beklediler…
Kaymakam, Yüzbaşıya dönerek:
— Muhtarları dinlediniz. Muhtarların taleplerine siz ne diyorsunuz?
Yüzbaşı ayağa kalktı.
Çok iyi tanıdığı muhtarlara küçümser bir edayla baktı:
—İsteyen köyüne dönebilir. Size daha önce de söyledim. Bir tek şartım var: Silah alacaksınız. Gönüllü korucu olacaksınız. Size para yardımı da yaparım. Bizimle birlikte savaşacaksınız. Bu gün silah alan köylüler, yarın köyüne dönebilir. Silah almayanlar köyüne dönemez. Anladınız mı?
Son sözleri çok sert söylemişti. Muhtarlara ters ters baktı. Yerine oturdu.
Yüzbaşıyı tanıyanlar iyi bilirler; sinirlenince pancar gibi kızarırdı. Yine yüzü kızarmıştı.
Ortalık birden sessizleşti. Sinek uçsa duyulur derler, öyle bir sessizlik vardı…
Bir süre sonra arka sıralarda oturan bir muhtar havaya elini kaldırdı… Söz istedi…
Kaymakam sessizliği bozdu:
— Buyurun muhtar.
Muhtar heyecanlı, titreyen bir sesle tane tane konuştu:
— Kaymakam bey, biz askerliğimizi çoktan yaptık. Lice’de korucuya ne gerek var… On binden fazla asker var. Bolu’dan, Mardin’den Urfa’dan sürekli asker geliyor. Her taraf asker dolmuş. Bizler koruculuğu kabul etmedik diye köylerimizi boşalttılar, yaktılar… Diyarbakır ve diğer illerde perişan olduk… Adı bile gönüllü koruculuk. Biz bu işe gönüllü değiliz. Zorlandık, yine kabul etmedik. Yüzbaşı, yıllardır bizi koruculuğa zorluyor. Artık bizi bu koruculuğa zorlamayın. Bizler doğduğumuz, büyüdüğümüz ata topraklarımıza dönmek istiyoruz. Sizden başka hiçbir şey istemiyoruz.
Heyecanlı olan muhtar, konuştukça açıldı… İçini döktükçe rahatladı… Herkese tercüman oldu. Yüzbaşının konuşmasından sonra bütün muhtarların moralleri bozulmuştu… Muhtarın bu konuşmayla bozulan moraller düzeldi.
Orta sıralarda başka bir muhtar el kaldırdı…
Kaymakam söz verdi:
— Kaymakam Bey bizim köyümüz, Hani ilçesi köyleri ile sınırdır. Hani ilçesine bağlı komşu köylerden bir tanesi bile boşaltılmadı. Yakılmadı. Hani ilçesi sınırındaki Lice’ye bağlı köyler ise yakıldı ve boşaltıldı. Bizim suçumuz köylerimizin Lice’ye bağlı olması mı? Buranın mülki amiri sizsiniz. Hepimiz perişan haldeyiz. Bizlerin köylerimize dönmesi size bağlıdır… Yıllardır haksız yere sürgün hayatı yaşıyoruz. Açlığa mahkûm edildik. Bu çilemiz bitsin.
Bu iki muhtarın çıkışı diğer muhtarları cesaretlendirdi. Onlar da benzer sorunlarını dile getirdiler.
Kaymakam, muhtarları dikkatli bir şekilde dinledi…
Biraz düşündü. Salondaki muhtarlara baktı:
— Yetkililerle görüşeceğim… Toplantı bitmiştir…
Toplantıda bulunan insanlar hayal kırıklığı içinde salondan çıktılar…
Muhtarlar dışarıda gruplar halinde kendi aralarında değerlendirme yaparak, yürüyorlardı…
Benim sol tarafımda yürüyen bu gruba istemeden kulak misafiri oldum.
Bir muhtarın şu sözlerini defterime not ettim:
— Kaymakam iyi niyetli bir insandır. Yeni geldiği için burada işlerin nasıl döndüğünü bilmiyor. Bize, köylerinize dönebilirsiniz deseydi, akşama kalmaz öldürürlerdi. PKK kaymakamı öldürdü diye Lice’nin kalan evlerini de yakarlardı.