ŞEYH SEİT VE MİRDESLER -1

MAZİYE YOLCULUKLAR – 157

ŞEYH SAİT VE MİRDESLER -1

13 Ocak 1945 günü Söke Kaymakamı Kazım Atakul karşısında oturan emekli Binbaşı Kasım’ı dinliyor:

“ 1924 yılında Atatürk Erzurum’a geldi. Halkın saygılarını sunmak için Muşlular ile birlikte Erzurum’a gitmiştim. Kabulden sonra Atatürk’le özel görüşme istedim. Kabul edildim. 9. kolordu komutanı Ali Sait Paşa ( Aybaytugan) hazırdı.”

Demek ki Kasım’ın ihaneti 1924 yılında başlıyor. 1924 yılı Ekim ayında Kasım hem Cibranlı Halit’i hem Yusuf Ziya ve Şeyh Sait’i Gazi Paşa’ya ihbar ediyor!

Gazi Paşa’da Ankara’ya döner dönmez emir vererek Cibranlı Halit ve Yusuf Ziya’yı tutuklatıyor. (1)

Sonradan Ataç soyadını alacak emekli Binbaşı Kasım kimdir?

Cevap: Kürt’tür… Cibran aşiretindendir… Miralay Cibranlı Halit Bey’in kaynıdır. Şey Sait’in bacanağıdır.

Emekli Binbaşı Kasım 1924’te kaynını ve bacanağını zararlı faaliyetlerde bulunuyor diye Mustafa Kemal’e ihbar ediyor.

Miralay Cibranlı Halit Bey ve milletvekili Yusuf Ziya tutuklanıp Bitlis cezaevine götürülüyorlar.

İki gün sonra Şeyh Sait ifadeye çağrılıyor. Hınıs adliyesinde ifade veriyor. İddiaları ret ediyor.

Şeyh Sait, Hınıs Kaymakamı Maksan Bey tarafından serbest bırakılır.

Şeyh Sait 13 Şubat 1925 günü Piran’da oturan kardeşi Abdurrahim’in evine gider. Yanında 200 – 300 atlı vardır.

Piran, o zaman Genç ilinin Eğil Bucağına bağlı bir köydür.

O günlerde Türkiye’nin her bölgesinde asker kaçakları vardır.

Birkaç asker kaçağı Piran’a gelir.

13 Şubat 1925 günü Jandarma Birliği Komutanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü yanındaki jandarmalarla köyü kuşatır.

Evin sarıldığını gören Şeyh Sait teğmenlere haber gönderir:

“ İstediğiniz adamlar benim yanımda. Şimdi bunları yakalarsanız benim şerefim ve haysiyetimi çiğnemiş olursunuz. Hükümetin kolu uzundur, bu suçluları istediği zaman yakalayabilir”. (2)

Bu yörede, tanımadığın insanlar bile evine sığınırlarsa, onları korumak ve teslim etmemek çok eski bir gelenektir.

Evine sığınanların peşindekiler jandarma, ağa, bey kim olursa olsun, teslim edilmez.

Evine sığınanları düşmanlarına teslim eden kişiler, “şerefsiz” sayılır…

Teğmenler, asker kaçaklarını almakta ısrar ederler.

Bu ısrar üzerine ev sahibi Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdurrahim devreye girer. Tartışırlar. Çatışırlar.

Uğur Mumcu, Şeyh Abdurrahim’in teğmenleri ve jandarmaları esir aldığını yazıyor.

Osman Sebri, Şeyh Abdurrahim’in teğmenleri ve jandarmaları vurduğunu yazıyor.

Baytar Nuri (Nuri Dersimi), Abdurrahim’in teğmenleri ve jandarmaları vurduğunu yazıyor.

Osman Sebri, Şeyh Sait’in önünde iki yol kaldığını söylüyor…

“Kardeşini, kırk – elli Zaza gencini ve askerleri devlete teslim etmek. Ya da kardeşini de alıp memleketi terk etmek…”

Miralay Cibranlı Halit Bey, Bitlis cezaevinden “memleketi terk edin” diye haber gönderir.

Hanili Salih Bey ile kardeşi Mistafa Bey Piran’a gelirler.

Salih Bey, Şeyh Sait’in çok değer verdiği bilgili bir dostudur.

Salih Bey, komşu aşiretlerle sorunlar yaşamakta, devletle işbirliği yapan aşiretlerden baskı görmektedir.

Bu psikoloji içindeki Salih Bey, Şeyh Sait’i ayaklanmaya ikna eder…

13 Şubat 1925 tarihinde, asker kaçakları yüzünden Şeyh Abdurrahim’in başlattığı olay, Salih Bey’in durumu, ayaklanmayı başlatır.

13 Şubat 1925 yılında ayaklanmayı başlatan Şeyh Sait, birlikte hareket ettiği bacanağı emekli Binbaşı Kasım ( Ataç) tarafından Muş’ta, Murat Çay’ı üzerindeki Abdurrahman Paşa köprüsünde tutuklanır.

Emekli Binbaşı Kasım, Söke kaymakamı Kazım Atakul’a Şeyh Sait’i nasıl yakaladığını şöyle anlatıyor:

“Fişek yatakta ve silah tetikteydi.

Meğer Şeyh Sait silahını göğsüme uzattığı zaman arkamdaki biraderim silahı ile Şeyh Sait’e nişan almış. İhtimal ki bu nedenle ateş edememişti.

Biz altı, onlar ise dört kişi. Hepimiz silahlıyız. Varto’ya gitmek için ne kadar ısrar ettiysem de para etmedi.

Sonunda fırka komutanına teskere yazdım:

“12. Fırka Komutanlığına

Şeyh Sait’i Abdurrahman Paşa köprüsünde tutukladım.

Küçük bir müfrezenin gönderilmesini arz ederim.

Emekli Binbaşı Kasım(3)

15 Nisan 1335 ( 1925)

Şeyh Sait ve arkadaşları Diyarbakır’da İstiklal Mahkemesinde yargılanırlar.

49 kişi için idam kararı verilir ve 49’u da idam edilir.

Onar yıl kürek cezasına çarptırılanlar da var.

Şeyh Sait’i ihbar eden, birlikte hareket eden ve tutuklayıp teslim eden bacanağı Kasım bir Kürt’tür.

Şeyh Sait’i yargılayıp idama mahkûm eden İstiklal mahkemesi üyesi Emin Efendi’nin oğlu Urfa milletvekili Kerküklü Ali Saip Bey de bir Kürt’tür.

Gawesti Mirdesleri reisi Şükrü Ağa ve kardeşi Nuri Ağa, Şeyh Sait ayaklanması sonrası Diyarbakır’da asıldılar.

Şükrü Ağa ve Nuri Ağa’nın Şeyh Sait ile ilişkileri var mıydı?

Kâhta ve köylerinde bu konuyla ilgili değişik söylentilerin doğruluk payı nedir?

Elimde Şükrü ve Nuri ağaların yeğeni, o günleri yaşamış ve yazmış Osman Sebri’nin tanıklığı var:

“Hatıralarım Osman Sebri”

Elimde bu konuda yazılı başka kaynak yok. O günleri yaşamış tanıdığım da yok.

Aradan 87 yıl geçmiş. Olayın tanıklarından yaşayan varsa en az yüz yaşında olmalıdır.

Osman Sebri’nin anlattıklarını size aktarmak istiyorum…

Şükrü Ağa, Şeyh Sait ayaklanmasını duyunca konu üzerinde düşünür. Düşüncelerini aşiretinden güvendiği akrabalarına açmaya karar verir.

Kardeşi Nuri Ağa’ya, yeğenleri Osman Sebri ve Necmeddin’e mektup yazar; Ariğ (Bozpınar) köyünde toplantıya çağırır.

Kardeşi Nuri Ağa, yeğenleri Osman Sebri ve Necmeddin Ariğ köyüne gelirler. Toplantı başlar…

Aşiretin reisi Şükrü Ağa:

— Şeyh Sait memleketi kurtarmak için isyan başlatmıştır. Kürdistan’ı bağımsızlığa kavuşturmak istiyormuş. Şayet başaramazsa çok kan dökülecek, her yer harap olacak. Böyle bir durumda boş durmamız olmaz. Ne dersiniz?”

Necmedin:

— Bu konular bizim pek anlayamadığımız şeyler. Mesela isyan ve isyan başlatanlar hakkında hiçbir bilgimiz yok. Böyle olunca da biz pek bir şey söyleyemiyoruz. Sen nasıl uygun görürsen öyle yap, yanındayız. (4)

Nuri Ağa ve Osman Sebri baş hareketleriyle Necmeddin’i onaylarlar.

Şükrü ağa kararını açıklar. Bir mektup üç telgraf yazar…

1 – Şeyh Sait’e mektup yazar: “Senden yanayız. Siverek’i aldığın zaman aşiretimle size katılacağız.

2 – Mustafa Kemal’e telgraf yazar: Senden yanayız. “Şeyh Sait’in adamları yakınlarımıza kadar geldi. Onlara karşı kendimizi savunabilmek için milis alayları oluşturmamıza müsaade edin.

3 – Başbakan Fethi Okyar’a aynı içerikte telgraf yazar.

4 – Üçüncü telgrafı Ankara’da olan, Mustafa Kemal’in milletvekili yaptığı kayınbabası Hacı Bedir Ağa’ya yazar. Milis alayları kurması için desteğini ister.

Mektup, o gece Molla Abdurrezak aracılığı ile Şeyh Sait’e gönderilir.

Güvendiği bir adamı atına biner, üç telgrafı Kâhta’ya götürür. Ankara’ya gönderir.

Bölgede fazla askeri olmayan Mustafa Kemal, ayaklanan Kürt aşiretlerine karşı, rakip Kürt aşiretlerini savaştırmaktadır.

Üç gün içinde Gawesti Mirdesleri reisi Şükrü Ağa’ya Ankara’dan beklediği cevap gelir:

“ Teşekkür ederiz.”

“Milislerinizi toplayın. Milislerin ve onları yönetecek komutanların isimlerini bize bildirin.”

Şükrü Ağa’nın silah tutacak adamı çoktur. Yalnız 480 milis adı yazar. Komutan olarak kendisini ve Osman Sebri’nin adını yazar. Ankara’ya gönderir.

Şeyh Sait ayaklanması, kendi yanlışlıkları ve devletle işbirliği içindeki aşiretlerin gücüyle yenilgiye uğrar…

Osman Sebri Siverek yakınlarında Karabahçe’deki çatışmayı şöyle anlatıyor:

O sıralar devletin, isyanı durduracak kadar büyük bir askeri gücü yoktu. Bu sebeple işbirlikçi ağaların yardımına kalmışlardı. Devlete dost olabilmek adına her şeylerini feda eden ağaların… Mihemed Emîn, Evdilqadirê Dirê’î ve Haco Axa[1] adamlarıyla birlikte Karabahçe köyü yakınlarında Şêx Seîd’in adamlarıyla çatışıp onları yenilgiye uğrattılar.

İsyan’ın öncüleri Siverek yakınlarındaki Karabahçe’de yenilince dağılmaya başladılar. Oysa biz hazırlıklarımızı yapmış, onlara katılmak için yöremize gelmelerini bekliyorduk.” (5)

Osman Sebri, bu bölümün altına şu notu yazmış:

“1930 yılında Evdilqadirê Dirê’î ile beraberdim. Kâtipliğini yapan Mihemed, Şeyh Said’in kuvvetlerini yendikleri Karabahçe çatışmasını anlatırken Dirê’î’nin, oğlu Çaçan’ı bile o çarpışmaya soktuğunu söyledi. Yaklaşık bir yıl sonra Çaçan’la karşılaştığımda bunu kendisine sordum; inkâr etmedi. Daha sonra Haco Axa, o vakayı anlatırken isyanın amacını bilmediklerinden devletin yanında yer aldıklarını söylüyordu.”

“Ünlü Kürt müzisyen Cıwan Haco, adı geçen Haco Axa’nın ailesindendir. (Ç.N)”

 

Mirdes aşiretinin Pütürge’deki düşmanları, isyancıların yenilgiye uğramasından sonra fırsatı kaçırmazlar. Yöredeki yöneticilerin yardımıyla Şükrü Ağa ve milislerin Şeyh Sait isyanına katılmak için hazırlandıklarını Ankara’ya şikâyet ederler.

Mirdes aşireti kendilerini şikâyet eden aşiretlere saldırırlar. Bu aşiretlere büyük zayiat verirler…

Karşı aşiretlerin reisleri çoluk çocuklarını alarak kaçarlar…

NOTLAR:

1 – Uğur Mumcu: Kürt İslam Ayaklanması 1919–1925 (Sayfa:111)

2 – Uğur Mumcu: Kürt İslam Ayaklanması 1919–1925 (Sayfa: 68)

3 – Uğur Mumcu: Kürt İslam Ayaklanması 1919–1925 (Sayfa: 109)

4 – Hatıralarım Osman Sebri : (Sayfa: 8)

5 – Hatıralarım Osman Sebri : (Sayfa: 25–26)



Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir