MAZİYE YOLCULUKLAR – 161
OSMAN SEBRİ VE XOYBUN–1
Osman Sebri hakkında aşağıdaki başlıklarla yazılar yazdım:
MİRDES AŞİRETİ VE OSMAN SEBRİ
ŞEYH SAİT VE MİRDESLER 1–2
OSMAN SEBRİ VE PAŞA OĞLU BEDİR 1–2
Yukarıdaki yazılarda Osman Sebri’nin aşiretini, Türkiye’deki hayatını, tanıklıklarını ve yaptıklarını kendi hatıralarından size aktardım…
Bu yazıda Suriye’ye geçtikten sonra 1930 yıllarına kadar yaşadıklarını kendi kaleminden size aktaracağım.
Hatıralarının ikinci bölümünü, teslim ettiği arkadaşları “kayıp ettik” diyerek kendisine vermemişler…
Xoybun üyelerine ağır eleştirilerin olduğu tahmin edilen ikinci bölüm yayınlansaydı, efsaneleştirilen kahramanların çoğunun birer katil, birer hırsız, Kürtlerin sırtlarındaki gözü doymaz asalaklar olduklarını öğrenirdik…
Bu aşiretlerin geçmişini araştıranlar bilirler ki; Osmanlı döneminde, kendilerinden güçsüz Kürtlere, Türklere ve gayrimüslimlere Mezopotamya’yı cehenneme çevirmişlerdir…
İnsanların mallarını gasp etmiş, kadınlara ve kızlara tecavüz etmiş, acımasızca kadın-erkek, çoluk çocuk öldürmüş aşiret reisleri ve çocukları bazı kalemler tarafından bize kahramanlar olarak sunulmaktadırlar…
Dünya’nın bütün deterjan fabrikaları sürekli üretim yapsalar, bazı aşiretlerin günahlarını temizleyemezler…
Osman Sebri, bazılarının yüzündeki maskeleri kaldırıyor…
Bu aşiretlerin hiç birinin Kürtleri kurtarma niyeti ve özlemi yoktur…
Bir tek özlemleri vardır: Abdülhamit döneminde “Hamidiye Paşaları” olarak kazandıkları güçlerine geri kavuşmaktır…
Zulme, baskıya, yağmaya devam etmektir…
Kendi halkına, komşu halklara zulüm edenler kahraman değil, katil ve soyguncudurlar…
Osman Sebri, o günlerde yaşananlar bilinerek okunursa, daha iyi anlaşılır…
O günlerde Suriye Fransızların işgali altındadır.
Osman Sebri’yi dinleyelim:
“Suriye sınırına varınca ilk işim Şahin Beg’in oğullarını görmek oldu. Kendilerine bütün hikâyemi anlattım. Şahin Beg’in oğlu Bozan Beg: “Fransız müsteşarına yalnız gitme. Ben sana eşlik eder, bizimle olduğunu kendisine söylerim.” dedi. Bir hafta boyunca Bozan Beg’in beni müsteşara götürmesini bekledim. Onun bir türlü harekete geçmediğini gördüğümde müsteşara tek başıma gittim.
O gün 4 Ocak 1930’du. Adam, beni büyük bir mutlulukla karşıladı. İlk sözü:
“Bir haftadır Suriye’de olduğun halde neden daha erken gelmedin?” oldu.
“Bozan Beg’le gelecektik. O gecikince tek başıma geldim.”
“İsmet Paşa’nın ailene bir düşmanlığı var mı?”
“Hayır; ama düşmanlarımızla arası iyidir.”
“Doğrudur. Kendisi diplomatik yollarla Fransız hükümetinden iade edilmeni istiyor. Bir cinayet işlediğin için gönderilmen gerektiğini söylüyor. Fransız ve Türk hükümetleri arasında hırsızlık ve cinayet gibi adî suçlar yüzünden sınırı geçenlerin teslim edileceğine dair anlaşma var. Paşa’nın amacı seni bu cinayetle suçlu gösterip iade ettirmek. Ancak biz seni siyasi sığınmacı olarak kabul ediyoruz. Halep’teki delegeden tarafımıza bu yönde bilgilendirme yapıldı.” (Hatıralarım Osman Sebri S.126)
Osman Sebri, Fransız müsteşarla görüştükten sonra şunları yazmış:
“O günden sonra Şahin Beg ailesinden küçük büyük herkes, bana daha fazla kıymet vermeye başladı.” (Hatıralarım Osman Sebri S.127)
Osman Sebri, bu görüşmeden otuz-kırk gün sonra Şahin Bey’in evinde Celadet Bedirxan ile tanışır.
Osman Sebri’yi dinleyelim:
Birkaç defa Celadet’le konuştuk. Her görüşmemizde, halkım için mücadele etmek amacıyla Suriye’de olduğumu dile getirdim. Xoybun Partisi’ne üye olmak istediğimi söyledim bir gün. Bu talebimi mutlulukla kabul etti:
“Bugünden sonra sen de Xoybun’un bir üyesisin.” dedi. (Hatıralarım Osman Sebri S.127)
Osman Sebri Xoybun’un üyesi olurken, Kürt tarihi hakkında bilinçsiz olduğunu belirtir…
Bir örgüte yeni girenler, kendilerini ispatlamak için her göreve heyecanla koşarlar…
Aynı heyecanı Osman Sebri’de de görüyoruz.
Celadet Bedirxan ile aralarında şu konuşma geçer:
Celadet bana sordu:
“Seni sınırdan içeriye göndersek, orada faaliyet gösterebilir misin?”
“Evet, mücadele için buradayım.”
“Ne tür çalışmalar gelir elinden?”
“Ne olursa. Başkalarının yapamayacağı her işi yapmaya hazırım. Herhangi bir üyeye verdiğiniz görevlerden daha fazlasını verin bana.”
“Dersim’e gitmeni istesek gidebilir misin?”
“Hiç tereddüt etmeden giderim. Ölüme bile gönderebilirsiniz beni. Tek dileğim görevsiz kalmamak.” . (Hatıralarım Osman Sebri S.128)
Celadet Bedirxan, Osman Sebri’yi Dersim’e niye göndermek istiyor?
Amerika’da çok sayıda Dersimli Kürt var. Bu Kürtlerden maddi destek almak istiyor.
Celadet Bedirxan, kardeşi Süreyya Bedirxan’ı Amerika’ya göndermiş.
Süreyya Bedirxan aşiret liderinin oğludur… Bir ağa çocuğudur. Ağa gibi davranır; lüks bir otele gider. Oradaki Kürtlerin ayağına gelmesini, bol para vermesini bekler. Kimse ayağına gitmez ve para vermez…
Süreyya Bedirxan, Amerikan’dan eli boş, masraflarını gösteren yüklü faturalarla döner… Xoybun faturaları öder…
Celadet Bedirxan, Dersim’de bulunan Seyit Rıza’ya mektup göndererek, Amerika’daki Dersimlilerden maddi yardım almak için desteğini almak istiyor…
Celadet Bedirxan ile Osman Sebri arasında şu konuşma geçer:
“Dersim’e gidip dönebilmeniz için kaç silah ve ne kadar paraya ihtiyacınız var?”
“Para gerekmez. Silahlarımızsa yeterlidir. Sadece bin kadar mermi bulabilirseniz iyi olur.”
“Mermileri çok rahat tedarik ederiz. Buradan gittiğimde sana mermi, para ve götüreceğin mektupları gönderirim. Güzel haberlerle dönmeni bekliyorum. Göndereceklerimi Bozan Beg sana iletir. Dönüşte getirdiğin mektupları, yolların durumu ve memleketin ahvali hakkında yazacağın bir raporla birlikte ona verirsin. Xoybun’un buradaki temsilcisidir o.” (Hatıralarım Osman Sebri S.129)
Osman Sebri, iki aydan fazla mermi, para ve götüreceği mektupları bekler.
10 Mart’ta Bozan Beg, Osman Sebri’yi çağırır:
“Celadet şunları sana gönderdi. Yola ne zaman çıkacaksın?”
Gönderdikleri üç mektup ve yaklaşık iki bin bildiriydi. Bozan Beg’e sordum:
“Bize mermi ve para da göndereceğini söylemişti?”
“Bana öyle bir şeyden bahsetmedi.”
Burada çok önemli bir konuyu belirtmek gerekir. Bozan Beg’in Habeş İsmail isminde bir kâtibi var. Kâtip Habeş İsmail, Bozan Beg’in evinde yaşanan her olayı Fransız ve Türk istihbaratına rapor eden çift taraflı bir ajandır…
Bozan Beg, daha önce belediye başkanlığı yapmış.
Başkanlığı sırasında birçok yolsuzluk yapmış.
Habeş İsmail, Bozan Beg’in tüm yolsuzluklarını biliyormuş. Sırlarını ortaya döker diye Bozan Beg, kâtip Habeş’ten çekiniyormuş…
Osman Sebri, eşini getirmek istediğini söyleyerek Fransız subaydan izin alır. Verilen görevi yerine getirmek için 15 Mart’ta yola çıkar.
Kâtip Habeş İsmail, Fransız ve Türk istihbaratına Osman Sebri’nin görevini, nereye gittiğini, kaç kişi olduklarını, hangi yolu izleyeceğini rapor eder.
Osman Sebri, Malatya sınırına büyük tehlikeler atlatarak kavuşur…
Verilen iki bin bildiriyi dağıtırken gittiği yolu peşindeki jandarmalara belli etmiş olur…
Çözüm olarak arkadaşlarını orada bırakır, Kâhta dağlarına tek başına döner…
Bir bahar günü aşiretinin oturduğu Mirdes dağlarında, yoldaşlarını Suriye’ye gönderir.
Tek başına Dersim yollarına düşer…
Köy köy gezip Xan Beg’in oğlu Sılo Beg’in İzolê Bendê [Malatya’nın Kale ilçesi civarındaki İzol aşireti]’deki evine varır…
Sılo Beg firarken Mirdesanların arasına gelmiş, Osman Sebri kendisini kırk gün ağırlamıştır…
Osman Sebri bu evde soğuk karşılanır. Ağırlanmak istemez.
Osman Sebri uykusuz olduğunu söyleyerek serdirdiği yatağa yatar.
Sabah kahvaltısından sonra Kız kaçırma yüzünden kavga eden iki köyden dönen jandarmaları gören Sılo Beg telaşlanır. Tartışırlar.
Sılo Beg Osman Sebri’yi evden kovar.
Osman Sebri tüfeğini ve getirdiği mektupları Sılo Beg’den ister… Tüfeğini verirler. Mektupları duvar boşluğuna attıklarını, çıkarmaya zaman olmadığını, akşam gelip mektupları almasını söylerler…
Osman Sebri evden çıkar. Köyün dışında bir kayalıkta akşama kadar saklanır…
Osman Sebri’yi dinleyelim:
“Karanlık çökene kadar saklanmaya devam ettim. Derken, Sılo Beg’in bir adamı elinde ekmek ve suyla çıkageldi. Sılo Beg’i sordum. “Senden sonra o da evden çıktı. Malatya’ya gidecekti.” Mektubu sordum, “Hanımı korkudan yaktı.” dedi.”
“Kolum kanadım kırılmıştı. Mektubu yakacaklarına beni öldürselerdi keşke… Suriye’den çıkalı kırk gün olmuştu. Bu kadar cefa çekmemin yegâne amacı Dersim’de Seyid Rıza’ya vereceğim o mektuptu. Hedefime, Dersim dağlarına bu kadar yakınlaşmışken mektubun yakılması tüm emeğimi boşa çıkarmıştı. Oysa Fırat’ı geçip bir gece yol aldıktan sonra Dersim’de olacaktım. Sılo Beg elime geçse kıtır kıtır kesecektim. Bu yaptıklarıyla o beni öldürmüştü artık.” (Hatıralarım Osman Sebri S.136–137)
Osman Sebri, çaresiz aşiretine döner.
Eşinin doğumu ve iyileşmesi iki ay zaman alacak.
Baskı altındaki aşiretinin yanında iki ay kalması tehlikeli olduğundan, Fırat’ı yüzerek Suriye’ye döner…
15 gün sonra Fransız müsteşarı kendisini çağırır.
Bozan Beg, içki masasında Osman Sebri’nin Dersim’e görevli gittiğini müsteşara anlatmış:
“Söz vermene rağmen benden habersiz Dersim’e gitmeye kalktın. Bu hareketin Türkiye’de bir hayli yankı yaptı. Başımız çok ağrıdı.” (Hatıralarım Osman Sebri S.141)
Osman Sebri, Rakka’ya sürgün edilir…
Urfalı Süryani bir berberin yardımı ile bir oda kiralar…
Rakka’da yaşamaya başlar…