Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden çıktım. Şehir içi dolmuşlarla Dağkapı’ya gittim. Dağkapı’dan Lice dolmuş durağının bulunduğu Urfakapı’ya kadar yürüdüm…
Biletimi aldıktan sonra az aşağısında bulunan sebze haline indim… Sebze ve meyve ihtiyacımızı aldım.
Dolmuş durağına gelince, yolcular dolmuşa biniyordu. Dolmuşa bindim. Aldığım gazeteyi okumaya başladım.
Şoför dolmuştaki yolcuları saydı. “Tamam” diyerek yerine geçti…
Dolmuş, kalabalık caddelerden geçerek Seyrantepe semtine geldi… İki yolcu dolmuşu bekliyormuş. Şoför onları dolmuşa aldı. Lice’ye doğru yola devam etti…
Genç şoför, kasetçalara koyduğu kasetin sesini iyice açtı… Bütün yolcular sessizlik içinde yürek parçalayan ezgileri dinliyorlardı.
Lice’den Diyarbakır’a yol uzun sürer… Tehlikelidir… Ölüm davetsiz konuktur… Her an ecel kapıyı çalabilir…
Bir çatışmanın ortasında kalabilirsiniz. Çatışmada arkadaşlarını kaybeden askerler, o acı içinde sizi tarayabilirler…
Arkadaşlarını vuranlar Kürt’tür. Dolmuş yolcuları da Kürt’tür…
Bazen o dolmuşa binen Türkler de kurşunlara hedef olabiliyor… Bir Kürt’le evli Kayserili gelin, Duru karakolu önünde taranan dolmuşta kurşun yerdi… Vefat etti…
Cesedi Lice sağlık ocağına götürülmüş…
Ben ve eşim oğlumuzu Diyarbakır’a hastaneye götürmüştük… Aynı dolmuşla geri dönecektik. Bilet de almıştık… Doktor son anda çıkış yapmaktan vaz geçti… Bir gece daha hastanede kalmamızı istedi. Kaldık.
Bizim döneceğimizi bilen öğretmen arkadaşlar, ölenlerden birinin Türk bayan olduğunu duyunca eşim sanmışlar… Sağlık ocağına koşmuşlar… Kayserili genç bayan olduğunu öğrenmişler…
Dolmuşta Lice’ye doğru yol alırken, aklımda Kayserili genç gelin vardı… Ölüm yolculuğuna çıkmış gibi gelmiş geçmiş ömrün muhasebesini yapıyordum… Dalmıştım…
Şoför kasetçaların sesini kapattı. Neler oluyor diye baktığımda, ilk gümrük kapısı sayılan Mermer jandarma karakoluna yaklaştığımızı gördüm. Toparlandım…
Lice’ye kadar dört yerde arama yapılır… Lice girişinde de bazen polisler durur… O zaman yolda arama sayısı beşe çıkar…
Nüfus kimliğimize o kadar çok bakılır ki bakılacak hali kalmadı. Yıprandı…
Dolmuş karakolun önünde durduruldu. Jandarmalar dolmuşun etrafını sardı. Yüzü güneşte yanmış, zayıf, kısa boylu bir jandarma dolmuşun kapısını açtı.
Belki hayatında ilk defa emir verecek insan bulmuştu…
Bir komutan gibi bağırdı:
— Araç in!
Yolcular araçtan inmeye başlar başlamaz tekrar bağırdı:
— Sıra ol!
Yolcular sıra olmaya başladı. Uzun boylu, esmerin esmeri bir uzman çavuş, ilk başta duran köylünün kimliğini eline aldı. Soru sormaya başladı:
— Adın?
— Aziz.
— Soyadın?
— Kaya.
— Baba adı?
— İsmet.
— Anne adı?
— Feride.
— Doğum tarihi?
— 1942
— Doğum yeri?
— Lice Yıldız mezrası.
— Cilt no?
Köylü cevap veremedi. İlk tokadı yedi…
— Sayfa no?
Köylü cevap veremedi. İkinci tokadı yedi…
— Sıra no?
Köylü cevap veremedi. Üçüncü tokadı yedi…
Uzman çavuş bağırdı:
— Cevap versene lan.
Ben de cilt, sayfa ve sıra numaramı bilmiyordum.
Doğru dürüst Türkçe bilmeyen, ilk başta duran ve çoğu yolcunun sorgulanırken adını öğrendiği Aziz Kaya, cilt ve sayfa numarasını bilmediği için suratına iki tokat daha yedi.
Aziz Kaya’nın kimliğine bakarak, Aziz Kaya’ya soru soruyordu.
Bu uzman çavuşun adam dövmek için bahane arayan biri olduğunu bütün Liceliler biliyorlardı. Meşhur olmuştu. Namı her tarafa yayılmıştı… Mermer Karakolundan geçerken, o saatte bu uzman çavuşun görevli olmaması için dua edenleri bilirim…
Diğer uzman çavuşlar bunun yaptığını yapmazlardı…
Her yolcu nasibini aldı… Sıra bana gelince, soru sormadan bir yolcu benim öğretmen olduğumu söyledi…
Adam dövme, sövme, hakaret etme uzmanı çavuş, beni kimlik sınavına tabi tutmadı… Bağışladı.
Uzman çavuşun kimliğini elime alıp cilt, sayfa ve sıra numarasını sormak isterdim…
Bilmediğinden emindim…
Arama ve kimlik sorgusu bitti:
“araç in” diye bağıran genç jandarma tekrar bağırdı:
— Araç bin!
Bir oh çektim… Bütün suratlar asıktı.
Diyarbakır çıkışında Karaçalı polis noktasında aranmadık…
Mermer jandarma karakolunda yani ikinci gümrük kapısından yukarıda anlattıklarımı yaşadık… Araç geçti…
Üçüncü gümrük kapısı Karas (Kocaköy), dördüncü gümrük kapısı Duru jandarma karakolu, son kapı Lice girişindeki polis noktasıdır…
Maraş Göksunlu kayınpederim bir kez ziyaretimize geldi.
Yetmiş yaşına yaklaşmış adam, Mermer karakolunda iki saat bekletilmişti… Kürtçe bilip bilmediğini sormuşlardı… Kürtçe bilmediğini söylemişti… “Lice’de ne işin var” diye azarlamışlardı…
— Eniştem, kızım ve torunlarımı görmeye geldim, demişti.
Yetmiş yaşına yaklaşmış adam, iki saat bekletilmekten kurtulamamıştı…
Lice’de beş yıl kaldım. Bir daha ziyaretime gelmedi…
Kendini imparator gören puslu ortamın kahramanı bir uzman yüzünden, yalnızlığı iliklerimizde his ettiğimiz Lice’de ziyaretçisiz kaldık…