ASTSUBAY

 

 

            İkindi vakti Lice’nin en çok iş yapan marketlerin birinde, iki polis arkadaşla oturuyoruz…

            Bu markette en çok asker, polis, öğretmen ve memurlar alışveriş ederler…

                   Müşteriler için bir masa ve kürsüler konmuştu…

                   Alışverişe gittiğimizde bu kürsülerde oturur, sohbet ederdik…

            Gurbette yalnızlığı, can sıkıntısını attığımız mekânlardan biriydi…

            Market sahipleri cana yakın hoş sohbet insanlardı… Efendi, dürüst esnaflardı…

 

            Bir astsubay büyük bir hışımla içeri girdi:

            —Nerede o yanınızda çalışan çocuk!

            Market sahibi:

            — Bir yere kadar gönderdim. Ne yapacaksın çocuğu?

            —Geberteceğim!  Cezaevine, çalıştığım yere nasıl gelir? Beni nasıl sorar? Gelirse borcunu getirsin, der?       

            — Çocuğun ne suçu var? Onu ben gönderdim! Beş aydır paramı getirmedin.

            — Size borcum yok! Var da yok! Vermiyorum!  İstediğini yap! İstediğin yere git! İstediğin yere şikâyet et! Anladın mı?

     Benim paramı yiyemezsin! Ben sana mal verdim! Kötülük mü yaptım?

 

            Astsubay kendisiyle birlikte getirdiği, dışarıda ellerinde uzun namlulu silahlarla bekleyen üç jandarmaya baktı.

            Bağırarak tehditlerini sürdürdü:

            — Mal verdin! Aldım! Afiyetle yedim! Parasını da vermiyorum! Kafamı bozarsan işyerini de yakarım! Seni de kurşuna dizerim! Faili meçhule gidersin.

            Market sahibi sarardı. Sinirinden titredi. Bir astsubaya baktı, bir dışarıda namlularını markete çevirmiş üç askere baktı…

 

            Markette bulunan, birlikte çay içtiğimiz iki genç polis, bardaklarındaki çayı yarım bırakarak dışarı çıktılar. Hakarete tahammül edemediler…

            Ben evime aldığım eşyalara bıraktım… Sinirden ellerim titremeye başladı… Dişlerimi sıkarken, gözümden akan yaşlar gözükmesin diye büyük market buzdolabının arkasına geçtim…

            Raflardaki mallara bakıyormuş gibi yaparak sırtımı astsubaya döndüm.

 

            Astsubay tekrar tehditlere başladı:

            — Bir daha çocuk gönderirsen, orada beynine sıkarım. Açık söylüyorum. Sana para vermeyeceğim. Var mı itirazın?

            Hırsla elini masaya vurdu…

            Market sahibinin gözlerine baktı.

            Market sahibi zor çıkan bir sesle:

     Tamam, dedi.

 

            Astsubay tekrar başladı:

            — Lice üç kere yakılmış. Lice’yi tümden yakacaksın. Bir canlı bırakmayacaksın. Hepsini geberteceksin. O gün de yakında gelecek. Bak sana göstereceğim. Bütün Licelilere göstereceğim. Çoluk çocuk hepinizi yakacağım. Anladın mı? Ot bile yeşermeyecek bu topraklarda, kuş bile uçmayacak…

            Astsubay, geldiği gibi bir hışımla çekti gitti…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir