LİCE’DE İLK GECE

 

 

            Küçük kapısının üzerinde “Kozatlar Oteli” yazan binaya girdiğimde bir genç beni karşıladı. Ayaküstü sohbetten sonra kalacağım odayı gösterdi.

Otelde bir sessizlik vardı.

Merakla sordum:

— Benden başka müşteriniz yok mu?

— Bankada çalışan bir memur var. Ev tutmamış. Devamlı otelde kalıyor…

 

            Balkona çıktım. İki katlı otelin balkonundan, yeni meskenim Lice’ye bakıyordum.

Otelin üst kısmında hükümet konağı, PTT binası, emniyet amirliği vardı. Bu caddede bulunan işyerleri de kapalıydı. Çarşıda tek tük insanlar geçiyordu.

Güneş yavaş yavaş batmaya başladı. Karanlık çökerken beynimdeki soruların

yanıtını bulmaya çalışıyordum…

Banka memurunun sesi geldi:

— Hemşerim, bu saatten sonra balkon tehlikelidir. İçeri geç.

            Odama geçerken, banka memuru yine seslendi:

            — Orası da tehlikeli, buraya gel.

            Dar koridorda kapı ve pencerelerden uzak, duvara yapıştırılmış Diyarbakır işi kürsüye oturmuştu. Önünde küçük bir masa vardı.

Selam verdikten sonra, banka memurunun karşısındaki boş kürsüye oturdum.  

 

Otelde çalışan genç geldi. Masanın üstüne bir gazete serdi. Evden getirdiği sıcak tandır ekmeğini, peyniri, domatesi, biberi masanın üstüne koydu. Bir kavun getirdi. Kavunu büyük bir tabağa dilimledi.

Üç kişi birlikte getirilen yiyecekleri yemeğe başladık.

Yol yorgunuydum. Açtım. Fırınlar, lokantalar kapalıydı. Kapısını çalacak akrabam, tanıdığım yoktu… Böyle bir durumda, genç otelcinin yaptığı bu iyiliği hiç unutamam.

Otelde yediklerimin tadını, değerini ölene kadar bileceğim…

 

Yemekten sonra genç otel çalışanı gitti. Banka memuruyla yalnız kaldım. Banka memuru önce kendini tanıttı:

            — Burada bir tek banka var. Ziraat Bankası. Ben Ziraat Bankasında memur olarak çalışıyorum. Bingöl iline bağlı Genç ilçesi nüfusuna kayıtlıyım. Orada oturuyorum. İki yıldır Lice’de görev yapıyorum. Genç buraya yakın. Cuma günleri evime gidiyorum. Pazartesi günleri sabah erkenden dönüyorum.

— Sen ne iş yapıyorsun?

            — Ben öğretmenim. Afyon’da çalışıyordum. Rotasyondan dolayı Diyarbakır’a geldim. Beni Lice’ye verdiler. Göreve başlayacağım. Ev tutacağım. Gidip ev eşyalarımı getireceğim. Tatilimiz bitmeden bu işleri bitirmem gerekir.

Banka memurunun yüzünün rengi değişti. Gözlerime baktı. Bir süre sessizce bekledi. Bana acır bir hali vardı.

Anlatayım mı, anlatmayayım mı ikileminde olduğu her halinden anlaşılıyordu. Meraklanmaya başladım. Uzun bir süre sessizce bekledi.

Banka memurunun konuşmasını sabırla bekledim.

Banka memuru yavaş yavaş konuşmaya başladı:

— Sen buraları bilmiyorsun. Burada yaşamadın. Ben sana acıdığım için seni uyarıyorum. Ne ev tut, ne de buraya gel. Ben de tayinimi çıkarmaya çalışıyorum.  Burada yaşanmaz. Gecenin karanlığı çöktü mü, kurşunlar yağmur gibi yağmaya başlar. Nereden geldiğini, kimlerin attığını bilemezsin… Onun için iki yıldır çocuklarımı getirmedim. Tarama başlayınca karyoladan iner, yere battaniyeyi serer, üzerine uzanırım. Silah sesleri kesilmeden başımı kaldırmam. Bazen iki saat sürer, bazen sabahlara kadar devam eder. Sabah otelin duvarına bak, mermi izlerini gözlerinle görürsün. Evlere bak, işyerlerine bak, nereye bakarsan bak her yerde mermi izlerini görürsün. Dünyanın bütün mermi fabrikaları sanki Lice için özel üretim yapıyorlar…

Ben, Genç ilçesine gidip geliyorum. Yollar çok daha tehlikelidir. İki defa ölümden döndüm. Bir defa Genç’ten gelirken tam çatışmanın ortasına düştüm. Sabahın erken saatleriydi. Mesaiye yetişmek için erkenden yola çıkmıştım. Kamyonla geliyordum. Çatışmadan haberimiz yoktu. Silah seslerini duymamızla kamyonun isabet alması bir oldu. İki mermi burnumuzu sıyırdı, geçti. Şoför durdu. Hemen kamyondan atladık. Tekerlerin arkasına saklandık. Korkudan titriyoruz. Elimi burnuma atıyorum. Mermi değmiş mi, kan var mı diye.

Biri bağırdı:

            — Teslim olun! Teslim olun! Yoksa öleceksiniz.

            Sesin geldiği tarafa doğru sesim çıktığı kadar bağırdım:

            — Bizden ne istiyorsunuz! Bizden ne istiyorsunuz!

            Aynı yönden ses bir daha geldi:

            — Sana teslim ol, demiyoruz. Askerlere sesleniyoruz. İki dakika ateşi kesiyoruz. Binin kamyonunuza gidin.

            Kamyona nasıl bindik. Lice’ye nasıl geldik. Ölümden nasıl kurtulduk, hala inanamıyorum.

O çatışmada beş askerin vurulduğunu birkaç gün sonra öğrendik. Ben oradan her geçtiğimde farkına varmadan elimi burnuma götürüyorum. Burnum yerinde mi diye.

 

            Sana o yolda başımdan geçen bir olayı daha anlatayım Öğretmen Bey.  Kararını öyle ver:

— Başka bir gün, yine Genç’ten Lice’ye geliyorum. Takside dört kişiyiz. Yavaş ve dikkatli geliyoruz. Bu yolda kimin nerede ve ne zaman kimlik kontrolü yapacağı belli olmaz. Çatışmalar eksik olmaz… Bir daha çatışmanın ortasına düşmeyelim diye hep yavaş geliyoruz. Birden karşıda yanan bir askeri araç gördük. Silah sesleri duymaya başladık. Bizim taksinin şoförü birden ani dönüş yaptı. Gaza bastı. Arkamızdan mermi yağdırdılar. Hangi tarafın mermi sıktığını bilmiyorum. İsabet ettiremediler. Canımızı zor kurtardık…

 

Banka memuru derin bir nefes aldı. Terlemişti. Olayları yeniden yaşar gibiydi.

Banka memurunu dikkatli bir şekilde dinliyordum. Hiçbir şey sormadım.

            Oteli çalıştıran genç, kaçak çay demlemiş, getirdi. Üçümüz çayları birlikte içtik.

            Oteli çalıştıran genç, demliği alıp gitti.

 

            Banka memuru uykusu gelene kadar olayları anlattı. İnsani umutsuzluğa düşüren, ben nereye geldim dedirten olaylardı… Sessizce dinledim.

    

Sabah okula gittim. Evraklarını verdim. Göreve başladım.
            Okulda otururken, bir öğretmen hemşerim geldi. Beni ve ailemi tanıyordu. Ben, öğretmen arkadaşı tanımıyordum. Kâhta ilçesinin bir köyünde oturuyorlarmış.
            Hemşerim ev tutup tutmadığımı sordu:
               Hayır, tutmadım. Akşam geldim.
            — Biz burada yalnızız. Bizim hanımın canı sıkılıyor. Sizinkiler de sıkılır. Bizim bitişiğimizde boş bir baraka var. Onu size tutalım. Ufak tefek tamiratlarını yaparsın.
Birbirimize komşu oluruz…
            Sevindim. Birlikte gidip eve baktık. Ev sahibi ile konuşup anlaştık.
            Tatil bitmeden evimi getirmek için Lice’den ayrıldım.

 

Yıl: 1992

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir