GÖREV YERİ LİCE

 

 

 

Yaz tatilindeydik. Sinanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gittim. İlişkimi kestim. Evraklarımı aldım…

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yeni okulumda göreve başlamak, kalacağımız evi kiralamak için otogara gittim.

Öz Diyarbakır firmasına ait bir otobüs ile Diyarbakır ili Lice ilçesine doğru yola çıktım.

Yol uzun… Gözlerime uyku girmiyor…  

Adana, Antep, Birecik, Urfa, Hilvan.

Hilvan Siverek arasında gözlerim Nemrut tepesini arıyor… Doğup büyüdüğüm toprakların özlemi yüreğimi yakıyor.

Çocukluğum, gençliğim, feodalizme karşı bu topraklarda verdiğimiz mücadele bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor…

12 Eylül faşizmi, feodalleri kurtardı.

İşçileri, köylüleri ve pırıl pırıl bir gençliği astı, kurşuna dizdi, en adi işkencelerden geçirdi ve zindanlara doldurdu…

 

Otobüs Hilvan’dan Çaylarbaşı’na yaklaşıyor… Doğduğum ilçeye giden yol birazdan görünecek… Çaylarbaşı’ndan Kâhta’ya yaya bile gitmiştim…

İşte keko Siverek. Komşu ilçemiz… l8 yaşında 12 Mart faşizmine esir düştüğüm yer. Diyarbakır ve Mamak zindanlarında geçen dört yılın başlangıç noktası burasıdır… 1974 affına kadar Mamak zindanlarında kaldım…

Siverek, askeri darbeye kadar sürekli gelip gittiğim, yemeklerinin tadı hala damağımda olan güzel yer…

 

            Otobüs Siverek’i geride bıraktı. 18 yaşında basmadık yer bırakmadığım topraklara otobüsün penceresinden bakıyorum… İşte Karaca dağ… Karaca dağın beni bağrına basan yiğit köylülerini görüyorum… Saygıyla el sallıyorum…

 

            Diyarbakır uzaktan görünüyor…

Diyarbakır Seyrantepe askeri kışlasındaki cezaevinde, iki yıla yakın gençliğimi geçirdim…

İşkenceler, açlık grevleri, direnişler…

Mehdi Zana, İsmail Beşikçi, Mehmet Emin Bozaslan, Kemal Burkay, İbrahim Güçlü, hemşerilerim Mahmut Kılınç, Mahmut Fırat…

Yüzlerce lise, üniversite öğrencisi, öğretmen, memur ve köylüler… Siyasi tutuklu olarak içeri alınmıştık… Yazar Mehmet Uzun o zaman lise öğrencisi olarak bizimle yatıyordu… Kürt solu, Türk solu ve solla ilişkisi olmayanlar, hayatında örgüt adı duymamış insanlar bir arada yatıyorduk…

 

            Diyarbakır sebze haline yakın bir yerde bulunan Lice dolmuş durağına gittim. Lice yazıhanesi kapalıydı.

Yazıhane önünde bekleyenlerden birine yanaştım ve sordum:

            — Lice’ye araba kaçta gidiyor, biliyor musun?

            — Bu gün Lice’ye araba yok. Kepenk ve kontak kapatma eylemi var. Eylem yarın da sürebilir.

            — Ben Lice’ye bu gün nasıl gidebilirim?

            — On kilometre yaya yürümeyi göze alıyorsan, Bingöl’e giden arabalara bineceksin. Lice yol ayırımında ineceksin. On kilometre yürüdün mü Lice’desin.

 —Teşekkür ederim.

 —Bingöl arabaları nerede kalkıyor?

             —Dağ kapı’ya git. Kime sorarsan söylerler.

— İyi günler.

 

Bingöl garajına gittim. Araba yarım saat sonra gidecek, dediler.

Diyarbakır’da her yerde olan kürsülerde diğer müşteriler oturmuş, çay içiyorlardı. Boş bir masa ve kürsü buldum, oturdum.

Çay geldi. Çay, sigara derken arabanın kalkış saati geldi. Diğer yolcularla birlikte arabaya bindim.

Dolmuş Seyrantepe’yi geçti. Silvan yolunda 30 km gittikten sonra Lice yoluna döndü.

Karas denen mıntıkayı geçince yolun sağında, solunda, ağaçların arasında panzerler vardı. Askerler elleri tetikte bekliyorlardı.

Bir karakol gözüktü.

Yanımda oturan yaşlı adama sordum:

— Bu karakolun adı nedir amca?

            Yaşlı adam:

            — Duru karakolu.

            Duru karakolunu geçtikten sonra bir yol ayırımında otobüs durdu.

Şoför:

             — Lice yolu burası hemşerim, dedi.

— Sağ ol hemşerim, dedim.

 

            Arabadan indim. Yol levhasında “Lice 10 km” yazıyordu. Yürümeye başladım. İki üç kilometre yalnız yürüdükten sonra, ilerde iki kişinin gittiğini gördüm. Onlara kavuşmak için hızlı yürümeye başladım. Onlar da yavaş gitmiyordu. Hızımı arttırarak onlara yetiştim.

İki kişiye birden:

            — Selam, dedim.

            — Aleykümselâm.

            — Nereye gidiyorsunuz?

            — Lice’ye. Sen nereye gidiyorsun?

            — Ben de Lice’ye gidiyorum.

            — Buralı değilsin.

            — Değilim.

            Sohbete başladık. Dillerimiz aynıydı. Şivelerimiz farklıydı. Birbirimizi anlıyorduk…

 

Lice karşıdan yeşillikler içinde görünmeye başladı. Kuzeyde bir sıra dağ uzanıyordu. Yamaçları yemyeşildi. Yeşilliklerin alt kısımlarından yola kadar baraka evler vardı. Evlerin bahçeleri yemyeşil ağaçlarla doluydu.

Birkaç tane beton bina dikkatimi çekti.

Sordum:

            — Bu beton binalar nedir?

            — Hükümet konağı, yatılı bölge okulu, devlet hastanesi, lise, polis lojmanları…

            Karayolları bakımevi ile Köy işleri atölyesi arasından geçen yoldan Lice’ye giriş yaptık.

Merakla barakalara bakıyordum. Hepsinde kurşun izleri vardı. Bir kahvehane ve birkaç bakkal dükkânı gördüm. Kepenkleri kapalıydı.

Biraz daha yürüyünce Lice çarşısına girdik.  Çarşıda bir tek açık işyeri yoktu.

Yol arkadaşlarımdan oteli sordum. Otelin önüne kadar benimle beraber geldiler. Teşekkür ettim. Otele girdim.

 

Yıl: 1992

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir