MAZİYE YOLCULUKLAR – 89
TURANLILAR VE SÜRGÜN
Yazılarımda “Maziye yolculuklar” yaparken, amacım Kâhta tarihini yazacaklara yazılı belgeler bırakmaktı…
Kâhta’nın yazılmış bir tarihi yok.
Babadan çocuklara aktarılan sözlü hikâyeler, yazılı belge haline getirilmediği için zamanla unutulup, yaşayanlarla birlikte toprağa gömülmüşler…
1800 yıllarında Kâhta’dan Konya Cihanbeyli’ye sürgün gidenler var…
Neden sürgün edildiler? Sebebi neydi? Suçları, günahları neydi?
Devlet mi sürgün etti? Başka güçler mi göç etmelerine neden oldu? Araştırıyorum… Bilen var mı?
Yazılarımı okuyan bir Cihanbeyli, “dedelerimiz Kâhta’dan Cihanbeyli’ye sürgün edilmişler. Sebebini bilmiyorum. Biliyorsan bana yazar mısın?” demişti…
Bilmiyordum. Duymamıştım. Yazılı bir belge de görmemiştim.
Bir televizyon programında, Cihanbeyli’nin köyleri ve kasabaları tanıtılıyordu.
Muhabir:
— Hangi bölgeden buraya gelmişsiniz?
Soru sorduğu şahıs:
— Dedelerimiz Adıyaman’ın Kâhta ilçesinden buraya gelmişler.
Sözünü duyunca iyice şaşırmıştım.
İlçemizin geçmişini detaylı bilmiyordum. Araştırmaya başlayınca ilginç şeylerle karşılaştım.
“Tarihe Yolculuk” başlıklı yazımda bir takım bilgileri sizinle paylaştım.
1915 yılında Kâhta’da kaymakamlık yapan Hakkı Bey isimli şahsı tanıyor musunuz?
Fırsatçı, yağmacı, hırsız ve zalim Hakkı Bey!
Aynı dönemde görev yapan Adıyaman kaymakamı Mehmet Bey isimli şahsı tanıyor musunuz?
Fırsatçı, yağmacı, hırsız ve zalim Mehmet Bey!
Hakkı Bey ve Mehmet Bey bölgeden geçen kafileleri durdurup soyarlar…
O kadar açgözlü kişilikli insanlar ki kendi mıntıkalarındaki kafilelerle yetinmezler… Birbirilerinin mıntıkasına girerler…
Talat Paşa, ikisine de para meselesinden soruşturma açmış…
Aldıkları parayı ve altınları maliye sandığına değil, hanımlarının sandığına attıkları için görevden almış…
Çektirdikleri eziyetlerden, ölümlerden dolayı değil…
Ayrı bir yazıda bu konuyu ele alacağım.
Kâhta’da öldürülen, sürgüne gönderilen gayrimüslimlerin topraklarına kimlerin el koyduğunu belgelerle açıklayan bir çalışma yok…
1900’lü yılların hemen öncesinde ve sonrasında aşiretler ve aileler arası toprak elde etmek için kanlı çatışmalar var.
Birbirlerini ihbar etmeler var. Bu konuda bir çalışma yok.
Yaşlıların sözlü anlatımları var… Bu konuyu araştıracak aydınlara ihtiyacımız var.
Kâhta göç yolları üzerinde olan bir yerleşim birimidir. 1800 yılları ile 1900 yılları başlarında, coğrafyamız göçlerin yoğun bir şekilde yaşandığı bölgedir.
Kâhta’ya hangi aileler gelip yerleşmişlerdir. Kimler göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu konuda da bir çalışma yok.
Dr. İsmet Sami Turanlı’nın “Serindi Benim Mavilerim” isimli kitabını okuyorum.
Bu kitaptan size aktarmak istediğim çok şey var.
Bu yazımda Turanlı ailesinin üç kez sürgüne gönderilmelerini anlatacağım. Çoğu gençlerimiz bu sürgünleri bilmez.
Yaşanan acılar, yalnız yaşayan insanların acısı mıdır?
Yaşanan acılardan hepimizin dersler çıkarması gerekir diye düşünüyorum…
Hele bu acıları yaşayan insanların torunlarının, bu acı tarihten ders çıkarmaları lazım…
Dr. İsmet Sami Turanlı diyor ki:
“Kâhta’da yaşayan Turanlılar günahsız, yargısız 3 defa Türkiye’nin muhtelif bölgelerinde mecburi iskâna tabi tutulmuştur.”
Turanlılar, Kâhta’dan başka bölgelere üç defa sürgüne gönderilmişler. Bir mahkeme kararı olmadan, keyfi kararlarla sürgün edilmişler…
Başka sürgün edilenler yok mudur?
Dr. İsmet Sami Turanlı birinci sürgünü şöyle anlatıyor:
“Şeyh Sait isyanında doğu’daki bütün Kürt ağalarını Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’ne vermişler; isyanla hiçbir alakaları olmadığı halde, büyük bir Kürt aşiretine mensup oldukları için “ kurunun yanında yaş da yanar” misali… Rişvan aşiretinden Hacı Bedir Ağa’nın kardeşi dedem Zeynel Bey’i ve akrabalardan Şükrü ve Nuri ağaları Diyarbakır’a sevk etmişler.”
“Hacı Bedir Ağa’nın kız kardeşi Fatma Hatun, yeğeni Ali’den (ki 27 Mayıs’tan sonra milletvekili olmuştu) mecliste bulunan ağabeyi Hacı Bedir Ağa’ya bir mektup yazmasını ister. Şöyle yazdırır mektuba:”
“Annemiz yok, şimdi de babamız suçsuz, bigünah İstiklal Mahkemesi tarafından idama mahkûm oldu. Onu kurtar, bizi öksüz bırakma.”
“Hacı Bedir Ağa bu mektubu alınca Atatürk’le görüşüyor ve dedemin affını sağlıyor. İdam sehpasındayken Atatürk’ün telgrafı gelince dedem kurtuluyor. Fakat akrabalarından Nuri ve Şükrü ağalar idamdan kurtulamıyor.”
Atatürk ve Hacı Bedir Ağa arkadaşlar… Zeynel Ağa ile Hacı Bedir Ağa kardeşler… Hacı Bedir Ağa, durumu Atatürk’e bildiriyor…
Atatürk’ün telgrafı Zeynel Ağayı ipten kurtarmış…
“İdamdan dönen Zeynel Bey ve kardeşleri Türkiye’nin çeşitli yerlerine mecburi iskâna gönderilmiş, bir af kanunuyla memleketleri Kâhta’ya dönmüşlerdir.”
Hacı Bedir Ağa mecliste olmasaydı, Atatürk’e telgraf çektirmeseydi, Zeynel ağa asılacaktı.
Resmi tarihçiler idam edilmiş Zeynel Ağa hakkında şu cümleleri yazarlardı:
İngiliz ajanı Zeynel Ağa Şeyh Sait isyanına katıldığından devlet hak ettiği cezayı vermiştir.
Sahte tarihçiler, Kâhta yöresinde Şeyh Sait isyanına tek bir kişinin bile katılmadığını bildikleri halde, gerçeği yazmazlardı…
Zeynel Ağa asılmadığından bu suçlamalardan kurtulmuştur…
İdamdan dönen Zeynel Ağa ve kardeşleri Türkiye’nin çeşitli yerlerine mecburi iskâna gönderilmekten kurtulamıyorlar.
Hem de mecliste, Atatürk’ün yanında bulunan ağabeyleri Hacı Bedir Ağa’ya rağmen kurtulamıyorlar.
Atatürk, okuma yazması olmayan Hacı Bedir Ağa milletvekili olsun diye kişiye özel kanun çıkarmıştır: Okuma yazma bilmeyenler milletvekili olamazlar, Hacı Bedir Ağa hariç.
Bir not daha düşmeden geçemeyeceğim. İstiklal Mahkemesi’nde önlerine gelenlere idam veren meşhur üç Ali’den biri olan Kılıç Ali, MHP’li Altemur Kılıç’ın babasıdır.
Zeynel Ağa’ya idam veren Kılıç Ali’yi Atatürk durdurmuştur.
Dr. İsmet Sami Turanlı ikinci sürgünü şöyle anlatıyor:
“İkinci sürgün Dersim İsyanında (Dersimde isyan yoktur. Mahmut Cantekin), 1938’de oluyor. Bildiğim kadarıyla bütün feodal Kürt aşiret reisleri, çeşitli vilayetlerde, çoluk çocuk, kara vagonlarla mecburi iskân için sevk edilmişlerdi.”
“Zeynel Bey ve kardeşleri kundaktaki bebeklerle, hayvan naklinde kullanılan kara vagonlarla çeşitli vilayetlere mecburi iskâna tabi tutuldular.”
“Bu insanlar suçsuzdu ve hiçbir mahkeme kararı yoktu. Büyük amcalarımdan biri bütün ailesiyle, torunları dâhil Amasya’ya, diğeri Korkuteli’ne, bir başkası bir başka vilayete sürülmüşlerdi.”
“Dedem Niğde’ye sürülmüş, Kâhta’daki bütün mülkleri hazineye intikal etmiş, hepsi parasız pulsuz bırakılmıştı; ancak dost ve akrabaların yardımıyla hayatlarını sürdürüyorlardı.”
“Dedem Niğde’de birkaç sene kalıyor. İsmet Paşa’yı Ankara’dayken tanımış olan Hacı Bedir Ağa’nın eşi Zeynep Hanım, Ankara’ya giderek İsmet Paşa’yla görüşüyor ve o da dedemin Malatya’ya geri gönderilmesini emrediyor.”
“İnönü’nün emrine rağmen dedem, Malatya merkezinden memleketi Kâhta’ya gidemiyordu, ta ki 1946 affı çıkıncaya kadar.”
Zeynel Ağa Malatya’da bulunduğu süre içinde her hafta emniyete gitmiş, Malatya’dan ayrılmadığını ispat etmek için imza atmış…
Zeynel Ağa yargılanmış mı? Hayır.
Bir mahkeme kararı var mı? Hayır.
İsmet İnönü, Zeynel Ağa’nın Kâhta’ya dönmesine izin verdiği halde, her hafta imza atarak, Malatya’dan ayrılmadığını ispat etmeye mecbur bırakılmıştır…
Ben ağaların avukatı değilim… Ağaları ve ağalığı savunmuyorum…
Uygulamaya dikkatinizi çekmek istiyorum…
Esas ağa ve aşiretin reisi okuması yazması olmayan Hacı Bedir Ağa milletvekilidir… Atatürk ve İsmet İnönü’nün samimi arkadaşıdır…
Aşiret reisi olmayan küçük kardeşi darağacından dönüyor… Diğer kardeşleri ile birlikte ayrı bölgelere sürgüne gönderiliyorlar…
Sözde feodalizmi yıkmaya çalışıyorlar… Büyük feodal, milletvekilliği ile ödüllendirilmiş…
Turanlıların üçüncü sürgünü 27 Mayıs 1960 darbesinden sonradır.
Ben sekiz yaşındaydım. Darbe, Kâhta’da erkeklerin şalvar giymesini yasaklamıştı.
Babam pantolon giyerken utanmıştı. Mecbur etmişlerdi. İlk defa pantolon giyiyordu. Kâhtalı esnafı, jandarma Komutanı konuşma yapacak diye süngü takmış jandarmalar tarafından, Ulu Caminin önüne götürürlerken seyretmiştim.
Darbecilerin, Turanlıların 159 tabusuna el koyduğu konuşulurdu. Zeynel Ağa’nın sürgün edildiği söyleniyordu…
Dr. İsmet Sami Turanlı üçüncü sürgünü şöyle anlatıyor:
“Üçüncü sürgün, 27 Mayıs’ta yapılmış ve dedem Zeynel Bey 55 ağayla birlikte Sivas’a, Hüseyin Fırat ve ağabeyim Sırrı Turanlı da yargılanmak üzere Yassıada’ya gönderilmişti. Ağabeyim kısa bir süre sonra serbest bırakıldı, dayım ise 4 sene Kayseri’de ve Ankara Numune Hastanesi’nde mevkufiyet çekti.”
Zeynel Ağa bir sene Sivas’ta kaldıktan sonra, Eskişehir’de mahkemeye çıkarılıyor. Suçsuz görülerek berat kararı veriliyor. Kâhta’ya dönüyor.
Mide kanseri olduğu için çok yaşamıyor, vefat ediyor…
Turanlıların üç sürgününü kısaca yazdım.
Dr. İsmet Sami Turanlı, dedesi Zeynel ağayı “Zeynel Bey” diye yazıyor…
Dedesidir, bey de yapar, beyefendi de yapar…
Biz dedesini Zeynel Ağa olarak tanıdık… Ben şahsen de tanıdım…
Kâhta’ya bir faydasını da görmedik…
Bir sürgün yolculuğu bile tek başına bir kitabı dolduracak uzun hikâyedir.
Sürgün edildiğin, yabancısı olduğun topraklarda yaşananlar kaç sayfalık bir kitabı doldurur…
Halaçoğlu, bu sürgünlerin belgeleri de sendedir.
Türk dediğin Rişvan aşireti mensubu Turanlılar neden sürgün edildiler?
Senin diyeceklerini tahmin ediyorum: Kâhtalılar arasında dillerini unutmuşlardı. Türkçe öğrenmek için sürgün ettik…
Türkçe öğretmeni gönderseydiniz de kara vagonlarla yolculuk yaparak bilmedikleri yerlerde mecburi iskâna tabi tutulmasalardı…
Büyük kardeş Hacı Bedir Ağa mecliste Atatürk ve İsmet İnönü ile birlikte hareket ederken, Küçüğü Zeynel Ağa hiç ilgisi olmadığı bir suçtan, İstiklal Mahkemesi’nde idamdan zor kurtuluyor… Sürgünden kurtulamıyor.
Halaçoğlu senin deden, baban hiç sürgün edildi mi?
Halaçoğlu, hiç ilgin olmadığı bir suçtan darağacının altında idam sıranı bekledin mi?
Halaçoğlu, suçsuz yere sürülmek, öldürülmek nasıl bir duygudur hiç tattın mı?
Halaçoğlu, zulüm sence kımız mıdır?
Feodalizm, feodallerin bir kısmının sürgün edilmesi, bir kısmının milletvekili olarak ödüllendirilmesi ile çözülmez…
Feodallerin el koyduğu topraklar halka yani köylüye dağıtılsaydı, bu gün mecliste feodaller olmazdı…