Darbe, sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemleri hak, hukuk, adaletin rafa kaldırıldığı dönemlerdir…
Her bataklık kendine has sinekler üretir…
Darbe, sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemleri de kendine has sinekler, keneler, çakallar, tilkiler, keklikler, vampirler ve akrepler üretir…
Böyle dönemlerde bir koltuk kapanlar, o koltuğu çıkarları için sonuna kadar kullanırlar…
Kişilikleri zayıf insancıklarda vicdan ve merhamet denen şeyin zerresini bulamazsınız…
Mercek tutsanız onurun zerresini göremezsiniz…
Dinleri, imanları, kitapları, kıbleleri, Allahları çıkarlarıdır…
Üstlerinin elini, ayağını öpecek kadar alçalırlar…
Astlarının ve halkın kanını emen birer sülüğe dönüşürler…
Güçsüzlerin başında leş kargası olurlar… Birer canavar kesilirler…
Emniyet’in başında kendine “İmparator” diyen ve dedirten bir baş komiser vardı…
Eski emniyetçilerdendi… Lise mezunuydu… İstanbul’dan gelmişti. Vekâleten müdürlük yapıyordu…
Orta boylu, etine dolgun, farekuyruğu inceliğindeki bıyıklarını çenesinin altına kadar uzatırdı…
Genellikle Konyalı polislerden bir ekip kurmuştu… Diğer polis memurlarını ezerdi… Onların annelerinden emdiği sütü burnundan getirirdi…
Milli Eğitim Müdürüydüm… Birçok polis memuru odama çay içmeye gelirdi… Gelenlerin hepsi bu “İmparator” bozuntusundan dert yanarlardı…
Liceli vatandaşlar gelir, bu “İmparator” bozuntusundan dert yanarlardı…
Liseli gençler gelir, bu “İmparator” bozuntusundan dert yanarlardı…
Yüzlerce marifetinden bir örnek:
Belediye çalışanlarından Talat Bey diye sessiz, dürüst çok iyi tanıdığım bir memur vardı. Siyasetle hiçbir ilişkisi yoktu. Kendi halinde bir insandı…
Kızı Gurbet bizim yanımızda, Halk eğitimde usta öğretici olarak çalışırdı.
“İmparator” bozuntusu Talat’ın oğlunu gözaltına alırdı… İşkence ederdi. Rüşvet isterdi. “Rüşvet vermezseniz oğlunuzun üstüne bir itirafçıyı konuşturur, PKK davasında yirmi yıl yatırırım,” derdi…
Çocuğun PKK ile uzaktan ve yakından bir ilişkisi yoktu…
Üç sefer gözaltına alıp para aldıktan sonra bıraktığını biliyordum…
Bir gün Talat’ın o melek gibi kızı odama girdi:
— Müdürüm…
Sözün arkasını getiremedi. Ağlamaya başladı. Oturttum. Su verdim. Sakinleşmesini bekledim.
Anlatmaya başladı:
Akşam “İmparator” ve ekibi evimizi bastı. Daha önce gördüğü işkenceden gözü korkan kardeşim, evin arka penceresinden kaçtı. “Dağa gideceğim” dedi. Dağa gitmezsem babam bunun için daha çok borçlanır. Yediğim dayakta yanıma kâr kalır… Kaçtı. Gitti. Hepimiz memur çocuğu olarak büyüdük… Dağ yaşantısı bize göre değil… Annem durmadan ağlıyor… Babam yıkıldı… Biz şimdi ne yapacağız?
Tekrar ağlamaya başladı…
Vicdanı olan, elinden bir şey gelmeyen benim gibi biri ne yapabilir?
Gözyaşlarımı Gurbet’in gözyaşlarına kattım…
Yüzlerce marifetinden ikinci örnek:
Sağlık Ocağının karşısında bir market vardı. Varlıklı bir aileydi.
“İmparator” bunların lisedeki çocuklarını birkaç kez gözaltına aldı. Her seferinde marketçiden iyi para aldı…
Hem canı yanan hem de parası giden liseli genç, dağa kaçtı…
Kimdir sebep: “İmparator”
Böyle örnekleri çoğaltabiliriz…
Sonuç: İmparator zengin oldu ve dağdakilerin saflarına yüzlerce adam kazandırdı…
Her toplantılarımızda konuşmaya şöyle başlardı:
— Ben milliyetçiyim! Bu vatan, bu millet için ölümü göze aldık. Canla, başla çalışıyoruz…
“İmparator” böyle palavralar sıkarken bir Samsunlu bir öğretmen, yanındaki Gümüşhaneli öğretmene şöyle dedi:
— Cep milliyetçisinin vatanı, milleti paradır. En iyi yaptığı iş dağa adam göndermektir… Emniyet müdürü değil, terörist üretim merkezi müdürüdür…
Siyasi bölümde çalışan bir polis memuru vardı. Yanıma çok gelip giderdi.
Bir gün evden gelirken yolda karşılaştık. Üzerinde resmi elbiseler, kuşanmış nöbete gidiyordu. Siyasi polisler sivil gezerlerdi… Nöbet tutmazlardı…
Şaşırmıştım… Merhabalaştık.
Sordum:
— Bu ne iştir? Siyasi polisler resmi giyinmez, nöbet tutmazdı.
—“İmparator” beni siyasi polislikten alıp karakol polisi yaptı… Şimdi zamanım kalmadı. Yarın daireye uğrar, bir çayını içer, anlatırım…
Hızla nöbet yerine doğru gitti…
Öğleden sonra daireye geldi. Çay söyledim. Sohbete başladık:
— Senin gibi milliyetçi, çalışkan, özverili bir polisi nasıl görevden aldı? Benim aklım almıyor. Bu İmparator senin gibi çalışkan, sağlam bir polisi niye sevmiyor?
Derin bir “aaaah” çekti. Söze başladı:
— “İmparator” kendi çetesini kurdu. Aradığımız insanları biz yakalıyorduk, o para karşılığı bırakıyordu. Esrar tüccarları ile işbirliği yapıyordu. Seksen milyon maaş alan bir kişi, her ay İstanbul’a yüz otuz milyon lira nasıl gönderir? Cüzdanı her zaman mark, dolarla doludur… Ziraat Bankası müdürüne telefon et, sor. “İmparator” her ay İstanbul’a kaç milyon lira gönderiyor. Ağzın açık kalır. İmparator çalışmaya bakmıyor. O Lice’de köşe dönmeye bakıyor. Şu işe bak; ben Korkut Eken’den aferin alıyorum. Üçkâğıtçı İmparator beni görevden alıyor.
Meşhur Korkut Eken ile Lice’deki bir polisin ne ilişkisi olabilirdi. Ben iyice merak ettim:
— Sen Korkut Eken’den nasıl aferin aldın?
— Sağgöze’deki operasyonu biliyorsun. Yüzden fazla PKK’lı öldürdük. O operasyonda başarının yüzde ellisi bana aittir… Dinle sana anlatayım. Aşağı mahalleden, bir milis tespit ettim. Bu milis Sağgöze denen yere gidip gelirdi. Ben bu milisi bizim ile çalışmaya ikna ettim. Bu oraya her gidiş gelişlerinde bana bilgi vermeye başladı. Gece saat 24’ten sonra evine gelirdi. Bana telefon ederdi. Ben o saatte milisin evine giderdim. Dağdakilerle ilgili bütün bilgileri alırdım. İmparator, benim bilgi topladığım saatte mışıl mışıl uyurdu. Ben, tepeciler nerede, karargâh nerede, kaç kişi var, hepsini tek tek öğrenirdim. Bulundukları yerin haritasını milisin yardımıyla çizmiştim. Haritanın üstüne karargâhı, tepecileri yerleştirdim. Sağgöze operasyonundan önce beni Diyarbakır’a çağırdılar. Benim çizdiğim harita Korkut Eken’in önündeydi. Bana harita üzerinde, bildiklerimi detaylı olarak anlattırdı. Öyle güzel anlatmışım ki, Korkut Eken beni tebrik etti. Alnımdan öptü. İmparator, beni siyasi polislikte aldı. Tekrar nöbete gönderdi. İmparator beni ısırdı…
Biraz daha sohbet ettik. Eski siyasi polis giderken, beni uyardı:
— Nazmı öğretmen, Yılmaz öğretmen ve birkaç öğretmen daha geldiler, seni ayrı ayrı şikâyet ettiler. Kimi Kürtçü, kimi sosyalist, kimi aşırı solcu, kime de sade solcu diye şikâyet etti. İmparatoru iyice şişirdiler. PKK’nın da hedefindesin… Kendine dikkat et. İmparator senin bir açığını arıyor. Birkaç Liceliye de seni izletiyor. Ben seni sevdiğim için uyarıyorum. Senin dürüst biri olduğunu biliyorum. Çünkü ben de seni izlemekle görevliydim. Seni izlediğimi sen biliyordun… Vatanına bağlı çalışkan bir müdürsün… Onlar senin bu vatanı sevdiğinin binde biri kadar sevseler, bu olaylar olmazdı… Dikkatli ol.
Daha önce de bazı polis arkadaşlar beni uyarmışlardı:
— Sağ ol, dedim. Sen de kendini İmparatorun belasından korumalısın… Başına başka belalar açmasın.
Eski siyasi polis gittikten sonra düşünmeye başladım…
Siyasi polisin anlattığı Sağgöze çatışmasını iyi biliyordum… Büyük bir çatışmaydı…
Milis, diğer bölgelerden gelecek PKK üst düzey sorumlularının katılacağı, bölge toplantısının gününü öğreniyor ve polise veriyor.
Korkut Eken ve diğer gelenlerin bu operasyonla ilgilenmesi PKK üst düzey sorumlularını imha etmek…
Gerçekten büyük bir operasyon düzenlendi. Resmi makamların verdiği bilgiye göre 27 asker ve subay bu operasyonda öldürüldü.
Eski siyasi polis, 100 terörist öldürüldüğünü söylüyordu.
Yüzbaşı bu operasyon için 200 terörist öldürdük… Yerine 400 terörist geldi, diyordu.