Kendi köyünde hayvan otlatan köylünün yanına askerler gitmiş…
Buraya PKK’lılar gelebilir diye otuz büyük baş hayvanına el koymuşlar…
Hayvanları Lice‘ye getirmişler. Gerekçe hazır: Köylü teröristlere yardım edebilirmiş…
Köylü hayvanlarını geri alabilmek umuduyla, Lice jandarma komutanı Yüzbaşının kapısını çalar. Yüzbaşı adamı azarlar ve karakoldan kovar.
Yaşlı adam büyük bir hayal kırıklığı içinde dışarı çıkar…
Hayvanlarını kurtarmak için çareler düşünür… Yüzbaşıyı ikna edebilecek kişileri kafasından geçirir…
Tanıdığı ANAP ilçe başkanının evine gider. Durumu anlatır.
ANAP ilçe başkanı hacıdır. Dindardır…
Hayvanları geri alacağından şüphesi yoktur:
— Yüzbaşı dindar bir komutandır… Beraber gidelim. Hayvanlarını alır, köyüne dönersin.
Yaşlı köylü arkada, ANAP ilçe başkanı önde jandarma komutanı Yüzbaşının bulunduğu jandarma komutanlığına giderler.
Yüzbaşı, makam odasının penceresinden karakolun bahçesini seyretmektedir… ANAP ilçe başkanı ile yaşlı köylünün dış kapıdan girdiklerini gören Yüzbaşı, eline cop alır, sinirle aşağı iner.
Gelenleri merdivenin başında karşılar. ANAP ilçe başkanı selam demeden Yüzbaşı elindeki copla yaşlı köylüyü dövmeye başlar.
Sinirden neresine vurduğunu bilmez. Yaşlı köylü yere düşer. Tekmelemeye başlar.
Bahçede atılan bu dayakla köylü kendinden geçer…
ANAP ilçe başkanı, Yüzbaşı ile tek bir kelime konuşma fırsatı bulamadan yüzbaşının emrini duyar:
— Bu ikisini de dışarı atın…
Askerler emri hemen yerine getirirler…
Yaşlı köylünün ellerinden, ayaklarından tutarak karga tulumba karakolun önündeki yola atarlar.
ANAP ilçe başkanı, askerlerden önce kapıdan çıkar…
ANAP ilçe başkanı yoldan geçen iki genci eliyle yanına çağırır.
İki genç yaşlı adamın kollarına girerler. Adamın yürüyecek, ayakta duracak hali kalmamıştır. Bir kum torbası gibidir. İnlemesi zor duyulur.
ANAP ilçe başkanı oradan uzaklaşmaya çalışır…
Gençlerden uzun boylu, etine dolgun olanı ANAP ilçe başkanına bağırır:
— Dayı bu adam ölecek. Koluna girmekle bu adam iki adım yürütülemez. Gel yardım edin, sırtıma alayım.
Yaşlı adamı sırtına alır. Belediyenin önündeki Ramazan’ın kahvesine getirir. Orada bulunanlar, hemen gencin sırtından yaşlı adamı indirirler. Adam nefes alıp vermekte zorlanmakta, derin derin inlemeye devam etmektedir.
Ben kahvehaneye girdiğimde yaşlı adamın başındaki kalabalığı gördüm. Ne olduğunu sordum… Yaşlı adamın Yüzbaşı tarafından dövüldüğünü söylediler…
Hemen yaşlı adamın etrafındaki kalabalığı biraz uzaklaştırdık… Adamın hava alması sağladık. Su, pamuk istedik… Kahveci getirdi… Yaşlı adamın başını, yüzünü yıkadık… Korumuş dudaklarını pamuk ile ıslattık…
Yaşlı adamın nefes aldığını gördük. Gözlerini açtı kapattı… İnliyordu…
Hemen bir taksi çağırdık… Adamı incitmemeye çalışarak, oradakilerin yardımıyla taksinin arka koltuğuna yatırdık… Yanına tanıdığı iki arkadaşı bindirdik. Hastaneye götürdüler…
Beni daha önceden tanıyan bir öğretmen arkadaş, yaşlı adamla ilgilenmemi kastederek:
— İki darbe mağduru hemşerim… İşkence gören, işkence görenin halinden anlar. Tedavide uzmanlaşmış hemşerim… Etrafını açın, hava almasını engellemeyin, pamuk, su getirin diye nasıl bağırıyordu… Hemşerime ve kendisine yardım edenlere çay ver. Parası ben vereceğim…
Moralim sıfırın altındaydı… Hemşerime tek kelime ile cevap verebildim:
— Teşekkürler…
ANAP ilçe başkanı, girdiği şoktan kurtulamamıştı… Kendi kendine konuşuyordu:
— Hani yüzbaşı sen Müslüman’dın! Namaza geliyordun! Hani Müslümanlar kardeşti! Yaşlı köylü ne yapmıştı? Allah’ın selamını vermeme fırsat vermedin… Hem adamın otuz baş büyük hayvanını al, hem adamı döv. Hangi kitap yazar? Allah bunu kabul eder mi? Biz de sana inanmıştık. Demek bizi kandırmak için namaz kılıyordun. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yüzbaşı sana değil, bize yazıklar olsun! “Osmanlı’dan dost, kurttan post olmaz” demişler. Bile bile inandık. Eşek bile battığı çamura bir daha girmez. Eşeği sürsen de aynı çamura girmez… Biz eşek kadar bile olamıyoruz. Aynı çamura, aynı bataklığa bin kere giriyoruz. İki tatlı söze, camide iki kere eğilip kalkmasına kanıyoruz. Abdest alıp almadığından bile şimdi şüphe ediyorum… Bizlere yazıklar olsun!
Yaşlı ANAP ilçe başkanı ağlıyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu dev gibi başkan, gördüğü manzara karşısında sanki küçülmüştü. Yaşı altmışın üzerinde olan başkan, nefes almakta zorlanmaya başladı.
Yerimden kalkarak, kahveci Ramazan’ın yanına gittim.
Kahveci Ramazan’a:
— Biraz su getir. Başkan elini yüzünü yıkasın. Ben de oraya gidiyorum. Elini yüzünü yıkadıktan sonra, bize iki çay getir…
Başkanın yanına gittim. Selam verip oturdum. Geçmiş olsun, dedim…
Ramazan su getirince, başkan elini yüzünü yıkadı.
Çaylar içilirken, başkan kendi kendine söyleniyordu…
— Bize yazıklar olsun! Bize yazıklar olsun! Allah bunu kabul eder mi? Biz de sana inanmıştık. Bize yazıklar olsun!