Bu gün Cumartesi ve Lice’de sekizinci günümüz…
Öğretmenler odasında kısa boylu, esmer öğretmenin söylediği bir söz vardı:
— Mahmut Bey askerler, polisler size belki yarın, belki de yarından da yakın bir zamanda hoş geldin yaparlar. Tanklarla, toplarla, panzerlerle, aydınlatıcılarla size hoş geldin yaparlar.
Kısa boylu, esmer öğretmenin dediği “hoş geldin” töreni, Lice’de sekizinci günümüzde, saat 22.30’da başladı…
Komando taburu panzer orkestrası, hoş geldiniz senfonisini başlattı.
Yatılı Bölge okulundaki askerler koroya katıldılar…
Sonra emniyet “hoş geldin” törenine katkı sunmak için tetiğe bastı…
Gecenin sessizliğinde silah sesleri insana bir başka geliyor… Ölüm ve kalım arasındaki perde inceldikçe inceliyor… Şimdi varsın, birkaç saniye sonra ölümün soğuk yüzü alnından öpecek…
Öğretmensin, eğitimcisin… Umutların var… Düşlerin var…
Ailen var… Biri annesinin karnında sekiz aylık, dört çocuğun var…
Bir varmış bir yokmuş olacaksın…
Panzerler sokaklara girince, silah sesleri yoğunlaştı. Hala ilçenin yukarı mahallelerindeler. Bizim Şaar Mahallesi ilçenin alt tarafındadır…
Yerlere düşmeye başlayan pencere camlarının sesi yakınlaştı… Panzerlerden sıkılan kurşunlar, barakaların üzerinden vızır vızır geçmeye başladı
Ben askerlik yapmıştım. Silah seslerine alışıktım. Eşim bir tek düğünlerde silah sesi duymuştu… Çocuklarım ise hiç silah sesini duymamışlardı…
Bu kadar yoğun silah sesini, askerde bile duymamıştım… Silahlar seriye takılmış, eller tetikten çekilmiyordu… Tehlikenin farkındaydım. Her şeye rağmen soğukkanlılığımı korumak zorundaydım… Mecburdum.
Çocuklarım ağlamaya başladı. Eşime ve çocuklarıma pencere ve kapıdan uzak yerlere uzanmamız gerektiğini söyledim. 5- 10 ve 12 yaşlarında olan kızlarımı kollarıma aldım:
— Korkmayın, ağlamayın yavrum. Korkulacak ne var canlarım. Biz devlet memuruyuz. Sevgili devletimiz, bizim Lice’ye gelişimizi buradaki yöneticilere bildirmişler. Mahmut Bey ve ailesini resmi törenle karşılayın, diye talimat vermişler. Gelirken siz de gördünüz. Lice yolları çok bozuktu. Haber Ankara’dan buradaki yöneticilere sekiz günde ancak gelebilmiş. Bu saatte panzer orkestrası bize hoş geldiniz senfonisi çalıyor… Nankör olmayın yavrum. Bak top atışları da başladı. Bizim için kaç pare top atışı yapacaklarını birlikte sayalım…
Eşim de korkmaya başladı:
— Hepimiz öleceğiz. Bu nasıl yerdir, bizi buraya getirdin. Bir de dalga geçiyorsun… Bizi böyle bir törenle karşılamasınlar… Böyle karşılama yerin dibine batsın. Şu barakaya bak. Her top atışında salıncak gibi sallanıyor.
Eşimi de yatıştırmak zorunda kaldım:
— Hanım Lice’de çocuk parkı yok. Büyüklerimiz Mahmut Beyin çocukları parklardaki salıncakları özlemişler… Top atışı yapalım… Barakalar kökten sallansın… Çocuklar, anne ve babaları kendilerini salıncakta sansınlar…
Büyük kızım bağırdı:
— Baba, ne kadar soğukkanlısın. Kardeşlerim, annem korkudan ölecekler. Sen dalga geçiyorsun, gülüyorsun… Ölüme güle güle gitmemizi istiyorsun… Baba bu nasıl sabır… Ölümle, zulümle dalga geçiyorsun. Merasim töreni olmaz olsun… Orkestrası, senfonisi, salıncağı yerin dibine batsın…
Birden bire evin içi aydınlandı. Sanki Güneş doğdu. Şaşırdım… Ne olduğunu anlamadım…
Sürünerek pencerenin önüne kadar gittim. Perdeyi yavaşça kaldırdım. Gökyüzünden aşağıya doğru, alevden bir top yavaş yavaş iniyordu. Küçük bir güneş gibiydi. Ortalık apaydınlık olmuştu. Merakla baktım… Parlayan ışık yere kavuşmadan havası boşalan bir balon gibi söndü. Yalancı güneş birden kayboldu.
Arkasından bir tane daha atıldı. O da önce aydınlattı… Bir önceki gibi yavaş yavaş söndü.
Her sönen yalancı güneşin yerine bir tane daha attılar.
Benim ve ailemin şaşkınlığı bitmiyordu. Korkuyu yavaş yavaş yenmeye, şaşkınlığı üzerimizden atmaya çalıştık…
Atışlar bizim mahallede de yoğunlaştıkça yoğunlaştı. Çok yakınlarda bir cam sesi geldi. Ardından bir cam sesi daha kulaklarımızı deldi…
Yattığımız yerden evin yola bakan ve kurşun gelen tarafına yastıklar, kırlentler, yorganlar koymaya başladık. Barakanın panosundan geçen kurşunların hızını kessin umuduyla yığınak yaptık…
Panzer, bizim oturduğumuz sokağa girdi. Panzer ve mermilerin sesinden ecelin yakınlığına veya uzaklığına karar veriyorduk…
Panzer ve mermi sesleri yakınlaştıkça, biz yere biraz daha yapışıyorduk… Sesler biraz uzaklaşınca biraz daha rahat nefes alıyorduk…
Panzer orkestrasının hoş geldiniz senfonisi üç saat sürdü… Bu üç saat bize üç yıl gibi geldi…
Silah sesleri tamamen kesilince yapıştığımız yerlerden kalktık…
Alçak sürünme düzeninden oturma düzenine geçtik…
Hanıma rica ettim:
— Çocuklara su getir… İçsinler. Bana da bir çay yaparsan sevinirim…
Eşim:
—Tamam. Çocuklar başka bir şey isteyen var mı?
Çocuklar:
—Teşekkürler anne, dediler.
Ben:
— Hanım bir ricam daha var… Suyun içine iyi bak, içinde kurşun olmasın.
Eşim ve çocuklarımın yüzü bu akşam ilk defa güldü.
Yıl: 1992