LİCE’DEN NOTLAR

 

 

Lice’de 1992 – 1997 yılları arasında görev yaptım…

Lice’ye geldiğimde yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı yazdım. Notlar tuttum. Okuduğum gazetelerde Lice ile ilgili haberleri ve karikatürleri keserek bir arşiv oluşturmaya çalıştım…

Bazı notlarımı sizinle paylaşmak istiyorum…

 

Diyarbakır’dan Kulp ilçesine giden yol, Lice’nin altından geçer…

Kulp yolunda, Lice’nin hemen çıkışında bir gazino binası vardır. Eskiden bu gazino Licelilerin eğlence yeriymiş… Sanatçılar gelirmiş. Sabahlara kadar insanlar burada eğlenirmiş… Olaylar başlayınca bu gazino kapanmış…

Biz geldiğimizde gazino işletilmiyordu. Gazino binasının yeri yüksekte olduğu için Lice’nin birçok yerinde görülüyordu…

 

Bir öğretmen arkadaşla eşlerimizi ve çocuklarımızı alıp gazino binasını görmeye gittik.

Kapı ve pencereler sökülmüştü… Duvarları,  tuvalete yazı yazma kültürünü yansıtıyordu…

Timler, bu duvarlarda kin ve nefret kusmuşlardı. Liceli gençler de bu kin ve nefrete aynı üslupla cevap vermişlerdi…

Kin ve nefret birbirini besliyordu…

Bu güzelim ülke kin ve nefretle kirleniyordu…

 

Lice’de bir bildiri dağıtılmıştı. Bu bildiri ile içki, esrar satışı ve içilmesi yasaklanmıştı…

Bildiri duyulunca içkiler ortadan kaldırıldı.

Saçı sakalı birbirine karışmış esrarkeşlerin hepsi tıraş oldu. En yeni elbiselerini giydiler…

Bayramlıklarını giymiş çocuklara dönmüşlerdi…

 

Bu gün Lice’de konuşulan konu şu: Liceli Reşo Ağa denen davulcu kaçırılmış… Öldürülmüş… Güvenlik güçlerinin bazılarına Diyarbakır’dan hayat kadını temin etmekle suçlamışlar.

            Bekçi Ramazan diye biri de Reşo Ağa ile birlikte kaçırılmış… Onu bırakmışlar…

 

            Necla öğretmen arkadaşın evine girilmiş…

            İki ayrı iddia var:

A. Timler.

B. PKK’lılar…

 

            Lice’de görev yapıp Diyarbakır’da oturan on iki memur,  Diyarbakır’a giderken dün kaçırıldı. Bu gece bıraktılar…

Yarıyıl tatilini Manisa’da geçiren Nevin Öğretmen, ben çarşıdayken bizim evi aramış. Eşime sormuş:

— Mahmut ağabey kaçırılanlar arasında var mı?

Eşim:

— Diyarbakır’da oturan memurlar kaçırıldı. Mahmut Ağabeyin aralarında yok…

Nevin öğretmeni aradım. Teşekkür ettim. Bilgi verdim…

 

Kumluca köyünde bu gün bazı evler yakıldı. Bazı evlerin de eşyaları tahrip edildi. Kumluca Lice’ye en yakın köylerden biridir…

 

Bu gün bir düğünde orkestra elamanlarını götürdüler. Çok fena dövmüşler. Bırakmışlar… İkisini kahvenin önünde gördüm. Yüzleri, vücutları yara bere içindeydi…

 

Bu akşam Lice yine tarandı. Okul dönüşü işyeri yolumun üstünde olan lastikçiye uğradım. Sohbet ettik. Sordum:

— Bu akşam Lice niye taranmış. Bilgin var mı?

Aldığım cevap, nasıl bir yerde yaşadığımızın resmiydi:

Bu gün patlak arabasının lastiklerini yaptırmak için bir asker dükkâna geldi. Ben de ona sordum. Şöyle dedi:

— Akşam bizim komutan çok içmişti. Sarhoş olunca bağırdı: Lice’yi tarayın…

 

Bu gece bizim bakkal Nevzat’ın arabasını taramışlar. Yaptırmaya giderken de gözaltına almışlar…

 

Bu gece Lice yine tarandı. Sabah, oğlu askerde olan karşı komşumuzun evinde tam otuz yedi kurşun saydım. İki yaralı vardı: Yaşlı bir kadınla, yaşlı bir erkek…

Kurşun yerleri evin, komando taburundan Kulp yoluna inen caddenin tarafındaydı. Evdekiler cadde tarafındaki odalarda değil, bizim sokağa bakan tarafta oturuyorlarmış… Caddeye bakan tarafta olsalardı, panzer kurşunlarından bir tek kişi kurtulamazdı…

 

Bu gün liseli öğrenciler kalabalık bir grup olarak gezmeye çıkmışlar… Bahçelerden badem toplamışlar… Yol üstündeki mezarlığın yanında gözaltına alınmışlar…

 

Bu gün ilginç bir olay yaşandı. Polis panzeri çarşıdaki sağlık ocağının önündeyken, panzerin üstündeki polis havaya bir el ateş etti. Atıştan sonra panzer gitti. Jandarma komutanlığından askerler geldi. Kim ateş etti diye sordular. Çarşıdakiler:

— Panzerin üstündeki polis ateş etti.

Bu cevaba inanmadılar… Esnaflardan ve halktan elli kişiyi jandarma komutanlığına götürdüler…

 

Bu gün okulumuzun müdür odasında ilginç bir sohbet vardı.

Bir öğrenci velisi aynen şu cümleyi kurdu:

— Arkadaş benim üç çocuğum var… Ben yanlış yapmışım… On üç çocuk yapmalıydım. Beşini asker alsaydı, beşini dağdakiler alsaydı, bana üç çocuğum kalırdı. Bu üç çocuk büyürse birini asker, birini dağdakiler, birini de trafik alsa benim ocağım söner…

 

Bu gün rahatsızlanan bebeğimiz Mehmet’i Diyarbakır Devlet hastanesine götürdük. Bizi bir odaya aldılar. Odayı branda ile ikiye bölmüşler. Bir tarafında iki ranza var. Ranzanın birinde bebeğimiz yatıyor… Odanın diğer bölümünde nöbetçi hemşire kalıyor…

Ben ve eşim çocuğumuzun başındayız. Vakit gece yarısını geçti. Sivil bir genç geldi. Hemşirenin kaldığı bölüme geçti… Sohbete başladılar… Sohbetlerini duyuyorduk…

Gelen genç:

— Bu akşam bir köyü bastık. Kadınların iç çamaşırlarına kadar aldık.

Hemşire anlamlı bir cevap verdi:

— Ben senin nişanlınım. Birileri evimizi basıp iç çamaşırlarımı alsa ne yaparsın?

— Beynine sıkarım!

— İşte iç çamaşırlarını aldığınız kadınların, kızların kardeşleri, kocaları, nişanlıları da sizin beyninize sıkmak için gidip dağdakilere katılıyorlar… Dağdakilere en çok adam kazandıran sizin bu yanlış davranışınızdır… Siz dağdakilere adam kazandırmak için elinizden ne geliyorsa yapıyorsunuz… Yoksa ortak mısınız? Zavallıları zorla dağdakilerin kucağına yitiyorsunuz… Bu politika en çok dağdakilerin işine yarıyor…

 

Bu gün 14 Ağustos 1994. Saat 22.40’ta Muradiye mahallesine saldırı yoğunlaştı.

Sabah zayiatı öğrendik… Mahallede on ev yakılmış. Dörtyol Kahvesi büyük oranda tahrip edilmiş… Karahasan ve Devran mahalleleri taranmış.

Karahasan ve Devran mahallelerine gittim… Hasar gören evleri gördüm…

 

Bu gün 20 Ağustos 1994. Lice yine yakıldı.

On beş ev ve on işyeri tamamen kül oldu…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir