Kemal Sunal’ın “Deli Kaymakam” rolünü üstlenecektim…
“Deli Müdür” olacaktım… Gücümü, koltuğun gücünü halkın çıkarı için kullanacaktım…
Halkın aleyhine olacak davranışlara zorlandığım an, döner koltuğun yumuşak derisine tekmeyi vuracaktım: Ben senin tutsağın değilim…
Aynanın karşısına geçtim… Gözlerimin içine bakarak kendi kendime söz verdim: Koltuğun cazibesine yenik düşmeyeceğim…
İlkelerimden taviz vermeden, onuruma leke düşürmeden gidebileceğim yere kadar gidecektim…
Kendi yüreğime, bilincime güvenerek müdürlük yapacaktım…
Teklifi bu mantıkla kabul etmeye karar verdim…
Öğleden sonra Kaymakam Bey beni çağırdı.
Kapısını çalarak içeri girdim.
Kaymakam Bey beni güler yüzle karşıladı:
— Hoş geldin, dedi.
Oturdum. Çayları söyledi.
Kaymakam sordu:
—Kararınızı bekliyorum.
—Teklifinizi kabul etmem için iki ricam olacak efendim.
Kaymakam Bey gözlerime baktı.
Gülümsedi:
— Nedir şartınız?
— Kaymakam Bey, küçük yerlerde çıkar kavgaları, dedikodular çok olur… Lice de böyle bir yerdir. Ben yıllardır bu ilçedeyim. Siyaset bezirgânlarını, hırsızları, asalakları iyi tanıyorum… Namuslu, çalışkan memurlar sindirilmiş durumdalar… Lice’de dayısı olan memurların yükselişine tanıklık yaptım… Buradaki ve Diyarbakır’daki siyasilerin desteği ile koltuklar bunların özel mülkiyetine geçmiş… Onların canları tatlı olduğu için Lice‘yi ilk terk edenler, bunlar oldu. Biliyorsunuz, bunların bir kısmı atamalarını yaptırıp gittiler. Diğer uyanıklar da Lice’de ortam biraz düzelene kadar, raporlarla idare ettiler. İzinli, izinsiz günler geçirdiler. Ben, Milli Eğitime gelen öğretmeni ve halkı azarlayan memurların, hizmetlilerin bu davranışlarına seyirci kalamam. Bunların alışkanlıkları, düzeni bozulunca, türlü yalanlarla huzurunuza geleceklerdir. Beni kurtlar sofrasında yalnız bırakacaksanız, hiç başlamayayım. Öğretmenlik müdürlükten daha iyidir… Öğrencilerimle çok iyi anlaşıyoruz. Bazı siyasiler tanıyorum. İşleri, güçleri sevmedikleri komşularını, dediklerini yapmayan devlet memurlarını şikâyet etmektir… Ben bu tip insanların yasal olmayan hiçbir işini yapmam. Doğru Yol ilçe başkanın ilkokul diploması yok… Bu sabah kahvede kulaklarımla duydum: Yeni atanacak müdürden, beş dakikada diploma alırım, diyordu. Ben, yasal hakkı olmayan diplomayı o adama vermem. Kim olursa olsun, yasal hakkı olmayan taleplerini karşılamam. Bu tip insanların şikâyetleri ile beni görevden alacaksanız, hiç başlatmayın. Ben öğretmen olarak kalayım. Başka bir arkadaş müdürlük yapsın… Birinci ricam bu efendim.
İkinci ricam bazı memurların davranışları ile ilgilidir… “Biz buranın yerlisiyiz. İstediğimiz müdürün ayağını kaydırırız. Dağa haber gönderir, kaçırtır, öldürtürüz” diye Hükümet konağının koridorlarında tehditler savuruyorlar… Hava atan bu memurları, koridorda dinlemekten usandım… Özellikle Süslü memur bunu çok yapıyor… Usta öğretici bayanların maaşlarından haksız kesintiler yapıyor… Daha önce kömürde yolsuzluk yaptıklarından dolayı buradan sürgün edilmişlerden biridir… Aradan zaman geçince siyasileri araya koyup Lice’ye geri dönmüşler. Ben bunlarla çalışamam. Başka yere gönderirseniz, istediğimizi yaparız diye hava atamazlar. Hırsızlık yapamazlar.
Kaymakam Bey beni büyük bir sabırla dinledi. İki çay daha söyledi. Çaylar geldikten sonra söze başladı:
— Öğretmenim senin bu açık sözlüğünü sevdim. Ben buranın yapısını iyi biliyorum. Sen benden daha iyi biliyorsun. Burada benden eskisin… Söz veriyorum, seni sonuna kadar destekleyeceğim. Seni yalnız bırakmayacağım. Hiç kuşkun olmasın. Dediğin kişiyi tanıyorum. Benim kulağıma da şikâyetler geldi. O kişiyi nereye verelim.
Düşünmeye başladım. Öyle bir yere göndermeliyiz ki kimseye zarar vermesin.
Koridorda nara atmasın. Usta öğretici bayanların maaşlarından kesinti yapmasın…
Aklıma Hükümet Konağının zemin katında bulunan Halk Kütüphanesi geldi:
— Kaymakam Bey, kütüphaneye verebilirsiniz. Orada para olayı yok. Kitap var. Oturunca boş zamanlarında kitap okur… Kütüphaneden kitap çalarsa satamaz… Belki çaldığı kitapları okur… Kitaplar huyunu değiştirebilir…
Kaymakam Bey gülümsedi:
— Süslü memura çok güzel bir yer buldun… Müdürlüğün hayırlı olsun.
—Sağ ol kaymakam bey. Sizi utandırmayacağım.
—Sana güveniyorum. Her sorunu birlikte çözeceğiz. Her zaman yanındayım…
İçimi dökünce rahatladım. Heyecanım, gerginliğim geçti…
Kaymakam Bey, yazı işleri müdürünü çağırdı:
— Yeni Milli Eğitim müdürümüz Mahmut Cantekin. Halk Eğitimdeki görevi de devam edecek…
— Yazısını yaz, getir…
Yazı İşleri Müdürü bana baktı. Kaymakam Beye cevap verdi:
— Hemen yazıp getiriyorum.
Kaymakam Bey:
— Süslü memuru Kütüphaneye gönderelim… Görevlendirme yazısını yaz. Zemin katta çalışsın. Sesini duymak istemiyorum…
— Emredersiniz efendim. Yazıp getiriyorum.
Yazı İşleri Müdürü odadan çıktı.
Kaymakam Bey ile sohbete devam ettik…
On dakika geçmeden iki yazı da geldi.
Kaymakam Bey iki yazıyı da imzaladı…
Ben ilçe Milli Eğitim Müdürü oldum…
Süslü Memurun yeni görevi, zemin katta bulunan Halk Kütüphanesi oldu…
Ben kaymakamlıktan çıkmadan, yazım yazılmaya başlanmadan ilçe Milli Eğitim Müdürü olduğum Hükümet Konağında duyulmuş…
Yeni makam odama geldim. Diğer daire müdürü arkadaşlar gelip tebrik ettiler… Tebrik merasimi bittikten sonra birlikte çalışacağım arkadaşları topladım:
—Arkadaşlar, dairemize gelen öğretmen ve vatandaşlara çok iyi davranılacaktır. Öğretmenler arasında ayırım yapılmayacaktır… Gelenlere bağırmak, kovmak, bu gün git yarın gel demek, kesinlikle yanlıştır. Bu koltukta oturduğum süre içinde bu tip davranışlar istemiyorum.