Sayın Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993 Cuma günü kahpe kurşunla vurulduğun tarihtir…
22 Ekim 1993 Cuma gününden Pazartesi gününe kadar yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı altı yazıyla anlatmaya çalıştım…
Bu yedinci yazımda Pazartesi gününden sonra yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı anlatmak istiyorum…
Pazartesi günü bir söylenti hızla yayıldı:
— PKK intikam için Cuma günü Lice’yi basacak, haftasında Licelilerin intikamını alacak…
Bütün Liceliler bu söylentiye inandı… Telaşa düştü…
Lice’den gitmek için her yola başvurdular…
Bütün koşullar zorlandı…
Salı gününden Cuma gününe kadar Lice’nin her sokağında on- on beş kamyona ev yükleniyordu.
İnsanlar doğduğu, büyüdüğü, yarınlarına yatırım yaptığı toprakları terk ediyordu…
Bir ilçe boşalıyordu…
Evi yananlar da gidiyordu…
Evi yanmayanlar da gidiyor0du…
Sığınacak yerleri olanlar da gidiyordu…
Sığınacak yerleri olmayanlar da gidiyordu…
Ben, binlerce askerin olduğu yere PKK’nın baskın yapacağına inanmadım. Kimse de beni inandıramadı…
Yüreğim bana “gitme, kal, korkma” dedi… Hiçbir yere gitmedim. Kaldım.
Kamyon parası olmayanlar bilezik, küpe ve yüzüklerine güvenerek kamyon çağırıyorlardı. Diyarbakır’da bozdurur ücretini öderiz, diyorlardı.
Diyarbakır’da sığınacak yerleri olmayanlar eşyalarını sokağa, boş arsalara bırakacaklarını söylüyorlardı.
Öyle de yaptılar… Diyarbakır’ın sokakları, yarım kalmış inşaatları, boş dükkânları, arsaları Licelilerin evi oldu…
On bin nüfusu olan Lice’de Cuma günü 100 – 200 ihtiyar kalmıştı…
Cuma günü ve gecesi kimse Lice’yi basmadı…
Bir tek kurşun sesi bile duymadık…
Basın Lice’ye geldi. Refah Partisi Lice ilçe başkanı, yanan işyerinin önünde duruyordu… Yılların alın terinin küllerini seyrediyordu… Beş kardeş de esnaftı… Üç işyeri vardı… Üç işyeri yakılmıştı… İki kardeşin de evi yakılmıştı…
Refah Partisi Lice ilçe başkanına gazeteciler sordu:
— Lice’yi kim yaktı? Lice’ye PKK girdi mi?
İşyerleri yakılmış, evleri yakılmış, gözaltında kardeşi dövülmüş ilçe başkanı Hacı, korkuyu yenmişti. Kaybedecek bir şeyi kalmamıştı…
Gerçeği haykırdı:
— Evlerimizi, iş yerlerimizi timler, askerler ve polisler yaktı. PKK’nın Lice’ye girdiği ve karşılıklı çatışma olduğu kesinlikle yalandır. İnsanlarımızı ve hayvanlarımızı timler, askerler ve polisler öldürdü. Lice’de on bin asker ve polis var… İki gün bir gece yağma, yakma, atış, ölüm devam etti… PKK İki gün bir gece Lice merkezde kaldıysa, on bin asker polis kümeslerde mi saklandı… Bahtiyar Aydın komando taburunda öldürüldü, deniyor… Kendileri öldürmüştür… Caddede, sokakta bir tek asker ve polis ölmemiştir… Yaralanmamıştır…
Sevilen ve askerlerin alışveriş yaptığı marketin sahibi olan başkan, timlerin baş hedefi oldu. Kaymakam ve bazı komutanlar başkanı helikopterle Lice’den kaçırdılar…
Öğrencilerimiz, Demirçelik İlkokulunun kapısının açık olduğunu haber verdiler… Bazı çocukların okulun eşyalarına zarar verdiğini söylediler…
Okula gittim. Önemli evraklarımızı bir odaya topladım… Kapıları kapatıp tellerle sağlamlaştırdım… Yılların öğrenci kütük defterleri, sınıf defterleri, demirbaş defterleri, yazışmalar bizim için önemliydi…
Okulumuz eğitim yapılamayacak duruma gelmişti…
DEP milletvekilleri ve Belediye Başkanı Nazmı Balkaş Lice’ye girmek için çok uğraşmışlar. İzin almışlar… Geldiler…
Milletvekilleri birçok gazeteci de getirmişti… Kameralarla yakılmış evlerin belediyenin, işyerlerinin görüntüsünü aldılar.
Sayın Tuğgeneralim, sen vurulduktan 15 gün sonra Mehmet Ağar ve Necdet Menzir bir ekiple Lice’ye geldi…
Virane çarşıda, yanmış bir kahvenin önüne emniyetten sandalye getirildi. Polisler, 25 -30 ihtiyar Liceliyi topladı, getirdi… İhtiyarlardan çok sivil polis vardı…
Resmi giyimli timlerin sayısı sivil giyimlilerin iki katıydı…
Uzaktan izledim, dinledim…
Mehmet Ağar, ihtiyarlarlarla resmen dalga geçiyordu:
— Devlet babadır… Babalar çocuklarını hem döver, hem de sever… Bizimkiler çok yanlış yapmış… Teröristlerin yüzünden bunlar başınıza geldi… Suçsuz insanlar da çok zarar görmüş… Size söz veriyorum. Devlet bütün zararlarınızı karşılayacak… Lice eskisinden daha güzel olacak…
Mehmet Ağar’la gelen birkaç gazeteci vardı. Onlar da Mehmet Ağar’ı değil, kendisini uzaktan izleyen biz birkaç kişiye soru sormaya çalışıyorlardı…
Gazeteci hangimize yanaşsa, beş-altı tim etrafımızı sarıyordu…
Sordukları sorulara cevap vermeden, timler gözümüze bakıyordu…
“Söz gümüşse sükût altındır” atasözüne riayet etmeyenler, başlarına neler geleceğini biliyordu…
Dumanlı havada insan canının bir sinek kadar değeri yoktu…
22 Ekim 1993 Cuma günü Lice’ye dışardan çok asker geldi…
Bir askerle daha sonra ki günlerde sohbet ettik.
Kendisine sordum:
— İşyerleri yakılmadan çok eşya alındı… Lisenin üçüncü katından sizi izledik… Ganimetten sen neler aldın?
— Ben seyyar birlikte askerdim. Cuma günü bizim birlik Genç ilçesi kırsalındaydı… Lice’ye Cumartesi günü kavuştuk… Komando taburu koğuşlarında kaldık… Taburda her askerin başucunda yakılan işyerlerinden alınan eşyalar vardı… Yükte hafif, pahada ağır şeylerdi… Lice çarşısı Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece yakıldı… Yani bizden önce yakılmış… İşyerleri yakılırken görevli olsaydım, Allah’tan korktuğum için bir paket sigara bile almazdım…
Sayın Tuğgeneralim, yıllar sonra öğrendiğim bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum.
Bir hemşerimle, 22 Ekim 1993 Cuma günü Lice’de yaşadıklarımı konuşmuştuk. Avrupa’ya gitti.
PKK’dan ayrılıp Avrupa’ya yerleşen bir kişi ile arkadaş olmuş.
Lice yakıldığı gün, PKK saflarında Lice dağlarındaymış…
PKK’lı o günü hemşerime anlatmış:
— 22 Ekim 1993 Cuma günü Bahtiyar Aydın vurulduğunda, ben Lice dağlarında PKK saflarındaydım… 300 kişiydik. Askerlerin operasyona çıktıklarını telsizde duyduk. Sonra operasyona çıkanları geri çağırdılar… Lice’nin üstünden alev ve duman yükselmeye başladı… Lice’yi yakıyorlardı… Toplantı yaptık… Lice’deki olaya müdahale edip etmemeyi tartıştık… Tartışma çok hararetli geçti. Müdahale etmeme kararı alındı. Karşıdan seyrettik…
Yıllar sonra Refah Partisi Lice ilçe başkanının kardeşleri Lice’de bir market açtılar… İşlerini tekrar kurdular…
PKK’lı bir canlı bomba işyerlerine girdi. Üstündeki bombayı patlattı. Kardeşlerden biri ağır yaralandı.
Bir taraf işyerlerini, evlerini yaktı… Diğer taraf yeniden kurulan işyerine canlı bomba gönderdi…
Bu aile iki taraftan da büyük zarar gördü…
Lice boşaldıktan sonra Lice’de kalan, gittikten sonra dönen bazı Licelilerin yaptıkları yanlışı yazmazsam, vicdanıma hakaret etmiş olurum…
Virane Lice’de leş kargaları türedi…
Bazı açgözlüler, yanmış ve sağlam boş barakaların çatılarındaki sacları, sabah namazı dönüşlerinde evlerine taşıdılar…
Bir kişinin namaz dönüşü biriktirdiği sac sayısı üç yüzü geçti…
Namaz için mi camiye gidiyordu, dönüşte üç-dört sac getirmek için mi camiye gidiyordu, çözemedim…
Komşularının, hemşerilerinin su sayaçlarını söktüler… Yanmış evlerden geriye kalan karyola, buzdolabı vb. demir parçalarını aldılar, sattılar…
İlçe yanmadan önce Lice’de hurdacı görmemiştim. Lice yandıkça hurdacılar çoğaldı…
Bu işte beni yaralayan şudur: Bazı ailelerin çocukları bu işi ilerletince, anne, babalarının, “oğlumuz tüccar oldu” diye övünmeleriydi…
Hayatımda leş kargalarını hiç sevmedim. Tiksindim. Midem bulandı…
Sayın Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, senden sonra Lice’de yaşananları kalın çizgilerle anlatmaya çalıştım… Detaylarına girilirse yüzlerce sayfa yazmak gerekir…
Senin ailenin neler yaşadıklarını tahmin ediyorum… Onların acını yüreğimde duyuyorum…
Sevgili komutanım, sana sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum…