YÜZBAŞI

 

 

            Yüzbaşı orta boylu, etine dolgun, sarışın bir subaydı. Babasının Demokrat Parti ve Adalet Partili olmasıyla övünürdü. Sakallı babasını Lice’ye getirdi… Lice çarşısında gezerken, “ben hacı, dindar bir babanın Müslüman çocuğuyum”  havasındaydı…

 

            Tunceli ili, Ovacık ilçesinden Lice’ye gelmişti. Ovacık’ta kahramanca mücadele ettiğini anlatırdı. Her toplantıda Ovacık’ta yaşadığı iki olayı anlatmasa dayanamazdı.

            Bunlardan birincisi, çatışmada mermisi biten bir gencin kafasına kurşun sıkarak öldürmesiydi:

            — Çatışmaya girdik. On altı–on yedi yaşlarında bir genç gördük… Mermisi bitti. Teslim olmak istemiyor. Baktım kaçacak. Gizlice yaklaştım.  Beynine sıktım.

 

            Muhtarlarla yaptığı bir toplantıda aynı olayı anlattı ve ekledi:

            — İçinizde PKK ile ilişkisi olanlar var, ben biliyorum. Gidin, onlara söyleyin. Ovacık’ta kafalarına nasıl kurşun sıktıysam, burada da kafalarına öyle kurşun sıkacağım.

 

            Sık anlattığı ikinci olay da şöyle gelişmişti:

            — Kaynım, Ovacık’ta bizimle kalıyordu. Okula gidiyordu. Operasyon bitti. Yorgun halde eve döndüm. Evde herkes uyuyordu. Elbiselerini çıkaran kaynım, sandalyenin üstüne koymuştu. Cebinden düşen cüzdan dikkatimi çekti. Açtım, baktım. Aman Allah’ım. Aman Allah’ım. Operasyondan dönen benim evimde, bölücü başı Apo’nun resmi var. Kendimi kaybettim.  O sinirle kaynımı uyandırdım. Bağırdım. Çağırdım. Bunu iyice sıkıştırdım.

 

            Kaynım anlatmaya başladı:

            — Okul arkadaşlarımla top oynamaya gittik. Ben oynamadım. Top oynayan bir arkadaşım, maç bitene kadar cüzdanım sende kalsın, dedi. Maçtan sonra almayı unuttu. Enişte, ben cüzdanın içine bakmadım, diye yalvarmaya başladı. Kaynımın yüzünden Apo evime kadar girdi. Ortaokul öğrencilerinin bile beynini yıkıyorlar. Kaynımı hemen memlekete geri gönderdim.

           

            Yüzbaşı bütün memurların ve askerlerin namaza gitmesi gerektiğini savunuyordu. Halkı kazanmanın tek yolu, onların dini duygularını kullanmaktan geçiyordu. Kendilerini halka sevdirmek isteyenlerin bu yolu kullanması şarttır…

 

            Yüzbaşı bu taktiği Lice’ye gelir gelmez uygulamaya koydu. Yanına korumalarını alarak namaza gitmeye başladı. Bu taktiği bir süre başarılı oldu. Cuma namazlarını hiç kaçırmazdı.

 

            Yüzbaşı, tarikatçı geçinen öğretmenleri çok severdi. Bunların bir kaçını tayini çıkana kadar jandarma bölük komutanlığının yatakhanesinde barındırdı. Astsubayların yatakhanesini tahtayla ikiye bölmüştü… Bir tarafında astsubaylar, diğer tarafında tarikatçı geçinen öğretmenler kalıyordu. Tarikatçı geçinen öğretmenler sabaha kadar tarikat kasetleri dinler, uyumak isteyen astsubayları rahatsız ederdi… Astsubaylar, Yüzbaşının korkusundan bir şey diyemezlerdi. Tarikatçı geçinen öğretmenlerle aynı yatakhaneyi paylaşan astsubaylar, bir sohbet sırasında şöyle demişlerdi:

            — Yüzbaşının gittiği gün, o daha Diyarbakır’a kavuşmadan bu tarikatçı geçinen üçkâğıtçı öğretmenleri jandarmadan kovacağız. 

            Bu tarikatçı geçinen öğretmenler, okul müdürlerini, öğretmenleri yüzbaşıya şikâyet ederlerdi.

            Bir gün bu öğretmenler, okul müdürleri solcudur, bizi namaza göndermiyorlar diye şikâyet etmişler…

            Yüzbaşı, bana telefon ederek tehditler yağdırdı:

            — Bazı dinsiz okul müdürleri, namaza gitmek isteyen öğretmenleri engelliyorlarmış. Ayaklarını denk atsınlar, onları sinek gibi ezerim. Bu işi hemen çöz ve sonucu bana bildir.

 

            Ben telefon zinciri çekerek, namaza gitmek isteyen öğretmenlerin isimlerini bir liste halinde, milli eğitime gönderilmesini istedim.

            Bir saat geçmeden, listeler elimdeydi. Ben listedeki isimleri okudukça gülüyordum. Listede kimler yoktu ki; meyhaneden kalkmayan öğretmenler, Liceliler Kürt olduğu için ders vermek istemeyen ırkçılar, dinci geçinip geceleri bira şişelerini arka arkaya boşaltanlar ve tarikatçı geçinen öğretmenler.

            Lice’de görevli bir elin parmağı kadar öğretmen adını listelere yazdırmamıştı.  

    

            Dinci geçinen bir partinin Diyarbakır ikinci il başkanı müteahhitlik yapıyordu. Lice’de ihale alma yolları arıyordu.

            Hükümet binası önünde karşılaştık.

            Kırk yıllık dostmuş gibi yanıma geldi:

            — Nasılsın müdürüm.

            — İyi diyelim de, bizler de sizin gibi iyi oluruz.

            — Müdürüm, sabah taşlamaya başlama. Haftaya büyük bir ihale var. Onu almalıyım…

            — Elindeki bu hediyeleri kimlere götürüyorsun.

            — Hepsini Yüzbaşıya götürüyorum… Genel merkezden aradılar. Yüzbaşı bizdenmiş. Tanışmamı söylediler. Bizimkilerin selamını götüreceğim. Bu kadar ihale varken, eli boş gidecek değilim. Çok işim düşecek. Yüzbaşı bu ilçenin kralıdır…

            — Sen işini bilirsin…

            — İşler böyle yürüyor müdürüm, senden başka haram yemem deyip bizden kaçan yok.

            — O tip ilişkiler, bazılarının midelerine iyi geliyor. Benim beynimin hücrelerine ters düşüyor. Kusura bakmayın. Haydi, götür hediyelerini, geç kalacaksın…

 

            Resmi bir bayram kutlanacak. Protokol mensubu komutanlar, subaylar, belediye başkanı, emniyet amiri, daire amirleri kaymakamın makam odasında törenlerin başlama saatini bekliyoruz… Makam odasına getirilen sandalyeler yetmedi. Ayakta duranlar var.

            Kaymakam, komutanlar sohbet etmekte, herkes onları dinlemekte, kimin ne dediğini o kalabalıkta anlamaya çalışmaktalar. 

 

            Bir ara söz gazeteci yazar Uğur Mumcu’dan açıldı…

            Yüzbaşı:

            — Uğur Mumcu komünistti. Teröristleri destekliyordu, dedi.

            Lice’de dürüstlüğü, insan severliği, haksızlığa karşı tavırları ile çok sevilen bir binbaşı hemen tepki gösterdi:

            — Sen hiç Uğur Mumcu’nun kitaplarını okudun mu? Bir kitabını, bir yazısını okumadığın insanı nasıl karalayabiliyorsun. Nasıl dil uzatabiliyorsun.

            Tartışmanın sertleştiğini gören, tugay komutan yardımcısı Albay, hemen araya girdi:

            — Böyle mutlu bir günümüzde, bu konuyu tartışmayalım. Kendi aramızda daha sonra tartışırız.

            Binbaşı ile Yüzbaşı tartışmayı kestiler.

 

            Kaymakam Bey izine çıktığı zaman, yerine yüzbaşı vekâleten bakardı. Evrak götürmüştüm. Yüzbaşıyla oturup sohbet ettik… Yüzbaşı çok durgundu. Durgunluğu hastalığından değildi… Bütün subaylar hastaydı. Tugay komutanı, birinci tabur komutanı aylarca hastanede kalmışlardı. Yüzbaşı ilk defa beni şaşırtan şu cümleleri kullandı:

            — Bak müdür bey. Sen de her gün görüyorsun. Bize uyku yok. Doğru dürüst yemek yok. Yengeni tanıyorsun. İki çocuğumu tanıyorsun. Onlar da benimle birlikte rezil oluyorlar. Bizim komutanlar rahat makamlarında öldürdüğümüz bir teröristi, on terörist yapıp ikramiye alıyorlar. Terfi alıp yükseliyorlar. Biz bu savaşta acıları çekiyoruz. Kaymağını komutanlarımız götürüyor… Bu kaymak için savaşın bitmesini istemiyorlar.

 

            Telefon çaldı. Tugaydan çağırıyorlardı. Kalktı. Yüzbaşının bir diğer yönünü tam öğrenecekken, gelen telefon yüzünden kaçırdım…

            Yüzbaşı jandarmaydı. Jandarma sınıfından olmayan subaylar, jandarmanın güç kullanmaktan başka bir şeye aklı ermediğini söylerlerdi…

 

            Genellikle kritik kararlar alınacağı zamanlar, kaymakamlar izine ayrılırdı… Kaymakam Bey izine çıktığı zaman, yerine yüzbaşı vekâleten bakardı.

            Örnek olarak gönüllü koruculuk, kaymakamın Lice’de olmadığı zamana denk getirilerek, dayatıldı.

 

            Kaymakam yine izine ayrılmıştı. Yüzbaşı kaymakamın koltuğunda oturuyordu. Okul müdürleri ile birlikte bayram hazırlığını yüzbaşıya anlatıyorduk…

            Telefon çaldı. Karakoldan arayan asker, bir bayan adı vererek kendisi ile görüşmek isteğini söyledi.

            Yüzbaşı:

            — Bağla, dedi. Ben yüzbaşı.

            — ?

            — İyiyim, sen nasılsın.

            — ?

            — Baban bizim nezarette yatıyor…  Onu geberteceğim. Bu yaşta ona teröristlere yardım yataklıktan ceza yedireceğim.

            — ?

            — Söz mü?

            — ?

            — Peki, senin hatırına bu seferlik bırakacağım. Bir daha elime düşerse, ne olacağını sen benden daha iyi bilirsin.

            — ?

            — Önemli değil. Ben senden memnunum. Ne kadar çok çalışırsan daha çok sevinirim.

            — ?

            — İyi günler.

 

            Yüzbaşı telefonu kapattı. Okul müdürlerine döndü:

            — Kızı bize çalışıyor. Yetmiş beş yaşındaki babası, teröristlere yardım ediyor. Terörün silahla çözüleceğine inanıyordum ama artık inanmıyorum. Sağgöze mevkisinde iki yüz terörist öldürdük. Aradan on gün geçmedi. Tam dört yüz terörist öldürülenlerin yerine geldi… Bu iş silahla çözülmez. İş, siz eğitimcilerin çalışmasına kaldı. Çok çalışmalısınız. Bu vatan için ölecek gençler yetiştirmelisiniz. Hepsinin beyinlerini yıkamalısınız. Türk olduklarını, buraların Türk toprağı olduklarını beyinlerine sokmalısınız.

 

            Yüzbaşı İstanbul’a gitti. Sıfır bir araba aldı. Lice’ye döndü. Birkaç arkadaş hayırlı olsun demeye gittik. Şu olayı anlattı:

            — Sıfır araba aldım. Fazla gaza basmadan Diyarbakır Seyrantepe’ye kadar kazasız belasız geldim. Sebze, meyve almak için bir manavın önünde durdum. Taksiyi yolda bırakmadım. Manavın önüne doğru aldım. Manava girdim. Aldıklarımı tarttırırken, küt diye bir ses duydum. Döndüm baktım. Minibüs benim sıfır taksiye çarpmış. Koştum. Tuttum şoförün yakasından, aşağı indirdim…

            Bağırdım:

            — Benim sıfır arabaya niye vurdun?

            — Ağabey görmedim. Bir kaza oldu.

            — Nerelisin?

— Liceliyim.

 

            Liceliyim deyince çıldırdım:

            — Liceliler beni Diyarbakır’da da mı rahat bırakmayacaksınız?  Sizden kurtuluş yok mu? Beni tanıyor musun? Ben Lice Yüzbaşısıyım. Şimdi sana ne yapayım?

            — Komutanım sizi tanımıyorum. Adınızı çok duydum. Zararınız ne ise hemen ödeyeyim. Kaza oldu. Kasıtım yok, yemin ederim.

 

            Arabaya tekrar baktım. Önemli bir şey yok. Adam korkudan ölecek. Başıma bela olacak. Diyarbakır’ın içindeyiz…

            Bağırdım:

            —Allah belanı versin. Çabuk çek git buradan. Şoför arkasına bakmadan gitti. Arabayı sanayiye götürdüm. Yaptırdım. Kendi kendime düşünüyordum; bu Licelilerden bana kurtuluş yok. Adam İstanbul’a gideceğimi, sıfır araba alacağımı, o saatte Seyrantepe’de olacağımı, sebze-meyve alacağımı, arabayı oraya park edeceğimi sanki önceden biliyordu. Bu ne hikmettir Allah’ım. Gel de şaşma…

 

            Mersin’den Lice’ye siyasi bir polis memuru atanmıştı… Benim hakkımda yüzbaşıya bilgi vermiş:

            — Mahmut Bey solcudur… Mersin’de sürekli gözaltına alırdık. İşkence ederdik. Bilinçli bir devrimci olduğu için hiç konuşturamadık… Konuşmadığı için her defa bırakmak zorunda kaldık. Böyle bir kişiyi nasıl müdür yaptınız?

            Yüzbaşı gittiği bir köy okulunda, polisin anlattıklarını öğretmene anlatmış.

            Eklemiş:

            — Sizin müdür çalışkan, dürüst, çok namuslu bir kişidir. Solcu olduğunu öğrendim, şaşırdım. Keşke solcu olmasaydı. Emniyet amiri Süleyman duymuş,  ona rahat vermez.

 

            Sevdiğim bir komutan, beni uyardı:

            — Bir faili meçhule gitmeden tayinini iste ve git. Ben de bu yıl Lice’den ayrılıyorum. Ben gidersem seni bir gün yaşatmazlar… Korkumdan sana karışmadılar…

                

                 Hemen tayinimi istedim.

            Lice Cehennemi geride kaldı. O cennet gibi ilçe,  bazılarının yüzünden cehenneme dönmüştü… Tayinim çıkınca çoluk çocuğum bayram yaptılar…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir