ZORLA KORUCULUK–2

 

            Sabah, bize konuk gelen kayınpederimle daireye geldim. Öğle tatilinde Lice çarşısında beraber dolaştık…

            İnsanlar, komando taburunda ikinci gününü doldurdu.

Bırakılan memur arkadaşlarım, hala yaşadıklarının olumsuz etkisini üzerlerinde atamadılar… Memur arkadaşlara geçmiş olsuna gittim… Eski komşularımdan yaşlı oldukları için bırakılanlar vardı. Onları gördüm. Geçmiş olsun, dedim… Yaşadıklarını dinledim…

 

Milli Eğitim müdürlüğünde mesaimiz bitmek üzereyken telefonumuz çaldı. Avizeyi kaldırdım. Jandarma santraline bakan askerin tanıdık sesiydi:

            — Müdürüm, yüzbaşım seninle görüşmek istiyor.

            — Bağla görüşelim.

            — Müdür Bey iyi akşamlar.

            — İyi akşamlar komutanım.

            — YİBO’daki öğrencileri birkaç gece üçer-dörder yatır. Koruculara 100 yatak boşalt. Bu iş oturana kadar korucular YİBO’da kalacaklar. 

            — Komutanım, öğrencileri üçer-dörder yatırmamıza gerek yok. Dışardan gelen askerlere, dershanelerin ikinci katında serdiğimiz, yüzden fazla yatak var… Askerlerin yattığı koridora, o yatakları serelim, yatsınlar.

            — Olur, müdür bey. Hemen yatakları serdirin. Ortalık karardıktan sonra, korucuları oraya getireceğiz. İki gecedir uykusuzlar. Gelir gelmez yatarlar.

            — Tamam komutanım. Yataklar aynı katta bir sınıftalar. Korucuların gelmeden hazır olur.

            —İyi akşamlar.

— İyi akşamlar.      

 

Telefonu kapattım. YİBO’daki yöneticileri aradım. Yapılması gerekenleri söyledim. Mesai bitiminde gelir bakarım, dedim.

            Mesai bittikten sonra çarşıya indim. Görüştüğüm esnafların, vatandaşların morali çok bozuktu. Kiminin babası, kiminin kardeşi, kiminin oğlu korucu yapılmak için komando taburunda bekletiliyordu… Hastaneye kaldırılanlar arasında kimlerin olduğunu bilmedikleri gibi, dayağın devam ettiğini duymuşlardı. Herkes büyük bir endişe içindeydi.

 

Çarşıda evimizin ihtiyaçlarını alarak, toplama kampı dediğim YİBO’ya gittim. Yorgun, üzgün eve girdim.

Evimiz YİBO’da olmasaydı, komando taburuna götürülenlerin arasında olacaktım… Beni götürdüklerine fazla üzülmezdim… Lice’dir, normaldir derdim…

Mersin’den gelen, bizim konuğumuz olan yetmiş yaşındaki kayınpederim gözaltında perişan olurdu… Böyle bir olayı hiç yaşamadığı ve alışık olmadığı için hasta olan kalbi durabilirdi…

 

Evde, kayınpederim Lice çarşısında eski yaşlı komşularımdan duyduklarının etkisindeydi:

— Lice’de olmasaydım, gözümle görmeseydim, kulağımla duymasaydım yaşananlara inanmazdım… Siz burada nasıl yaşıyorsunuz. Allah burada yaşayanlara yardımcı olsun… Hayatları çok zor…

 

Aldığım eşyaları eve bıraktıktan sonra, dershanelerin bulunduğu ikinci kata çıktım. Koridorun bir ucundan diğer ucuna kadar yatak serilmişti. Her yatağa bir yastık ile bir battaniye konmuştu.

            Gönüllü korucu olmaya zorlananların yatakları onları bekliyordu.

 

            Güneş batıp ortalık kararınca YİBO’nun topraklı yolunda tozlar yükselmeye başladı. Silahları omuzlarına asılı Liceliler, askerlerin arasında ayaklarını yere vurarak YİBO’ya doğru geliyorlardı… YİBO’nun kapısına geldiklerinde, ilk günün utangaçlığı ve çaresizliği içinde, hepsinin başları önlerine eğikti…

 

 YİBO’dan içeri alındılar… Askerler, onları dershanelere doğru götürdüler. Onlar için özel hazırlanmış yatakhaneye çıkardılar.

            Gönüllü korucu olmaya zorlananların perişanlığını, çaresizliklerini uzaktan seyrettim…

 

Kendi çaresizliğime isyan ettim… Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Büyük moral bozukluğu içinde evime gittim. Ne yapacağını bilmiyordum. Yemek sofrası kuruldu… Kayınpederime saygısızlık olmasın diye sofraya oturdum… Boğazımdan bir lokma geçmedi…

 

Yarım saat kadar oturup düşündüm. Korucuların yanına gitmeğe karar verdim… Ne yaptıklarını, ne yapmayı düşündüklerini öğrenmek istiyordum.

            Dershanelerin dış kapısına geldiğimde, nöbetçi asker beni durdurdu:

            — Korucularla görüşmek yasaktır.

— Ben buranın sorumlusuyum. Milli Eğitim müdürüyüm… Subaylarınızla görüşeceğim. Yatak, battaniye ihtiyaçları olup olmadığını soracağım.

            — Hasan gel, Müdür Beyi götür. Subayımızla görüşecek.

— Buyurun müdür bey.

 

            Asker beni bir subayın yanına götürdü… Subay Dibekli ve Kumlucalı korucularla derin bir sohbete dalmıştı…

Beni götüren asker Hasan, subaya selam verdi:

            — Komutanım, müdür bey sizinle görüşmek istiyor.

— Tamam, asker sen git

 

            Subay bana döndü:

            — Buyurun Müdür Bey.

            — Yatak, battaniyeler yeterli mi?

            — Yeterli müdür bey.

            — Tuvaletler açık mı? Su var mı?

            — Hiç bakmadım.

            — Ben bakayım.

             Tuvaletlere bakmak için koridorun bir ucunda sohbet eden subayı, Kumlucalı ve Dibeklilerle baş başa bıraktım… Koridorun diğer başındaki tuvaletlere doğru yürüdüm…

 

1996

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir