ÖĞRETMENLER KURTULDU

 

 

Lice’ye atandığımda kiralık ev bulmak zordu… Boş evler de baraka evlerdi…  Beton kiralık ev yoktu… 

         Şaar Mahallesinde bir baraka ev kiraladım. 

Üç yıl bu baraka evde kaldım.

Bu evde Lice’nin üç sefer yakılışına tanık oldum…  Ben, eşim ve dört çocuğum ölümle köşe kapmaca oynadık… Ölümlerden döndük… Her sefer kurtulduğumuza inanamadık…

 

Beton evlerde sahipleri oturuyordu…

Lice yakıldıkça, evleri yanmayanlar da Lice’den taşındılar… Evler boşalmaya başladı… Kiralık evler çoğaldı… Diyarbakır’a göçenler kiracı aradılar…

Dördüncü yılımda Lice’nin Yenişehir Mahallesinde beton bir ev buldum. Bu eve taşındım. Geniş bahçeli güzel bir evdi…

Bu mahallede baraka evler olmasına rağmen, betondan yapılmış evler çoğunluktaydı… 

 

            Lice İlçe Milli Eğitim Müdürü olduktan sonra tehditler aldım…

Aldığım tehditler artınca, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’na (YİBO) taşınmak zorunda kaldım…

            Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Lice’nin batısındadır… İlçeye uzaklığı iki-üç kilometredir… Geniş bir alana sahiptir…  

YİBO ile ilçe arasındaki yolun bir kenarında ağaçlar vardır. İlçe ile YİBO yolunun iki tarafı tarladır. 

         

            YİBO’da çevre köylerden 250 öğrenci getirilmiş…

Okulun öğretmenleri okulun lojmanlarında kalmaktadır…

Lice’de görev yapan bazı öğretmenler, geldikleri gün YİBO’da kalmayı tercih ettiler… Hepsi bekâr öğretmen arkadaşlardı…

Can güvenliği açısından sonradan lojmanları tercih edenler oldu… Ailelerini memleketlerine götürdüler… Kendileri YİBO’da kaldılar…

Ben YİBO’da kalmak istemiyordum… Evli öğretmenler için uygun bir yer değildi… Can güvenliği açısından kalmak zorunda kaldım…

 

            YİBO’yu askerler resmen işgal etmiştir.

1. tabur ile destek taburu binalarımızın büyük çoğunluğuna el koyup yerleşmiştir…

Okulun bahçesi askerlerden, askeri araçlardan bir kışla görünümündedir…

Okula girmek için öğretmenler ve öğrenciler askeri kışla kimlik kartlarını göstermek zorundadır… Hepimize kışla kimlik kartı verdiler… Kendi yuvamıza kartla giriyoruz…

 Askeri kışla kimlik kartını gösterdikten sonra üst-baş araması yapılıyor… Okulun bahçesine girmek için her sefer aynı uygulamadan geçiyoruz…

 

Askeriyenin beslediği köpekler var… Bu köpekler bağlanmadıkları zaman çok tehlikeli oluyor… Birçok öğretmen ve öğrenci bu köpeklerin saldırısına uğradı… Isırılan öğretmenler, öğrenciler, Lice sağlık ocağında basit birer pansumanla YİBO’ya geri gönderiliyor…

 

Öğretmen ve öğrencilerin okulun bahçesinde olduğu gündüz saatlerinde köpeklerin bağlanması için uyardık… 

Köpekler bazen bağlandı, bazen salındı… Salınan köpekler bizlere saldırdı…

 

            Okulun bahçesinde tam kamp hayatı yaşanıyor… Evli öğretmenlerin eşleri ve çocukları balkona çıkamazlar… Pencerelerini kalın perdelerle örtmek zorundadırlar…

Öğretmenlerin oturdukları lojmanın gölgesinde oturan erler, çok küfürlü konuşuyorlar. Bu konuşmalar çok rahatsız ediyor…

 

            Köpekler, askeri elbiseli olanlara, rütbe farkı gözetmeksizin saygılı davranıyorlar. Onları kokluyorlar… Onlara kuyruk sallıyorlar… Onlarla çeşitli oyunlar oynarlar.

            Köpekler geceleri Lice merkezine gidiyorlar… Tavuk, hindi, horoz ne bulurlarsa boğazlayıp geri dönüyorlar…

            Licelilerin tavukları, hindileri, horozları birer ikişer eksiliyor…

 

Liceliler,“kimi kime şikâyet edelim” diyerek, şikâyet etmezler.

Tek çareleri kaldı. Kümeslerini, köpeklerin açamayacağı sağlamlıkta yapmaktı; onlar da öyle yaptılar…

 

Bir gün bu köpeklerden ikisi ölü bulundu.

            Köpeklerin ölüm haberini alan 1. tabur komutan yardımcısı Kemal Binbaşı, çılgına döndü. YİBO’ da yatılı kalan öğretmenleri düşman ilan etti…

            Bütün öğretmenleri toplayarak tehditler savurmaya başladı:

             — İki kahraman köpeğimi, iki yiğit köpeğimi siz şehit ettiniz. O köpekleri zehirleyen, vatan hainidir. Öğretmenler, aranızdaki vatan hainlerini bana teslim edeceksiniz. Size akşama kadar süre veriyorum. O vatan hainlerini, o katilleri, o teröristleri bana teslim etmezseniz, hepinizi YİBO yolunda tararım. PKK öldürdü diye cenazenizi memleketlerinize gönderirim.

            Öğretmen arkadaşlar çok korkmuş… Yalvarmaya başlamışlar:

            — Komutanım bizim haberimiz yok. İnanın haberimiz yok. Biz onlara yanaşamazdık.

            Kemal Binbaşı:

            — Siz beni kandıramazsınız. Aslanlarımı siz şehit ettiniz. YİBO yolunda hepinizi tarayacağım, taratacağım. Vatan hainlerini akşama kadar bana teslim etmezseniz, son duanızı okuyun. Şimdi gidin ve iyi düşünün. Vatan hainlerini istiyorum. O kadar.

 

            Ben Milli Eğitimde çalışıyordum. Öğretmen arkadaşlardan biri beni aradı. Heyecandan sesi titriyordu:

— Müdürüm, askeriyenin iki köpeği ölü bulunmuş. Kemal binbaşı bizi topladı. Akşama kadar köpeklerimi öldürenleri bulmazsanız hepinizi tararım, dedi. Müdürüm gel işe bir çare bul.

— Geliyorum!

            Makam arabasına bindim. YİBO’ya geldim.

Bir tek kurtuluşumuz vardı… Çok samimi olduğum ve korucu meleğimiz olan sevgili destek taburu komutanı binbaşından yardım istemekti.
            YİBO’da bulunan makam odasına gittim. Beni iyi tanıyan emir eri haber verdi. Destek taburu komutanı binbaşı beni kapıda karşıladı.
            Durumu olduğu gibi anlattım:
            – Sınıf arkadaşın bütün öğretmeleri kurşuna dizmeden yatıştır.
           Destek tabur komutanı:
            – Kemal binbaşı çatışmalardan çok etkilenen bir subay… Okulda sakin, efendi, iyi yürekli bir kişiliğe sahipti… Çatışmalardan çok olumsuz etkilendi. Ondan dolayı psikolojik sorunlar yaşıyor. Ben sakinleştiririm…

          Ben Destek Tabur komutanının odasında bekledim. Kendisi, Kemal binbaşının yanına gitti.
          Uzun süre bekledim. Geldiğinde yorgun bir hali vardı.
          Merakla sordum…
          — Kurtuldunuz, dedi…

         Öğretmenlerin köpekleri zehirlemediğine,  Kemal Binbaşıyı inandırmıştı.     Öğretmenleri taramaktan kurtardı.
        Odasında ayrılırken ağzımda şu cümle döküldü:    
        — Sağ olasın yürekli iyi insan. Sağ olasın değerli komutan.

        Az kalsın iki köpek yüzünden “ŞEHİT ÖĞRETMENLER” listesine onlarca kişi eklenecektik. 
        Destek taburu komutanına hayatımızı borçluyduk…


        Öğretmen arkadaşlar beni bekliyorlardı…
        Müjdeli haberi verdim:
        – Kurtulduk…

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir