Haftanın ilk günü makam odamda çalışıyorum… Diyarbakır Milli Eğitimden bizi ilgilendirsin ilgilendirmesin bir tomar yazışma göndermişler… Bizimle ilgili olanları ayıklayıp okullara göndereceğim… Bürokrasinin ne olduğunu işin içine girince daha iyi anladım…
Odamın kapısı vuruldu:
— Buyurun.
Dört tim silahları ile içeri girdiler. Bunlar da kim, niye gelmişler diye düşünürken biri sordu:
—Milli Eğitim müdürü Mahmut Cantekin ile görüşecektik.
— Benim.
— Bizi hemşerin tim gönderdi. Seninle tanışmak itiyoruz…
— Hoş geldiniz. Buyurun oturun.
— Hoş bulduk.
Oturdular. Çay söyledim. Sohbet etmeye başladık.
Bıyıkları iyice aşağı doğru sarkık olan orta boylu tim sordu:
— Burada solcu, ilerici, komünist, Kürtçü memur, öğretmen varsa adını bize ver, yeter.
Şaşırdım. Bozuntuya vermedim:
—Çok şükür, burada çalışanların hepsi Müslüman insanlar. Zaman, Türkiye gazetesi okuyorlar. Aksiyon dergisi okuyorlar.
Zayıf, uzun boylu, esmer tenli tim:
— Akit okuyan var mı?
— Var.
— Arkadaşın dediğini düşün. Tespit edersen bize söyle… Korkma, biz seni koruruz…
— Kimden korkacağım.
İri yarı, sarışın, sarkık bıyıklarıyla sürekli oynayan tim:
— Ortadoğu okuyan var mı?
— Var.
— Sen solcu, ilerici, komünist, Kürtçü memur ve öğretmen tespit edersen bize söyle. Hemen işini bitiririz. Sana karışan olursa, onları da bize söyle. Biz hal ederiz.
— Olur…
Biraz daha sohbet ettik. Timler kalktı, gittiler.
Onlar gidince bir sigara daha yaktım. Sinirimden elim ayağı titriyordu.
Yalnız kaldığımda dairemin kapısını kapattım.
Kendi kendime yüksek sesle söylenmeye başladım:
— Öğretmenlerini düşüncelerinden dolayı size şikâyet edecek kadar kişiliksiz miyim? Sizinle işbirliği yaparak benim gibi düşünmeyen öğretmen arkadaşlarımı öldürtecek hain miyim? Hemen listeyi hazırlıyorum. En başa kendi adımı, soyadımı yazıyorum. İki nokta üst üste koyuyorum. İki noktadan sonra büyük harflerle “DEMOKRAT” yazıyorum…
Sinirimden titreyerek devam ettim:
— Beyler, babanız Savcı Baki Tuğ 12 Martta Ankara sıkıyönetimde, kendi odasında beni karşısına aldı. 19 yaşında bir gençtim… Bana işbirliği ve ihanet teklif etti. Teklifine aynen şöyle bağırmıştım: Siz Amerika’ya satılıp uşaklık yapıyorsunuz. Benden arkadaşlarımı size satmamı istiyorsunuz. Biz sizin gibi satılık değiliz… Büyük bir inançla eklemiştim: İşkenceci başı meşhur Ümit Erdal beni “hain” yapamadı. Sen mi hain yapacaksın. Yaşasın bağımsız Türkiye…
Baki Tuğ ayağa fırlamıştı… İki kolumu tutan askerler arasında beni tokatlamıştı…
Büyük bir kinle bağırmıştı:
— Bu gün 18 arkadaşınıza idam verdik. Hepinizi asacağız.
— Asmazsanız namussuzsunuz, demiştim.
Hiçbir suçum yokken, benim bir satır ifadem yokken, aleyhimde tek bir ifade yokken beni tutukladı. Mamak cezaevine gönderdi…
Öfkem dinmiyordu. Devlet memuru devlet memurunu öldürelim, diyordu:
— 12 Eylül darbesinde işkence odasında şefleriniz işbirliği teklifi yaptığında ana avrat küfretmiştim. 45 gün işkencede tek bir insanı suçlamadım… Kimseye iftira atıp anlıma kara leke sürmedim. Kendimi kurtarmak için kimsenin günahına girmedim… Kimseye iftira atmadığım için 1402 sayılı yasayla öğretmenlikten atıldım… Aç kaldım… Perişan oldum… Dokuz sene açıkta kaldım… Mahkeme kararı ile öğretmenliğe geri döndüm. Keklik olmadım… Keklik olmayacağım… Buna kimsenin gücü yetmez. Ailemi paramparça ettiniz… Yok ettiniz… Sizinle işbirliği yapacağım öyle mi? Size hangi düşüncede olursa olsun bir öğretmenin adını vermem… Yanlış kapı çaldınız beyler… Yanlış kapı çaldınız…
Bir sigara daha yaktım. Kalktım. Volta atmaya başladım.
Timler kendileri gibi düşünmeyen memur ve öğretmenleri öldüreceklerini söylüyorlardı…
Ne yapmalıydım… Düşündüm ve kararımı verdim:
— Bütün yakmalara, taramalara direndin… Lice merkezde kaldın… Bütün yerli ve yabancı öğretmen ve memurlar YİBO’ya taşındı… Sen taşınmadın… Bu saatten sonra Lice merkezde oturamazsın… Sana biri iftira atsa kendini kurtaramazsın… YİBO’ya taşınmalısın. Timler YİBO’ya giremez… Askerler seni korur… Binbaşı arkadaşına sığınmalısın…
Akşam eve gittim… Eşimle ve çocuklarımla durum değerlendirmesi yaptık… YİBO’ya taşınmaya karar verdik…
YİBO’ya taşınmak için yüzbaşının oluru gerekliydi. Yüzbaşıya “timler beni öldürebilir, YİBO’ya taşınmak istiyorum” diyemezdim…
Yüzbaşıyı aradım:
—Lice merkezde benim ve çocuklarımın can güvenliği kalmadı. YİBO’ya taşınmak istiyorum.
Yüzbaşı biraz düşündü:
— Olur.
Bir Cumartesi günüydü. Bir traktöre eşyaları yükledim. YİBO’lu oldum.
Tam dört gün, evet tam dört gün sonra Diyarbakır merkeze bağlı Hantepe köyünde dört öğretmen arkadaşın ölüm haberini aldım. Dört genç faili meçhul oldu…